Bir düşü gerçekleştirmek…

Süleyman IŞIK 25 Mart 2018 Pazar, 06:08

Vazgeçmedim. İstanbul'da zirve olursa Bursa'da da olurdu. Zirve olmaz diyenlere 'Uludağ'a bakın; zirvenin kralı orada' diyordum.

Kör bir inat değil benimi. Onca sanayisine, insan gücüne, yarattığı katma değere karşın Bursa'nın itilmişliğine, İstanbul'un belirleyici hegemonyasına karşı bir isyandı sadece.

İyi de, hangi kapıya gitmeli? Çaldığım bütün kapılar yüzüme kapanmıştı. Başta karşı çıksalar da Peryön'deki Yönetim Kurulu üyesi arkadaşlarım 'Başkan gerisi senin bileceğin şey. Biz arkandayız' dediler.

Bu gelgitler arasında aklıma medyadan yararlanmak gelmişti. Bana öyle geliyordu ki, medyayı tavlarsam bazı kapalı kapılar açılabilirdi belki. Bursa'nın etkili gazetelerinden birine köşe yazıları yazmaya başladım. Derken gazeteye cumartesi günleri yayınlanan İnsan Kaynakları adlı bir ek hazırlığı başladı. Yazarlık derken peşinden editörlük geldi... Planım şimdilik yürüyordu.

Bir yandan da çeşitli danışmanlık ve fuarcılık şirketleriyle temastaydım. İnsanbilim Enstitüsü'nden Hakan Çelik ve Eventus'tan Yiğit Albaraz'la yoğun temaslar sonucu zirvenin fizibilitesini oluşturmuş durumdaydık.

Bütün iş, gazetenin genel yayın müdürünü kafalamaktaydı. Odasında kahve içerken acıyan bir bakış eşliğinde 'Ya son zamanlarda ne kadar çöktün farkında mısın? Hiç iyi görünmüyorsun' dedim.

İşlerin yoğunluğundan dem vurup çekmeceden çaktırmadan çıkardığı aynaya çaktırmadan baktı.

Bütün babacanlığımla, 'Yoo işin gücün de bir sınırı var. İtiraz yok. Bu hafta sonu bir Boğaz yapıyoruz. Balık-rakı yapıp döneriz' deyip itirazlarına aldırış etmeden yanından ayrıldım.

Odadan çıkar çıkmaz Hakan Bey'i arayıp cumartesi 15.00 için ofisinde randevu aldım. Randevuda Yiğit Bey de hazır olacaktı.

Cuma günü genel yayın müdürünü arayıp 'Gidiyoruz değil mi?' diye sıkıladım. Çoktan unutmuştu. Mırın kırın etse de aldırmadım.

Cumartesi erkenden gazeteye gidip beklemeye başladım. Nihayet geldi. Metazori biçimde arabaya bindirdim. Sağdan soldan sohbetler ve Kavaklar'da balık-rakı-midye tava faslından sonra bir yere uğramam gerektiğini söyleyip Hakan Bey'in Caddebostan'daki ofisine geldik.

Tanıştırma faslından sonra insan kaynakları zirvesinin Bursa'da yapılabilirliği üzerinde Hakan Bey ve Yiğit Bey'le tartışmaya başladık. Genel Yayın Müdürü, önce öylesine dinledi, derken kulak kabartmaya, ardından sorular sormaya başladı. 'Tamam' dedim içimden. Balık zokayı yuttu.

Bir saat geçmeden medya grubu ile Peryön Bursa Şubesi, İnsanbilim Enstitüsü ve Eventus yetkilileri protokole imza koymuşlardı.

Yol boyu konumuz bu zirveydi. Ertesi sabah, genel yayın müdürünün telefonuyla uyandım. Kızgındı. 'Bana dün bir şeyler imzalatmıştınız. Gel de anlat bakalım neymiş bu konu' diye çağırdı. Bütün gün, bu konuda açıklama yapmama karşın, 'Bizim ne işimiz var insan kaynaklarıyla zirveyle? Sana uyduk, nasıl çıkacağız bakalım işin içinden' diye zırlandı durdu.

Bu arada, bir şirketler grubunda insan kaynakları müdürlüğü görevini yürütmekteydim. Hafta sonları gazetede insan kaynakları ekini hazırlıyorum ve zirveyle ilgili çalışmalara katılıyordum. Zirveyle ilgili işler arpa boyu ilerlemiyordu.

Bir öğle vakti, genel yayın müdürü aradı. Sesi öfkeliydi. 'Bu işi başımıza sen açtın. Gel temizle' dedi. 'Zirveye 24 gün kaldı. Ne stant satıldı, ne bir tane katılımcı var. Konular-konuşmacılar bile belli değil. Sana akşama kadar süre. İşinden istifa et, zirve için çalışan grubun başına geç'.

Bir işe kalkıştık, dönmek olmazdı. Sağlık sorunlarını bahane ederek işimden güç bela ayrıldım. Geceli gündüzlü bir mesai dönemi başladı.

Daha önce bizi başından savan Üniversite, Ticaret ve Sanayi Odası ana sponsorlarımız oldu. Onlardan cesaret alarak Türkiye İş Kurumu da. Oluşturduğumuz pazarlama grubu bana bağlandı. Hayatımda ilk defa bir pazarlama faaliyetini yönetmek zorunda kalırken, elde bir sürü broşürle şehir şehir stand ve kongre katılımı pazarladım.

Derken konuşmacılar ve konularla ilgili hummalı çalışmalar başladı. Açış konuşmasını, Üzeyir Garih, Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Celal Sönmez, Türkiye İş Kurumu Genel Müdürü Dr. Necdet Kenar ve bizim medyanın genel yayın müdürü yapacaklardı.

Konuşmacılar birbirinden ünlüydü. Michael West'ten, Waheed Ahmad'a, Gülsün Zeytinoğlu'dan Kaya Turhanoğlu'na, Stephen Bray'e kadar alanında uzman 11 konuşmacının konuşma yapması planlandı.

Zirve 3 gün sürecekti. Bunun 2 günü kongre oturumlarından oluşacaktı. Son gün ise üniversite öğrencilerine yönelik kariyer günleri yapılacaktı.

40'a yakın firma da 3 gün boyunca katılımcıların gezip bilgi alabilecekleri ya da CV doldurtabilecekleri stantlar açacaktı.

Son 2 gece heyecan ve yorgunluktan gözümü kırpmamıştım. Benimle birlikte medyadaki arkadaşlar, Peryön Bursa Şubesi'nin özverili yöneticileri de yorgunluktan bitap düşmüşlerdi.

Vee sahne.

Klasik açılış konuşmalarından sonra ilk oturum Üzeyir Garih'indi. Salon tıklım tıklımdı ve herkes pür dikkat kesilmiş dinliyordu. Üzeyir Bey, o gün müthiş formdaydı. İzleyenler mest olmuştu ancak biz kıvrım kıvrım kıvranıyorduk. Çünkü, 45 dakika konuşması gereken Üzeyir Bey bir saati çoktan aşmıştı, susacağı da yoktu. Üzeyir Bey'den sonraki oturumda konuşacak olan Michael West'in programdaki sarkma dolayısıyla bineceği uçağa yetişememe riski vardı.

Birinin Üzeyir Garih'i konuşmasını bitirmesi için işaret etmesi gerekiyordu ama kim? Hakan Bey, Yiğit Bey ve ben aramızda kura çektik. Kura bana çıkmıştı. Seyirciler Üzeyir Bey'i öylesine huşu içinde dinliyorlardı ki araya girmek olmazdı. Üzeyir Bey 'Böyle ilgili bir kitleyi bulmuşum akşama kadar konuşurum' deyince bizde bet beniz atmıştı.

Diğer taraftan Michael mızıldanıp duruyordu. Çare yok, konuşmasını sona erdirmesini istirham eden bir not yazıp kürsüye doğru yürümeye başladım. Kürsüye 1 metre kala Üzeyir Bey durumu anlamıştı. 'Tamam tamam. Susmamı istiyorsunuz. Toparlıyorum' dedi. Yerime dönerken bir an salondakilerle göz göze geldiğimde nefret dolu bakışların üzerimde odaklandığını fark edip ürktüm.

3 gün dolu dolu etkinliklerle geçti. Bir ilkti ve başarmıştık. Bu etkinlik sayesinde Peryön sürekli gündemde kalmıştı ve neleri başarabileceğimizin farkına varmıştık.

Bu yıl Zirve 14.sü düzenleniyor. Kısacası Bursa ve Uludağ'a zirve yakıştı. Bu zirvenin diğer en anlamlı yanı ise, zirveleri Anadolu'ya taşıma mücadelesinin ilk meyvesi olmasıydı.