Bir tavuk Bir sekreter!..

Süleyman IŞIK 23 Ekim 2016 Pazar, 06:28

PAZAR'LIK

İşim gereği sık seyahat ederim. En çok gittiğim yer ise Karadeniz bölgesidir. Bir gün Ordu'dan Samsun'a geldim. Oradan uçakla İstanbul'a geçeceğim. Biraz erken gelmişim. Akşam 20.00'den önce uçuş olmadığı için alanda sadece polisler vardı. İçeriye girelim, bekleyelim talebimi güvenlik gerekçesiyle uygun görmediler. 

Biz polisle sonuçsuz kalacak ricalar-yassahhemşerimlere dalmışken yanımıza gelen komiserin gözü benden bavuluma, ondan da içinde Terme pirinci olan büyük siyah poşete kaydı. Gözüyle poşeti işaret ederek sordu: 'Ne var bunun içinde?''Terme'den Pirinç aldım' dedim'Hanım sipariş verdi de...'

Komiser bıyık altından gülerek diğer polise 'Buna da şükür' diye seslendi. İşin içinde iş vardı. İşkillenip sordum: 'Hayırdır, bir tuhaflık mı var, neden güldünüz?'

Komiser diğer polisle işmarlaşıp geçiştirdi: 'Yok yok... Size güldüğümüzden falan değil inanın. Dün burada ilginç bir şey oldu da...' Üsteleyince anlattı:'Dün akşam bir amca geldi. Güvenlik kontrolü yapıyoruz. Elinde bir tavuk, bir de horoz. Üstelik canlı. Girmek istedi. İzin vermedik. Açıklamaya çalıştık ama kime anlatıyorsun? Biz yasak diyoruz, amca torunlara götüreceğim diyor. En sonunda baktım anlamıyor - 'Amca, neden zorluk çıkarıyorsun? Hava alanına canlı hayvan sokmak ve uçağa bunlarla binmek yasak'  dedim.

Merakla sordum: 'Eee, sonra ne oldu?' Komiser, 'Ne olacak?' dedi. 'Amca önce tavuğun, sonra da horozun boynunu koparıp -İşte artık canlı değiller- dedi. Şok olmuştuk. Ortalık kan gölüne döndü. Kuyrukta yaşlı bir karı-koca turist vardı. Kadın bayıldı. Bağırış çağırış amcayı geri çevirdik. -Tavukları dışarıda bir yere bırak seni öyle alalım- dedik ama dinletemedik. Zaten o hengâmede uçak da kalktığından amca bizi kalaylaya kalaylaya evine döndü...

Uçur beni Nilgün

Sarışın sekreter hikâyelerini bilirsiniz. Genelde harbi sarışınlara haksızlık edildiğini düşünmüşümdür. Saç rengi sık sık değişse de, özellikleri o hikâyelerdekiyle örtüşen bir sekreterim vardı. Adı Nilgün.

O gün odamda bir yığın konukvardı. Bir yandan konuşulanlara kulak verirken diğer yandan da işlerimi nasıl toparlayacağımı düşünüyordum. Çünkü akşama Samsun'a gitmem gerekiyordu.

Nilgün, her zamanki dalgın haliyle 'Bu akşam sizi uçuracağım'diyerek odaya daldı. Odadakiler 'Neler oluyor?' diye önce bana sonra Nilgün'e, daha sonra da birbirlerine bakıp gülmeye başladılar.

Durumu kurtarmak için 'Bu ne demek şimdi Nilgün Hanım?' diye sordum. Ne var ki Nilgün oralı değildi: 'Bu akşam sizi uçuracağım. Saat: 18.00'de.'Herkes sözbirliği etmişçesine saatine bakındı.

Baktım vaziyet dönülmez bir noktaya gidiyor, açıklama yapmak zorunda kaldım: 'Beyler, yanlış anlaşılma olmasın. Bu akşam Samsun'a uçmam gerekiyor. Onu kastetti...' Bu açıklamamı gereksiz bulan Nilgün yineledi: 'Uçmak istediğinizi söylediniz, ben de uçuracağımı söyledim. Akşama hazır olun,uçacaksınız...'

Ne diyeyim, uçmaktan başka çare yoktu. Çaresiz, uçtum.