Eskişehir

Süleyman IŞIK 03 Haziran 2019 Pazartesi, 05:55

Yaşanmış bazı olaylar vardır; aklına geldikçe gülümserken hafiften yüzün kızardığını hissedersin. Bu da öyle bir olay işte.

Seminer vermek için gittiğim Eskişehir'de kaldığım otelden çıkıp arabamla Ticaret Odası'nın yolunu tutmuştum. Şehri tam bilmediğimden geç kalırım korkusuyla biraz acele ediyordum. Aralıksız bir yağmur vardı dışarıda.

Kırmızı ışıkta durduğumda sağ tarafta kalan otobüs durağından biraz hırpani kıyafetli birinin el ettiğini fark ettim. O arada yeşil ışık yanınca adamı arabaya alıp almamanın kararsızlığıyla yavaşça hareket ettim. Bir yandan da dikiz aynasından adamı gözlüyordum.

Tereddüt ettiğimi fark edince adam arabanın arkasından koşmaya başladı. Yağmurda sırıl sıklam olmuş adamı arabaya almalıydım ama tanımadığım bir şehirde bunu riskli de buluyordum. Geç kalmak da istemedim.

Biraz gaza bastım. Adam da hızlanınca panik oldum. Ben önde, adam arkamda iki dakika gittik gitmedik ki, yeniden kırmızı ışık yanınca durmak zorunda kaldım. Adam da o yağmurda hızını kesmeden yetişip camı tıklattı. Nefes nefese kalmıştı.

Sinirlenmiştim. Zorla da otostop mu yapılırdı? Ön camı iki parmak aralayıp asabi bir sesle sordum.

-Ne var birader? Yapışıp kaldın. Zorla mı bineceksin arabaya?

Adam tepesinden sular süzülen başını salladı.

-Yok be abi... Lastiğin patlamış da; onu söyleyecektim.

-----İKİNCİ BÖLÜM---

Çok yazıyor

Ortaokuldan beri beraberdik. Neredeyse birlikte büyümüş, birlikte delikanlılığa adım atmış, Ankara'nın o meşum günlerinde kelle koltukta okumuştuk.

Evini terk edip karısını iki çocuğuyla baş başa bırakan bir babanın oğluydu İbo. Çocuklarına kan kusturan bir babanın... Yaşadığı bir korkulu olay, babasının baskı ve şiddetiyle katmerlenip kekemeliğe yol açmıştı.

Kekemeydi ama okulun maskotuydu. Lakabı ise 23'dü. Köyü Bursa'ya 23 kilometre olduğundan sınıfın muziplerinden biri 23 ismini yapıştırmıştı İbo'ya.

Yatılı okulda İbo'yla birlikte İzzet, Sultan ve Bülent'le yıllarımız geçmiş, sonrasında da kopmamıştık birbirimizden.

Çoluk çocuğa karışsak da bir araya geldiğimizde şakalaşmadan duramazdık. Cep telefonunun yeni çıktığı ve telefonla konuşmak için servet ödendiği o dönemlerde Bülent'le bir araya gelmiştik. Hadi İbo'yu da arayalım, Mahfel'de oturur çay içeriz diyerek Bülent'ten aramasını rica ettim.

Bülent, takoz Nokia telefonundan İbo'yu aradı.

-İbo'cuğum nasılsın?

Her zaman bağıra çağıra konuşan İbo'nun sesi duyuldu.

-İ i iyi yim Bü bü bül bü le len t t. Se se sennnn nas nas nasıl nasılsın?

Bülent telefonu kapatıp 'Hadi yürüyelim biraz' dedi.

Bir anlam verememiştim. Ne oluyor diye soracakken telefon çaldı. Arayan İbo'ydu.

-Neee ney neye ka ka kapa kapat tın lan te te tel tel telefo fo nu?

Bülent'in yanıtı üç kelimeydi.

-Çok yazıyor İbo.