Git gel Bursa altı saat

Süleyman IŞIK 06 Kasım 2016 Pazar, 09:36

O zamanlar zımba gibi delikanlıydım. Evleneli henüz 2 yıl olmuştu. Oğlum yeni yeni yürüyordu.  Bir gazetede çalışırken Bursa Ticaret ve Sanayi Odası'ndan çağırdılar. Genel Sekreter Ergun Kağıtçıbaşı, Bursa Ekonomi adlı bir dergi çıkarmak istediklerini, bu işi bir arkadaşımla birlikte bize vermek istediklerini söyleyip, konuyu etraflıca ele almak için 2 gün sonrasına saat: 13.00'e randevu verdi.

Randevudan bir gün önce İstanbul'a gittim, işlerimi hallettim. Gece arkadaşlarla bir Çiçek Pasajı yapıp geç vakte kadar eğlendik. Toplantının yapılacağı günün sabahı Bursa'ya dönmek için sabah 07.00'de otobüse bindim. Yolculuk üç saat sürecekti ve ben toplantıdan üç saat önce Bursa'da olacaktım.

Ne olur, ne olmaz diye muavine tembih edip uyudum. Epeyce yorgun ve uykusuz olduğum için derin bir uykuya dalmışım. Uyanıp çevreme baktığımda, çevresi zeytin ağaçlarıyla bezeli daracık bir yolda ilerlediğimizi gördüm. Allah Allah... Bu yol ne Yalova'ya, ne Orhangazi'ye, ne de Gemlik'e benziyordu. Muavini çağırıp 'Neredeyiz?' diye sordum. 'Edincik'e az kaldı ağabey' diye yanıtladı. 'Edincik nerenindi?' soruma muavin Balıkesir, yandaki yolcu 'Çanakkale' diye yanıt verince 'Bursa'yı geçmişiz. Neden uyandırmadın?' diye çıkıştım. Muavin 'Abi dürtükledim, ama o kadar derin uyuyordun ki, kıyamadım' dedi.

Saatime baktım: 11.20. Hemen iner ve on dakika içinde Bursa'ya giden bir otobüse binersem toplantıya yetişme şansım hala vardı.

Şansıma otobüsten indikten beş dakika sonra bir otobüs denk geldi. Bu kez muavine Bursa'ya vardığımızda beni mutlaka uyandırmasını tekrar tekrar tembihledim. Arka koltuklardan birine geçip uyumamaya çalışarak sağa sola bakınırken tekrar uyumuşum.

Adamın birinin dürtüklemesiyle uyanıp gözümü açtığımda uzaktan İznik Gölü'nü görünce Bursa'yı çoktan geride bırakarak Orhangazi'ye vardığımızı gördüm. Fırlayıp muavinin yakasına yapıştım. Muavin, koltuk değiştirdiğim için benim yerime başka birini uyandırdığını, bu nedenle adamdan bir ton fırça yediğini anlatarak 'Ben ne yapayım, herkesi aklımda tutamam ki' dedi.

Yapacak bir şey yoktu. Bursa'yı iki kez pas geçtikten sonra çaresiz başka bir otobüsle Bursa'ya vardım. Saat: 14.15. Özür dilemek için Ticaret ve Sanayi Odası'na gittim. Sekreter, toplantının devam ettiğini, girebileceğimi söyleyince içeri girdim.

Genel Sekreter'e 'Çok özür dilerim. Epey geciktim biliyorum ama...' dedim. Genel sekreter 'Çocuğunuz nasıl oldu?' diye sordu. 'Büyüdü, artık enikonu yürüyor kerata' diye karşılık verdim. Ardından başımdan geçenleri anlatıp 'Bursa'yı bir türlü tutturamadık' dedim.

Gülüştük ama arkadaşımın yüzü nedense kıpkırmızı kesildi.

Konuları görüştük ve toplantı sona erdi. İşi bize vermişlerdi. Odadan çıkar çıkmaz arkadaşım patladı.

-Ne halt etmeye saçma sapan şeyler anlatıyorsun? Çeneni tutsana.

-Nedenmiş o, ne oldu ki?

-Niyesi var mı?  Sen geç kalınca Genel Sekreter'e çocuğu hasta, onun için gelemedi diyoruz, sen kalkmış git gel Bursa altı saat hikâyesi anlatıyorsun. Rezil olduk sayende.

Bu anıyla birlikte 32 yıldır yayın hayatında olan Bursa Ekonomi dergisinin oluşum sancılarına da not düşmüş olduk.