Hurdacının arabası

Süleyman IŞIK 09 Temmuz 2017 Pazar, 09:43

 

Bay Albert, şirkete ayda yılda bir gelirdi. İspanyol Yahudi'siydi. İşini bilen, iyi bir patrondu. Epeyce yaşlanmıştı. İşleri Genel Müdür yürütüyordu.

Bay Albert'in her gelişinde onu dış kapıda karşılar, odasına kadar eşlik ederdik. Yine karşılama seromonisinde herkesin elini tek tek sıkıp hal hatır sorduktan sonra birlikte idari binanın kapısına kadar yürüdük. Bay Albert, son olarak Genel Müdür'e gidişatı, üretimi, kalite göstergelerini, siparişleri sordu. Genel Müdür her şeyin yolunda olduğunu belirten kısa bir özetleme yaptı. İçeri girecekken homurtulu bir motor sesi duyduk. Gözler, idari binanın karşısındaki otoparka afili biçimde yanaşan Jaguar marka son model otomobile çevrildi. Otomobilin içinden güneş gözlükleri ve parlak kırmızı t-shirtü bağıran hurdacı Rasim indi. Bize doğru sırıta sırıta gelirken Bay Albert Genel Müdür'e sordu: 'Jaguar'dan inen şu adam kim?'. Genel Müdür yanıtladı: 'Hurdacı Rasim efendim. Hurdalarımızı epey iyi fiyata satıyoruz kendisine'.

Bay Albert, içeri girerken kafasını salladı: 'Belli oluyor... Bir fabrikanın hurdacısı, fabrikanın patronundan daha lüks bir arabaya biniyorsa o fabrika, müşteriye değil hurdaya çalışıyordur. O fabrikada kaliteden bahsetmek ayıptır ayıp. En iyisi siz o kalite göstergelerini alın bir yerinize sokun'.

Hepimizin başı düştü. Diyecek laf bulamadık.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hurdacı nereden kazanır?

Hurda deyip geçmeyin. Karlı iştir. Bu işi yapanlar da nedense hep Niğdelidir.

Hurdacı Rasim tatlı adamdır. Havayı sever. En iyi bildiği şey işe yarar şeyleri içerideki adamları kanalıyla hurdaya attırıp katmerli kar elde etmektir. Dikkatli olmazsanız bir süre sonra fabrikanın tezgâhlarını bile hurdalıkta bulabilirsiniz.

İşten ayrıldıktan sonra bir gün Rasim aradı. 'Bu akşam kafayı çekelim abey' dedi. Alem adamdı. Hoş sohbetti. Akşam için sözleşip bir meyhanede buluştuk.

Sohbet önce havadan sudan, piyasadan ardından da fabrikadan açıldı.

Üçüncü dubleden sonra Rasim sitemkâr bir sesle 'Abey aklın sıra bana kök söktürdün ama ben yine yolumu bir şekilde buldum' dedi. Rasim'in namını ve yöntemlerini bildiğim için hiç nefes aldırmamıştım. Şaşırdım. 'Nasıl bir yolmuş bu?' dedim. Rasim bıyık altından güldü 'Abey sen tahsilli adamsın ben ise çarıklı erkânı harp. Ama siz okumuşlar bizimle başa çıkamazsınız'.

'İyi de' dedim, 'Bekçiler her kamyonunu çıkışta didik didik ettiler. Tünel mi kazdın, ne yaptın?'. Rasim önce anlatacaklarını ileride kendisine karşı kullanmayacağım konusunda söz aldıktan sonra keyifle anlattı: 'Abey düşündün mü hiç hurda almaya neden 10 kişiyle geldiğimi ve 10 kişiyi kapıdan çıkışta kamyondan indirip yürüttüğümü?'. 'Yoo' dedim 'Hiç düşünmedim'. 'Kapıdan girişte tartıya giren kamyonun üstünde  10 kişi olmasına karşın çıkışta bu adamlar yayan çıkıyorlardı. Getirdiğim adamları da tosun gibi kilolulardan seçiyordum. Yani her kamyonda 800 kilo avantam vardı. Yaaaa'.

'Vay uyanık vaayy' dedim ve ekledim 'Ulan Rasim, neden Jaguar'a bindiğini şimdi daha iyi anladım'.