İlkokula başlamak

Süleyman IŞIK 20 Ağustos 2017 Pazar, 09:00

Şimdilerde bir çocuk ilkokula başlayacaksa maaile günler öncesinden seferberlik ilan ediliyor. Çocuğun okul giysileri alınıp, defter kitap düzülerek öğretmen seçiliyor. Okul günü çocuğun elinden tutuluyor, ağlar zırlar diye de ilk derse onunla birlikte giriliyor. Bazen okula birlikte gidip gelmeler birkaç hafta sürebiliyor.

Oğlumda da öyle olmuştu. İlk günün sonunda bir daha okula gitmeyeceğini söylemişti. Nedenini sorunca "Ben her şeyi öğrendim. Artık gitmeme gerek kalmadı" demişti.

Benim okula başlamam hiç de öyle olmadı. 6 yaşındayken önümde 2 öküz, aklımda yaşıtım çocukların anlattıkları kurt ve ayı hikâyelerinin korkusu vardı. Okul maceram annemin bir sabah "Bugün öküz gütmeye değil okula gidiyorsun" demesiyle başladı.

Okul köyün orta yerindeydi. Önünde top oynardık. Yolunu bildiğimden elime bir defter, bir de kalem tutuşturulup okula tek başıma yollandım. Öğrenciler bahçedeydi. Bizim tayfadan çocuklarla okulun nasıl bir şey olduğunu tartışırken, çocuğun biri elindeki çanı çalmaya başladı. Hep birlikte okula doluştuk. Kalabalığı takip edip bir sınıfa girdim. Kendime arka sıralardan bir yer buldum.

Biraz sonra öğretmen içeri girdi. Herkes 'Rap' diye ayağa kalktı. Ben de kalktım. Bizi oturttu. Masasına geçip önündeki deftere bir şeyler yazdı. Sert birine benziyordu. Ya da bana öyle geliyordu. İlk defa bir öğretmen görüyordum.

Ayağa kalktı. Gözünü sınıfın üzerinde gezdirdi. Sınıfın en ufak tefeği ben olduğumdan mıdır nedir, gözü bana takıldı. "Sen" dedi, "Ayağa kalk ve tahtaya gel." Şaşkın şaşkın tahtaya yürüdüm. Öğretmen beni şöyle bir süzdükten sonra "Yaz bakalım tahtaya, 18'i 4'e bölüp bundan 3 çıkarırsan geriye kaç kalır?"

Söylediklerinden hiçbir şey anlamadığım gibi öğretmenin ne istediğini de kavrayamamıştım. Bir yandan bütün sınıf bana gülüyor gibi geliyor, diğer yandan öğretmenin azarları giderek yükselen bir tonda artıyordu. Şaşırmış, korkmuş, sinmiştim. Gözlerimi bir ara kaldırdığımda öğretmenin ateş saçan gözleriyle karşılaştım. Ardından da tokadı yedim.

Yüzümde yanma hissiyle ağlaya ağlaya sınıftan fırladım. Eve geldiğimde halam telaşla ne olduğunu sordu. Durumu salya sümük anlatınca onaltı yaşının heyheyleri üstünde olan halam sokağa fırladı. Peşkirine topladığı taşları doldurup okula seğirtti. Ben de ardından... Bir yandan öğretmene lanet okuyor, bir yandan da okulun tüm camlarına eteğindeki taşları fırlatıyordu. Öğrenciler korkuyla dışarı kaçışmış, okulun hademesi halamı yatıştırmak istese de başaramamıştı.

Halam o gün okulun tüm camlarını yere indirdi.

Peki ben öğretmenden neden mi dayak yedim? Çok basit: Öğretmen yeniydi, kimse bana hangi sınıfa gireceğimi söylemediğinden gözüme kestirdiğim bir sınıfa girmiştim. Ne var ki, girdiğim sınıf 1. sınıf değil 3. sınıftı!

Sonuçta olan bana ve okulun camlarına olmuştu. Öğretmenin adını ise hiç unutmadım. Adı Derdiyok, soyadı Taşdelen'di. Eminim o da sonradan çok üzülmüştü.