Kantarın topuzu

Süleyman IŞIK 15 Ocak 2017 Pazar, 06:24

Uluslararası bir Telekom şirketinin İK Müdürlüğü pozisyonu için görüşmeye çağırıldığımda çok sevinmiştim. Mülakat yapacak olan meslektaşım, Avrupa ve Orta Doğu'dan sorumlu İK Bölge Direktörüydü. Magazin sayfalarında sık boy gösteren popüler bir kişiydi.

Heyecanlıydım. Hem böylesine donanımlı ve başarılı biriyle tanışacak, hem de bu çaptaki şirketin işe alma süreçleriyle ilgili bilgimi, görgümü artıracaktım.

Belirtilen saatten önce oradaydım. Bekçi beni kulübede misafir etmişti çünkü Direktör bir türlü bulunamamıştı.

Yarım saatlik bekleyişin ardından karşı karşıyaydık. Benden birkaç yaş gençti. Top sakalı, marka olduğu karşıdan bağıran şık giysileri ve yüzüne yakışan gülümsemesiyle çizdiği imaj pozitifti. 

Ayakta hoş geldin beş gittin faslını icra ederken sekreteri de bir yandan boş oda bakınıyordu. Bulabilirse mülakata başlayacaktık.

En sonunda arka taraftaki bir kızcağız çalışmakta olduğu odadan çıkarılıp salona alınırken biz de boşaltılan odaya geçtik.

Direktör, önünde benim özgeçmişim evirip çeviriyor ve sanki soracağı soruları arıyor gibiydi. Zaman kazanmak için ilk olarak özgeçmişimi özetlememi istedi. Sonra çok iş değiştirmemin nedenini sordu. Anlatmaya çalıştım.

Kısa bir sessizliğin ardından aklına başka soru gelmemiş olacak ki, mırıldanarak İK Müdürü'nde ne tür vasıflar aradıklarını esneye esneye anlattı. Saat daha 11.00 civarıydı ama anlaşılan direktör epey yorgun ve uykusuzdu. Esnememek için kendimi epeyce zorladım.

Odadaki ağır havayı bir telefon bozdu. Telefonla birlikte Direktöre canlılık geldi. Anlaşılan birlikte gidilecek bir seyahatin planları yapılıyordu. Telefonu kapayıp enerjik bir sesle 'Nerede kalmıştık?' diye sordu ve yanıt beklemeden şirketteki İK uygulamalarını göz göze gelmeden anlattı.  Sonra birden bana dönüp 'Biz, sıra dışı bir şirketiz ve sıra dışı uygulamalarla bu noktaya geldik. Çalışacağımız yöneticiler de sıra dışı olmalı. Örneğin eğitim sürecinde daima ilkleri biz gerçekleştirdik. Eğitim komitesine işçi temsilcisini dahil ettik. Düşünebiliyor musunuz? Şimdi de siz söyleyin bakalım... Hiç sıra dışı bir uygulamanız oldu mu?' diye sordu.

'Aslında var' dedim. Uyaran bir ses tonuyla araya girdi 'Mutlaka vardır da, tekrar hatırlatayım; anlatacaklarınız öyle genel geçer şeyler olmasın. Özgün olsun, yaratıcı olsun, sıra dışı olsun...'

'Peki madem' diyerek başladım: 'Çalıştığım şirketlerden birinde eğitim sonrası ölçme değerlendirme işini sıkı tutuyor ve sonuçları izliyorduk. Gördük ki, verilen eğitimler sonrasında verimlilik düzeyi bir miktar artıyor, sonra tekrar eski düzeye iniyordu. Bunun üstüne kafa patlattık, mülakatlar yaptık, araştırdık. Gördük ki, işçilerimiz bizimle işte başka bir kültürü paylaşıyor, toplam kaliteydi, iletişimdi, empatiydi bir çok kavramla haşır neşir oluyorlardı. Oysa eve gittiklerinde onları çok başka bir kültür bekliyordu. -Herif herif gül kızıma yazık ettin- diyen bir kaynanayla, -Karşıdaki Leyla'nın kocası İsmail daha fabrikaya gireli 2 sene olmadı bak araba çekti altına- diyen karısıyla, evden bunalıp kahveye gittiğinde lagaluga muhabbetiyle iç içe oluyorlardı. Bizimle 8 saat paylaşırken özel yaşamla uykuya ayırdıkları 16 saat vardı...'.

'Eee'  diye sıkılmış bir tonda kesti sözümü 'Sadede gelelim lütfen'. 'Peki' diyerek devam ettim. 'Biz de bu tespitten hareketle, eğitimlere işçilerimizin yanında eşlerini, kaynanalarını, yetişkin çocuklarını ve dilerlerse kahvedeki okey arkadaşlarını dahil ettik.  Sonuçlar çok olumluydu'.

Uzun bir sessizlik oldu. Ardından Direktör bir şeyler konuşmak zorundaymış gibi bıkkın bir ifadeyle  'Kantarın topu biraz kaçmış' dedi. 'Neyse biz sizi arar, bilgilendiririz'.

O gün bugün hala bekliyorum, arayan soran yok.