Kılkuyruk

Süleyman IŞIK 02 Nisan 2017 Pazar, 08:54

Şirketteki lakabı kılkuyruktu. Çok da yakışıyordu doğrusu. Her işe maydanoz, her şeyi bildiğini sanan, huysuz, sinsi, tırsak biriydi.

Genel Müdüre, daha doğrusu iktidara, güçlüye yakındı. Herkes biliyordu ki, Genel Müdürün ayağı tökezlese ilk tekmeyi o vururdu.

Herkesin işine karışmak çok keyif veriyordu ama çevresine bu durumu Genel Müdürün talimatı olarak lanse ediyordu. Olan bitenden Genel Müdüre yetiştirip karşılığında birkaç övgü dolu söz duysun diye olan biten her şeyi öğrenmek en büyük derdiydi.

Her işe karıştığından başı daima kalabalıktı; ama asıl neden, en küçük sorunları bile hasıraltı etmeye çalışması, ertelemesiydi. İşimiz düşecek diye ödümüz kopar, daima da düşerdi. Genel Müdürün eli, kolu, ayağı, daha çok da kulağıydı.  O nedenle daima ona yönlendirilirdik. Bu durum kendisine büyük keyif verirdi. 'Hayır' demezdi ama o konu çözülene dek kıvrım kıvrım kıvrandırırdı.

Normalde hepimiz müdürdük ama kılkuyruk hepimizden daha çok müdürdü. Genel Müdürü dilediği gibi yönlendirirdi. O bakımdan adı konulmamış bir Genel Müdür yardımcısıydı.

Son dönemde adı alttan alta akçeli işlerle anılır olup da sağda solda konuşulmaya başlayınca hırçınlaşmaya başladı. Daha tahammülsüz ve kontrolcü biri olmuştu.

O günlerde bir şey dikkatimi çekmeye başladı, ne zaman mesai saatinin bitimi gelip de çıkmaya hazırlansam yanına çağırıyor, benimle konuşmak istediğini söylüyor ya da bir iş vereceğini belirtip, biraz beklememi istiyordu. Çaresiz beklerken masasında yığılı dosyalardan kendini koparıp ne istediğini bir türlü ifade edemiyordu. Aradan geçen birkaç saatte ben boşu boşuna sıkıntıyla bekliyor, kılkuyruk ise 'Hele biraz daha dur ne olursun...' diyor ama sonuç değişmiyordu. Ardından 'Yarın konuşuruz' dese de o konu bir daha açılmıyordu.

Bir böyle iki böyle derken bir gün tepem attı. 'Ne söyleyeceksen söyle' dedim. 'Oyalayıp durma'.  Bu tepkiyi beklemiyor olmalıydı ki, lafı önce eveleyip geveledi. Sonra beni çok şaşırtan cümleyi söyledi: 'Yalnız kalmaktan korkuyorum'.

Şaşkınlıkla 'Neden' diye sordum. Fabrikada bir sürü ispiyonu, kapıda bir sürü güvenlik görevlisi vardı. Düşmanı olamayacak kadar risk almayan, inisiyatif kullanmayan biriydi. Hiçbir zaman kendi adına talimat verdiği duyulmamıştı. Çok basit konularda bile daima Genel Müdür sopasını kullanırdı.

Bu düşüncelerle işten çıkıp dolaşmaya başladım. Bir dükkanın önünden geçerken tanıdık bir ses duydum: 'Müdürüm gel de bir çayımı iç'. Sesin sahibi Halil Ustaydı. Bizden emekli olmuş, küçük bir tamir atölyesi açmıştı. Öteden beriden lafladık. Kılkuyrukla yaşadığımız diyaloğu başkası yaşamış gibi anlattım.  'Çok şaşırdım Halil Usta ve nedenini çözemedim. Bir yönetici, yöneticisi olduğu bir şirkette yalnız kalmaktan nasıl bu kadar korkar ki? Üstelik, bir sürü mesai arkadaşı ve güvenlik görevlisi varken?'.

Halil Usta, bıyık altından gülümseyip 'Müdürüm gece uykun nasıl?' diye sordu. Şaşkınlıkla 'İyiii' dedim. 'Yemeği ve çayı çok kaçırmamışsam fosur fosur'.

'Hah işte' dedi Halil Usta. 'Sorun uykuda. Uyuyabiliyorsun, çünkü sabaha kadar vicdanınla cebelleşmiyorsun. İnsanı en çok vicdanı korkutur' dedi.

Çaya teşekkür ettim, sarıldık. Kapıyı açıp yolcularken seslendi: 'Kılkuyruğa selam söyle. Vicdanıyla iyi geçinsin'.