Kim bu zibidi?

Süleyman IŞIK 02 Eylül 2018 Pazar, 06:32

Bir şirketler grubunda insan kaynakları koordinatörü olarak görev yaptığım dönemde bir meslek büyüğüm, ünlü bir holdingin benimle görüşmek istediğini, cazip bir teklifte bulunacaklarını söyledi.

İlgilenen şirket, insanı dışlayan bir yönetim anlayışına sahip olduğu için bu görüşmeyi kabul etmeyeceğimi kesin bir dille ifade ettim. Ertesi gün arayan yine aynı kişiydi. Görüşmem için ısrar ediyor ve benim adıma söz verdiğinden bahsediyordu. Çok değer verdiğim bu insan arada kalmasın diye görüşmeye gittim.

Randevum Genel Müdürleydi. Oldukça sıcak bir görüşme oldu. Teklifleri çok cazipti. Kafam karışmıştı. Ön yargılı olduğumdan utanmaya başlamıştım. Karşımdaki, şirketin kötü ününe inat son derece profesyonel ve vizyoner bir kişiydi. Teklifi kabul ettim. Bir hafta sonra işe başlayacaktım.

Görüşme sone erdi. Vedalaşacakken Genel Müdür, beni patronla tanıştırmak istediğini söyleyip sekreterinden randevu aldı ve patronun odasına girdik. Nazik bir tanışma sonrasında patron önündeki özgeçmişime şöyle bir göz atıp 'Bakıyorum da oldukça iyi yerlerde çalışmışsınız. Bununla birlikte çok da iş değiştirmişsiniz. Hadi diyelim biri kötüydü, öbürü kötüydü. Hepsi mi kötüydü?' diye sordu.

Sesi güvensizdi, bunları söylerken gözlerini kısmıştı. Aslında iş değiştirmelerimin benim yeterince sebatkar, başarılı ve tutarlı olmamamdan kaynaklandığını söylemesine nezaketi engel oluyordu.

Ben de kendisine 'İnsan kaynakları yöneticiliği, üst yönetimle çok uyumlu çalışmayı gerektiren ve üst yönetimin desteğine dayalı yapılabilecek bir iş. Bu uyumun azaldığını hissedersem kovulmayı beklemem giderim' dedim.

Patron şöyle bir yerinden doğrulup biraz üst perdeden bir tonda 'Beyefendi, uyum ne demek? Üstler emreder, astlar harfiyen yerine getirir. Uyum bunun neresinde?' dedi. Elimi uzatıp 'Sizi tanıdığım için çok mutlu oldum. Çünkü sizi tanıdıktan sonra şu an çalıştığım patronumun benim için ne kadar değerli olduğunun farkına vardım' deyip ayağa kalktım ve yürüdüm. Arkamdan gelen seslere bakılırsa patron hırsını Genel Müdürden alıyordu: 'Yani İsmail Bey, böyle zibidileri nerden bulup getiriyorsunuz karşıma. İstemem böyle ukalaları...'.

Gülümsedim ve ukala biri olmanın keyfini süre süre işime geri döndüm.

***

Öp bakayım...

Denizli'ye bir seminer için gitmiştim. Fırsat bu fırsat deyip oranın büyük fabrikalarından birinde yönetici olarak çalışan bir arkadaşımı ziyaret edeyim dedim.

Telefon ettim, müsaitti. Fabrikanın dış kapısından girip iç kapıya yöneldiğimizde kapıya birikmiş yüzlerce kişi gördük.

10 adım ötedeki cihazda kart basan insanlar kapının hemen yanına konulmuş sandalyede oturan yaşlı bir amcanın elini öpüp öyle içeri giriyorlardı.

Herhalde bir cenaze dolayısıyla taziyede bulunuyorlar diye düşünüp amcanın elini sıkıp başsağlığı diledikten sonra arkadaşın odasına vardık.

Çay içip sohbet ettik. Kalkacağımız sıra aklıma geldi. 'Kapıda el öptüren adam kim?' diye sordum.

Arkadaşım gülümseyerek 'Haa o mu?' dedi, 'O bizim Patron. Her vardiya değişiminde kapıya oturup çalışanlara elini öptürür. Alıştık artık...'

Geçen gazetede bir haber ilişti gözüme. Haberde o şirketin battığı yazıyordu. Amcaya mı üzülsem, el öpenlerine mi; bilemedim.