Mahkemeden nasıl kovuldum

Süleyman IŞIK 13 Eylül 2020 Pazar, 06:00

Bizim kuşak Avukat Petroçelli, Komiser Kolombo, Zengin ve Yoksul dizileriyle 20'li yaşlara "merhaba" dediğinden, Amerikan toplumunun yaşam biçimine tanıklık etmiş, özellikle demokratik değerlerinin bir kısmına iç geçirerek hayıflanmıştır.

Türk toplumu için mahkemelerin yanından, yakınından geçerken salavat çekilip hâkim ve savcılar karşısında insanın dili tutulurken bu dizilerde avukatlar teatral sesleriyle şov yapıp duruşma salonundaki herkesi güldürebiliyor, sanıklar da jüriyi etkilemek için bazen sırıtıyor, bazen de kırıtıyorlardı.

Ee bu dizilerden sonra Türkiye'deki mahkemeler aynı kalamazlardı ya...

Gazetenin Yazı İşleri Müdürü merhum Feridun Evrenosoğlu'na bir duruşma izlemek istediğimi söyledim. Önündeki ajans haberine odaklanmış Feridun abi, gözünü haberden ayırmadan başıyla onay verince ağır ceza mahkemelerine doğru yol aldım.

Duruşmalardan biri henüz başlamamıştı. Gittim en öndeki sandalyeye kuruldum. Bacak bacak üstüne atıp fotoğraf makinamı kucağıma koydum. Yan sandalyede efendiden bir adamcağız vardı. Takım elbiseli, kravatlı ve traşlıydı. Herhalde savcı falandı. Merhabalaştık. Bir sigara tellendirip beklemeye başladım. Biraz sonra mübaşirin tiz sesi yankılandı:

'Herkes ayağa kalksın'.

Salon hazır ola geçtiğinde hâkim bey, bütün heybetiyle iç kapıdan girip makamına kuruldu. Ben kalkmadım.

Her şeyden önce basın mensubuydum ve kimsenin önünde eğilemezdim.

Hâkim yaşlı bir adamdı. Kimseye bakmadan bir süre gözlüğünün üstünden önündeki dosyayı inceledi. Sonra salona göz gezdirmek için kafasını kaldırdığında göz göze geldik.

Bakışma hiç bitmeyecek gibiydi.

Adam gözünü bana dikmiş halde mübaşiri yanına çağırarak kulağına bir şeyler söyledi. Mübaşir kaşlarını çatarak bana yöneldi. Ben elimde sigaram, bacak bacak üstüne atmış, birazcık da kaykılmış vaziyette istifimi bozmadan göz edince mübaşir sert bir tonda 'Sigarayı söndür' dedi.

Zaten ateşi filtreye dayanmış sigarayı ayağımla ezerek söndürdüm. Hâkim bey hala bana bakıyordu. Mübaşire yeniden el etti. Yine fiskostan sonra mübaşir daha sert bir sesle 'Kaykılma' dedi.

Allah Allah...

Oysa Amerikan dizisinde herkes istediği gibi oturuyordu. İyi madem diyerek biraz toplandım.

Hâkim bey bana takmış olmalı ki, bakışlarıyla beni yiyecek gibiydi. Yeniden mübaşir çağırılıp yeni talimat verildi.

Mübaşir eliyle işaret edip 'Kalk oradan' dedi.

Ee artık çok oluyordu. Bir basın mensubuna böyle davranamazdı. Ne de olsa o yıllarda basın biraz özgürdü.

Yüksek perdeden bir sesle 'Ne var?' diye sordum. Mübaşir 'Orası sanık sandalyesi' dedi. Hâlbuki yanımdaki takım elbiseli adamın yüzünden nur damlıyordu. Biraz utanmış halde yandaki sandalyeye kayıp bu kez sol bacağımı sağ bacağımın üstüne yeni koymuştum ki, hâkim bey, bu kez aracı kullanmadan davudi sesiyle bağırdı:

'Defollll'.

Şaşkın şaşkın toparlandım.

İçimden 'Bu ne biçim mahkeme?' dedim.

O gün polis adliye muhabirliği denememin ilki ve sonuncusuydu.

Petroçelli dizisini de bir daha seyretmedim.