Süleyman IŞIK 04 Eylül 2016 Pazar, 06:19

Tuhaflıklar mı beni buluyor, ben mi tuhaflıkları çekiyorum buna bir türlü karar veremedim. Otuz yılı aşkın süredir o şirket senin bu sektör benim dolaştığım, hiçbir şirkette yapım gereği çok uzun süre sebat etmediğimden midir nedir pek çok anı biriktirdim. Not alabildiklerimi bu köşede okuyacaksınız. Not edemediklerimeyse yanmaktan başka elimden bir şey gelmiyor.

Bu yaşanmışlıkları tarihe not düşeyim, sizlerle paylaşayım diye düşünüp bilgisayar başına geçtiğimde ilk anı kırıntısını yazmak çok zor olmadı. Yazarken kendimi aynı şeyleri yaşıyor gibi hissettiğimden olsa gerek. Hal böyle olunca bana bir cesaret geldi ki, sormayın gitsin. Bir süre sonra bu yazma serüveni keyfe dönüştü; çünkü bu olayları yaşarken ne kadar gülmüşsem yazarken de bir o kadar eğlendim.

Geçen aylarda o markalı kafelerden birinde kahkahalar arasında bir şeyler yazıp çiziktiren birini gördüyseniz o; muhtemelen benimdir.

Bu köşede sadece gülümseten değil, bazen de yüreğinizi burkacak yaşanmış öyküler bulacaksınız. Ama zaten yaşam da bazen kahkaha, bazen de hüzünden ibaret değil midir?

Umarım bu yaşanmış öykülerle yüreğinize dokunabilir, yanağınıza gülümseme olarak yayılabilirim.

KENDİNİZE GELİN HANIMEFENDİ...

Bir eğitim şirketinde çalışıyorsanız, binlerce katılımcıdan on binlerce anı derleyebilirsiniz. O gün eğitime katılanlardan biri ÇED işi yapıyordu. Yani çevresel etki değerlendirmesi. Hani şu deşarj izni, emisyon izni, çevre analizi gibi konular var ya, işte o iş.

Katılımcı hanımefendi şirketin patroniçesi. Şirketin telefon ihtiyacı olunca Telekom'a gidip meramını anlatmış. Görevli, kimlik ve adres bilgilerini kaydedip sormuş: 'İşyerinizin iştigal sahası nedir?' Hanımefendi yanıtlamış: 'Biz ÇED işi yapıyoruz.' Görevli kafasını kaldırıp öfkeyle bağırmış: 'Kendinize gelin hanımefendi. Çetleşmek ne zamandır iş oldu da biz duymadık?'

BEKÇİ

Bir gün Peryön'ün yemeğinde İK'cılarla sohbet ediyorken konu döndü dolaştı, şirketlerde mülakatı kimlerin yaptığına geldi.

Kimi 'Önce İK müdürü olarak ben yaparım' dedi, kimi 'Önce şefim görür, sonra ben, en son mülakatı ilgili bölüm müdürüyle birlikte yaparız' yanıtını verdi.

Masanın en sonunda oturan ve büyük bir tekstil işletmesinde İK müdürü olan arkadaş gecenin bombasını patlattı: 'Valla bizde mülakatın ilk ve en önemli kısmını bekçi yapar.' 

'Nasıl yani?' diye sorduk. 'Yanisi manisi yok' dedi. 'Bekçinin gözü adayı tutmuşsa görüşmeye içeri gönderir, gözü tutmamışsa kapıdan çevirir. Bekçiyi geçememişsen ağzınla kuş tutsan hava civa.'

ÜÇLÜ PRİZ

O gün fabrikada işçilere eğitim verecektim. Eğitime 10 dakika kalmıştı ve üçlü priz tabir ettiğimiz uzatma kablosu lazımdı. Sekreterim Nilgün'den bulmasını istedim. 'Üçlü priz mi?' diye sordu 'Evet' dedim. İki dakika sonra Nilgün gelip üçlü prizi bulamadığını söyledi. Tekrar ara dedim, sonuç aynıydı. 'Koca fabrikada nasıl olmaz' diye çıkışınca tekrar arandı ama nafile.

Sinirle yerimden kalkıp Nilgün'ün odasına gittim. Masanın yanında kuzu gibi yatan prizi görünce sinirle 'Bu ne peki?' dedim. Nilgün, bir prize, bir de bana bakarak yanıtladı: 'Ama siz benden üçlü priz istemiştiniz. Beşli demediniz ki...'