Müjde Ar

Süleyman IŞIK 08 Nisan 2018 Pazar, 06:21

O zamanlar gazetede pazar günleri Yalçın Pekşen ve Halit Çapın'dan özenip tam sayfa röportaj yazmaya başlamıştım. Daha çok Bursalı iş adamlarını konuk ediyordum.

Bir gün Magazin Şefi'ni arayıp 'Ya Ahmetçiğim, kelli felli adamlarla para pul konuşmaktan sıkıldım. Bursa'ya gelen sanatçılardan birinden benim için randevu al da hem farklı şeyler yazayım hem de gözüm gönlüm açılsın' dedim.

Aradan 3-4 gün geçmişti ki, Ahmet arayıp 'Abi Müjde Ar, Uğur Yücel'le kabare yapmak için geliyor. Hafta sonu için sana randevu aldım' diye müjde verdi. Dersime çalışmak için önümde 5 gün vardı. Ne var ki, çocuğun rahatsızlığı dolayısıyla röportaja hiç hazırlanamadım.

Müjde Ar'ı pek tanımıyordum. O, dönemin vamp kadınıydı. Her erkeğin zihninde; oynadığı Bihter rolü ile birlikte göğüslerini cömertçe sergilediği sudan çıkma sahnesiyle kolonya reklamı yer etmişti.

Tabii o zaman internet ve Google yoktu. Yerel gazetede okuduklarım; Müjde Ar'ın kabarede bir erkeğin kucağına oturup şarkı söylediği, bir başkasında da ağzındaki çileği kentin ünlü işadamına uzattığı, işadamı elini uzatınca da 'Elinle değil dudaklarınla al' dediği gibi ipe sapa gelmez haberlerden ibaretti.

Bu bilgilerle zihnimdekileri birleştirip röportaj için otelin lobisine gittim. Beni bekletmedi. Fazlasıyla sade ve doğaldı. Kafamda kurguladığım şuhluktan eser yoktu. Daha doğrusu zihnimdeki Müjde Ar'dan çok daha başka biri vardı karşımda.

Röportaja klasik sorularla başladık. Kısa yaşam öyküsü, Aşk-ı Memnu, Bihter derken kabareye geçtik. Sorularıma kısa ve net yanıtlar verdiğinden başka başka konular bulmam gerekiyordu. İşin tam burasında, o talihsiz soruyu sordum.

-Müjde hanım, erkeklerin kucağına oturmak, sanat anlayışınızın bir parçası mı?

Müjde Ar'ın gözlerinin bir anda döndüğünü, yüz hatlarındaki o yumuşak ifadenin yerini ürkütücü, öfkeli, ateş saçan ve hükmeden bir bakışın aldığını gördüm. 'Tamam' dedim şimdi yandım.

Makinalı tüfek gibi, bir saniye bile soluklanmaksızın 'Sizin gibi maganda ve maçolar anlamaz ama anlatayım' diye söze başlayıp ilkel topluluklardaki kadın olgusundan girdi, feodal toplumdan kapitalist, sosyalist toplumdan çıktı. Her cümlesinin sonunda cahil, lümpen ve erkek egemen anlayışı lanetleyerek soluk soluğa bitirdi. Sonra ayağa kalkıp yürüdü. Sekiz on adım sonra geri dönüp o ayıp hareketi yaparak 'Bu röportajı nah yayınlarsın. Virgülüne dokunmadan yayınla da göreyim erkek olduğunu' dedi.

Tek kelime edememiş, sadece dinleyebilmiş fakat not alamamıştım. Allah'tan teybe kaydetmişim. Dayak yemeden atlattığıma sevinmiştim. Müjde hanım beni çok şaşırtmıştı. Karşımdaki Müjde Ar değil, sanki Karl Marks'tı.

Gazeteye geldim. Teybi çalıştırıp yeniden dinledim. Felaketti. Yok yok... Bu röportaj yayınlanamazdı. Yayınlanırsa ben biterdim. İnsan içine çıkacak yüzüm kalmazdı. İyi de ya gazetecilik ilkeleri...

O geceyi kendimle hesaplaşarak geçirdim. Sabah kararımı vermiştim: Röportaj, virgülüne dokunulmadan aynen yayınlanacaktı. Öyle de oldu.

Ertesi gün telefonlar hiç susmadı. Her arayan kendimi rezil ettiğimi, bir kadın karşısında bu derece alçalmamın saçmalık olduğunu ifade ediyordu.

Gazetede, sonraki haftanın röportajı için bir iş adamıyla randevuyu konuşmaya dalmışken karşımda bir anda Müjde Ar'ı gördüm. Belki birkaç dakikadır karşımdaydı da ben farkında değildim. Telefon elimde şaşkınlıkla ayağa kalktım, oturacağı bir sandalye çektim. Elindeki bir buket çiçeği masaya koydu ve 'Göstermiyorsun ama cesurmuşsun. Yayınlamanı beklemiyordum. Tebrik ederim ama yerinde olsam yayınlamazdım' dedi. Çay ikram edip kendisini tanımadan, araştırmadan yargıda bulunduğum için tekrar tekrar özür diledim.

Uğurlarken 2 bilet verip 'Eşini de alıp gel. Bu akşam kabarede misafirim olun' dedi. Gittik. Güzel bir kabareydi. Bir reverans sahnesinde yanımıza geldi, eşimin yanağından bir makas alıp kucağıma oturdu...