Ormancı Gazi

Süleyman IŞIK 04 Haziran 2017 Pazar, 06:08

Madem sözü Keles'ten, Orhaneli'nden, Dağlılardan açtık, devam edelim. İlkokuldaydım. Köye bir ormancı atanmıştı. Adı Gazi'ydi. Karadeniz insanına özgü kıvrık burnu, çelebi nezaketi, uzun ince yapısı, yemyeşil üniforması, havalı kasketiyle bir anda köyün ilgi odağı olmuştu.

Köyde ormancı demek, dağdan odun kesememek, karda kışta titremek demekti. Köylü bir yandan ne yapacağını düşünürken diğer yandan da ufak ufak yoklamalar, yakınlaşma çabalarıyla 'Yeni Ormancı'yı nasıl kafaya alırım' derdindeydi.

Kadınlar da boş durmuyor, Gazi'nin evine tarhanalar, bulgurlar götürüyorlardı götürmesine ama her seferinde götürülen hediyeler kibarca iade ediliyordu.

Ormancının görevi ormandan dal kesenin yakasına yapışmak, onu mahkemeye sevk etmek, odunu atıyla taşıyorsa atına, eşeğe sarmışsa eşeğine el koymaktı. Çünkü Orman İdaresi'ne göre kaliteli, iyi bir orman muhafaza memuru, köylüye göz açtırmayan biri demekti. Köylüye göre kaliteli ormancıysa idare eden, göz yuman.

Bu durumda çatışma kaçınılmazdı ve sonuçları besbelli ağır olacaktı. Üç gün geçti, geçmedi, öte mahalleden Seyit Ahmet Çavuş katırına sardığı bir yük odunla yakalandı Gazi'ye. Okulun önünde top oynuyorduk. Topu bırakıp merakla koşturduk.

Seyit Ahmet Çavuş, yakalanmış olmanın çaresizliğiyle omuzları düşmüş, kaderine razı, gözleri yerde Ormancı Gazi'nin söyleyeceklerini bekliyordu. Gazi, odunları tek tek inceledi. Sonra elini Seyit Ahmet Çavuş'un omzuna koydu. 'Bak ağa' dedi. 'Bu odunlar daha fidan. Gel sen bundan böyle bunlara kıyma. Dağda devrilmiş, kırılmış, kurumuş ağaçlar var. Çoluk çocuğuna o odunlardan götür. Üşümesinler.'

Bu olayı sadece biz çocuklar izledik sanıyordum. Oysa Yörük'ün kahvedekiler de dikkat kesilmişler, olanları, söylenenleri kelimesini kaçırmadan duymuşlardı.

Bu olay, Ormancı Gazi'ye kuşkuyla, korkuyla bakan köylüye çok etki etmişti. O günden sonra Gazi köylünün en kıymetlisi, Gazi de köyden biriydi.  Kasketini köylü gibi yatırıp köy kahvesinde pişpirik atıyor, ihtiyarlarla cami dibinde hasbihâl ediyordu. Yıllar yılı o kendini köyden bildi, köylü de onu yadsımadı. Bununla birlikte görevini hiç aksatmadı. Yaş oduna balta vurdurmadı.

Sonra emekli olup köye yerleşti. Vakti gelince de bu dünyadan göçtü gitti. Ne zaman bürokrasiden, memurdan, görevden söz edilse aklıma Ormancı Gazi gelir. 'Bir bürokrat nasıl olmalıdır?' sorusunun yanıtıdır çünkü.