Patrona son mektup

Süleyman IŞIK 25 Şubat 2018 Pazar, 06:07

Değerli Büyüğüm,

Selam eder, ellerinizden öperim. Yazdıklarımla canınızı sıkıyorsam lütfen bağışlayın. Ama sizi yanlış kişilerin ve sivri akıllıların sapık fikirlerinden korumak benim hala görevim.

Geçenlerde Peryön müdür, Heryön müdür nedir bir dernek İnsan Kaynakları Zirvesi düzenledi. İnsan kaynakçıları ne zaman zirveye çıktılarsa... Neyse merak edip gittim. Gitmişken sırf meraktan bir iki oturuma girdim.

İnanır mısınız onca profesör sözbirliği etmiş gibi aynı zırvaları geveleyip durdular. Neymiş efendim, eski yöntemlerle şirket yönetilemezmiş, insanlara baskı kuran yöneticilerin sonu gelmişmiş, motivasyonunu kaybeden işçinin verimi düşermiş miş miş...

Biz, asıl o aklı evvellerin dediklerini yaparsak batarız beyefendi. İşin gücün yoksa bu para yokluğunda çalışanların gönlü hoş olsun diye pikniklere eğlencelere götür. Sonra tepene çıksınlar. Bir de karşılıklı göbek atsaydık. Tövbe tövbe.

Dikkatimi çeken başka bir husus da, bizim semtimize sokmadığımız insan kaynakçılarına verilen değer oldu. Herkes bir kurum, bir çalım... Görseniz şaşarsınız. Sanki dünya onların çevresinde dönüyor.

Bir tabela değiştirip kaynakçı oldular ya, çalımları ondan. Yahu bu mübarekler ne kadar mühimmişler de bizim haberimiz olmamış.

Yaptıkları da bir yemek, bir de servis işleri. Bordro da yapıyorlar haklarını yemeyelim. Lakin performansmış, kariyermiş gibi eften püften görevler uydurup kasılmıyorlar mı ifrit oluyorum. Anlayacağınız ne uydururlarsa uydursunlar hepsi fasa fiso...

Bizimkilerde akıl yok ya gavurlarda da yok anlaşılan. Bir sürü yabancı hoca bulmuşlar, anlayan varmış gibi konferans veriyor garibimler. Kurum kültürüymüş, enformasyon sistemleriymiş...

Biz bu enformasyon sistemlerini kuralı 10 yıl oldu. Döşediğimiz aygıtlarla insanların nefeslerini dahi dinler hale geldik haberleri yok. Bunu söylediğimde konferansı veren profesörün ağzı açık kaldı.

Bir tutturmuşlar, modernlik, çağdaşlık diye başka da bildikleri yok. Bilmiyorlar ki biz sırf modern olalım diye odalarımızı pastel renge boyatıp bir sürü garip şekli resim diye duvarlara astık. Yetmedi, her tarafa "Müşterimiz her şeyimiz'' teranelerini bile çerçeveletip duvarları donattık...

Hadi başkaları bu saçmalıkları dinlesin ama İnsan Kaynakları Müdürünüzü bu zirveye göndermeyecektiniz.  Ayrılışımdan önce bana verdiği raporda bakın neler yazmış: "Bir psikolog almalı ve psikoteknik laboratuvarı kurmalıymışız. Eleman sayımız bu işi kaldırırmış. Hem psikolojik danışmanlık ihtiyacımızı karşılarmış, hem de işe alırken kişilerin işe uygunluğunu ölçermişiz..." Bak serseriye... Bu zırvalan kesin o zirvede öğrendi, şimdi bize satmaya çalışıyor. Yer miyim?

Bir defa böyle delileri toplarsan psikiyatri klininiği de açarsın, akıl hastanesi de... (Kendisi yeni eleman alırken seçmesini bilmediğinden tabii) psikopat testi uygulayacakmış. Bizim gibi saçlarını değirmende ağartsa o zaman bu işin testle mestle değil gözle olacağını anlardı. Aklı erse,  "Hamili kartla", hemşerilikle, eş dostla işi bitirirdi ama genç işte.

Hani kalite kontrolcülerden biri renk körü çıktı ya,  seninki bunu öne sürüp millete renk körlüğü testi yapmaya kalkıştıydı. Hâlbuki ben o işi halletmiştim. (Laf aramızda adama renkli bir gözlük verip meseleyi çözdüydüm)

Şu insanlara da şaşmıyor değilim. Dünya kadar para ödeyip konferans dinliyorlar. Hiç bilgiye para verilir mi? Bilgi para etseydi öğretmenler köşe olurlardı. Anlattıkları da bir şey olsa.

Bir tutturmuşlar vizon mizon. Herkesin bir vizonu yanında da mizonu olmalıymış. Yahu ben geçen sene hanıma vizon aldım da ne değişti? Hadi vizonu anladık da mizon ne oluyor? Herhalde oda başka bir zırva.

En çok da televizyona sık sık çıkan ünlü profesörü garipsedim. Diyor ki, 'Patron, patronluğunu bilmeli, yönetmeye kalkmamalı'. Fabrikayı siz yönetmeyeceksiniz de 7 kat ele nasıl güveneceksiniz? Bir haftada batarsınız. Benden söylemesi.

Bir de hep ödüllendirmeden, takdirden bahsettiler. Cezaya ise değinen yok. Hâlbuki bizim işçimiz takdire hiç gelemez, hemen şımarır. Amma... Kızılcık sopasını görünce kuyruğu kısar, işine bakarlar. Öğrenecekler ama bakalım ne zaman...

Üzüm üzüme baka baka kararır ya, sivri akıllı Kalite Müdürünüz de bir şey yumurtladı, müşteri şikâyet hattı kuracakmış. Bu hat sayesinde müşteriler bizi bedavaya şikâyet edeceklermiş.  Delinin zoruna bak. Şikâyet edileyim diye para harcamak nerede görülmüş?

Sizin bu İnsan Kaynakları Müdürünüz beni çıldırtmadı ya kolay kolay kafayı yemem. Sakat açığımız varmış, hükümlümüz eksikmiş, mutlaka almalıymışız. Biraz daha dinleseydim, İnsan Kaynakları Müdürünüz sakat, bendeniz de eski hükümlü olacak; açıkları kapatacaktık.

Bir de kalkmış meslek hastalığı taraması yaptıracakmış. Be adam, hadi kadın hastalığını anladık, iç hastalıklarını anladık, ortopediyi bile anladık da meslek hastalığı ne oluyor? Nerden uydururlar bilmem ki...

İSO belgesi alacağız diye görev tanımları yazmış seninki. Sırf bana garezine, görev tanımıma "Bu işi yüksekokul mezunu, bilgisayar kullanan, İngilizce bilen biri yürütür" diye yazmış. Kısacası bana "Git" denmiş. Baktım sizin de sesiniz çıkmıyor, yeni yetmelerin oyuncağı olmayayım diye istifayı bastım. Epeyce bekledim çağırırsınız diye ama ses seda çıkmayınca çaresiz ayrıldım.

Oysa ben, bir ayakkabıyla kaç bin adım atılacağını bile hesaplattırıp yılda 2 kez verdiğimiz ayakkabıyı teke indirtmiştim. Size, benim gibi servet bekçileri lazımdı ama kıymetimi bilemediniz. Yine de arz-ı hürmet eder, ellerinizden öperim.

Kulunuz, köleniz...