PAZAR’LIK

Süleyman IŞIK 11 Eylül 2016 Pazar, 06:28

İşsizin intikamı

Bir seminerde, mülakat bahsinde yaşanmışlıklardan bahsederken hemen herkes karşılaştığı olumsuzluklardan bahsedip durmuştu. Anlatma sırası arkalarda oturan gözlüklü, güzelliğiyle dikkat çeken kıza gelmişti. Kız, kendinden emin bir ifadeyle "Ben şu sıralar harika mülakatlar yapıyorum. Bütün firmalar peşimde" deyince tüm bakışların odağı olmuştu.

"Hocam 2 yıldır işsizim" diye başladı kız ve devam etti: "Halen de işsizim. Çalmadık kapı, özgeçmiş göndermediğim mail adresi kalmadı. Günlerce, aylarca iş aradım. Baktım ki, iş miş bulacağım yok. Önce saldım kendimi. Sonra öfkelendim hayata, beni dikkate almayan firmalara, -Biz sizi ararız- yalanına. Sonra sakinleştim ve Türkçe ve İngilizce yeni bir özgeçmiş yazdım kendime."

"Özgeçmişimde Boğaziçi İşletme'yi bitirdikten sonra master için Yale Üniversitesi'ne davet edildiğimi ancak Harvard'ı tercih ettiğimi... Ardından Princeton Üniversitesi'nde doktora derecesi elde ettiğimi, 2 yıl Fransa'ya geçip Sorbonne'da dil öğretimi gördüğümü, İngilizce, Fransızca'yı akıcı, Almanca ve İspanyolca'yı da iyi konuşabildiğimi, İtalyancamın ise henüz yeterli bir seviyeye gelemediğini ve buna çok üzüldüğümü; iş yaşamıma Wall Mart'ta finans departmanında başladığımı kısa sürede yönetici olduğumu, ardından Donna Karan'ın yardımcılığını üstlendikten sonra Merrill Lynch'te Uzak Doğu bölüm yöneticisi olduğumu. Ancak ailem ve ülkemden uzak kalmaya dayanamadığım için Bursa'ya döndüğümü anlattım."

Herkes büyülenmiş gibi kıza bakıyordu. Kız ilgiden memnun konuşmasını sürdürdü: "Oluşturduğum özgeçmişi sadece müracaat edip beni kaale almayan, görüşmeyi bile çok gören firmalara değil, kapısını çalmaya cesaret edemediğim belli başlı büyük firmalara da gönderdim."

Hepimiz meraklanmıştık. Kız anlattı: "Telefonum peş peşe çalmaya, mailbox'ım davet mail'leriyle dolmaya başladı. Firmalar, ısrarla benden randevu istiyorlardı. Bu kez ben nazlanıyordum. Onca ısrara karşılık, görüşmeye gelmek için yol masraflarımın karşılanmasını talep ediyor, koca koca holdinglerin anlı şanlı İK müdürlerine -Bu hafta çok yoğunum, öbür haftaya belki gelebilirim- diye kapris yapıyordum. Çekilmez tavırlarıma karşın firmalar pes etmiyor, benden bir randevu koparmak için birbirlerini eziyorlardı. Sırf gururum okşansın diye 2 büyük holdinge mülakata gittim. Beni kapılarda karşıladılar. Öyle zor sorular sorarak yormadılar. Neredeyse mülakatın tamamına yakınında kendileriyle çalışırsam beni nasıl ihya edeceklerini anlattılar. Düşüneceğimi söyleyip ayrıldım."

Filmin sonunu merak edenler için söyleyeyim: Burnundan kıl aldırmayan kızımız bu oyundan yeterince tatmin duygusu yaşamış olmalı ki, firmalara mail gönderip Türkiye'de kendine uyan bir iş bulamadığını belirterek, Amerika'ya döneceğini bildirmiş. Buna rağmen mülakat davetlerinin ardı arkası kesilmemiş.

Kızı dinledikten sonra düşünmüştüm: "Böyle bir kız müracaat etse işe alır mıydım?" Alırdım. Hem de zevkle...

 

 

Xxxxxxxxxxxxxxxx

Gitti güzelim fax

 

Şimdiki gençler internetsiz, Facebook'suz, Twitter'sız bir dünya olabileceğine ihtimal vermiyorlar. Bizden eskiler, Facit kullanır, elektronik hesap makinesini teknolojik zirve olarak görürken, bizler 80'li yıllarda teleks makinesine uzaylı muamelesi çekiyorduk.

Kağıtları dele dele teleks yazmak ne güzel şeydi... Sonra yazdığınız mesajı karşı tarafa tıkır tıkır çekerdiniz. Keyifli ama zahmetli işti.

Derken faks çıktı ve bu yeni icadı her şeyde olduğu gibi önce bankalar, ardından şirketler kullanmaya başladı. Bir arkadaşımı, bankaya gönderilen faksı kullanmayı öğrenmesi için İstanbul'a 2 günlük seminere göndermişlerdi. Dönüşünde, faks kullanmayı bilen tek kişi olarak şubede havası binbeşyüzdü. Faksı kullanmaya yetkili tek kişi oydu. Diğerleri bu teknoloji harikasına ellerini bile süremiyorlardı. Müşterilerden, faksla resim çektirenler bile çıkıyordu.

Şube müdürü, bir gün bizimkini odasına çağırıp yanındaki müşteriye ait evrakı genel müdürlüğe fakslamasını istedi. Bizimki faksı çekip yerine oturmak üzereyken müdür tekrar arayıp "Çektin mi faksı?" diye sordu. Bizimki "Evet Müdür Bey çektim" diye yanıtladı. Sonra aralarında şu konuşmalar geçti.

-Peki, fotokopi aldın mı fakstan?

-Almadım.

Müdür Bey kızgın bir sesle bağırdı.

-Tüh be birader. Gitti güzelim faks desene. İnsan fotokopi almaz mı?