Röportajın böylesi

Süleyman IŞIK 16 Eylül 2018 Pazar, 06:39

Bir gazete için Pazar günleri yayınlanan tam sayfa röportajlar yazıyordum. Röportaj yaptığım kişiler, Bursa'nın tanınmış simaları; çoğu zaman da iş insanlarıydı. Ali Osman Sönmez'den Hüseyin Özdilek'e, Mümin Gençoğlu'dan İbrahim Orhan'a dek birçok sanayiciyle enine boyuna sohbet etmiş ve konuştuklarımızı sayfalara aktarmıştık.

 Sıra BUSİAD Başkanı Doğan Ersöz'e gelmişti. Doğan Bey, baloya ya da resmi bir yere gitmiyorsa genellikle deri ceket giymeyi severdi. Protokol adamı değil, hayat adamıydı. Bir günden bir güne kimseye sesini yükselttiğine tanık olmadım.

İnsanları makamına, servetine göre kategorize etmezdi. Herkesle konuşur, herkese danışırdı. Bu huyundan aslında epeyce mustariptik.

Yönetim Kurulu toplantılarında ofis görevlisi Necmi Efendi, hangi konu tartışılırsa tartışılsın daima konunun içindeydi. Her şeye maydanozdu yani. Diyelim ki, yönetim kurulu Başbakanlık'tan gelen bir genelgeyi ele alacak; kurul üyeleri bir görüşte mutabık kalmayagörsün... Necmi Efendi çay servisini yaparken elini kaldırıp ''Yoo! O iş öyle olmaz'' diye itiraz ederdi. Bu durumdan Doğan Bey dışında herkes şikâyetçiydi. Bizler konsantrasyonumuz bozulduğu için bu münasebetsiz çıkışlara içimizden homurdanırken Doğan Bey her seferinde Necmi Efendi'ye dönüp ''Öyle mi diyorsun Necmi Efendi? Senin düşüncen nedir?'' diye soruyordu. Her seferinde konudan bihaber Necmi Efendi'nin tuhaf mütalaalarını dinlemek zorunda kalıyorduk.

Bir gün beni aradı Doğan Bey. 'Herkesle röportaj yaptın, şu fakirle yapmayacak mısın? İlla Cavit Çağlar kadar paramız mı olacak?'' dedi. Biraz mahcup 'Siz isteyin yeter ki Başkanım. Ne zaman isterseniz' deyince 'Hadi kalk gel o zaman. BUSİAD'dayım' deyip kapattı telefonu.

Ses alma cihazımı, fotoğraf makinasını alıp derneğin merkezinin bulunduğu İntam'a gittim. Doğan Bey beni kapıda karşılayıp 'Hadi gidelim' dedi. Anlaşılan röportaj başka bir yerde olacaktı. Doğan Bey'in Lada Niva cipine binip sohbet ede ede ilerledik. Hangi otelin lobisinde konuşacağız derken Hürriyet'in oradan Yunuseli'ne, oradan Gündoğdu köyüne doğru ilerledik. Başkan, ormanın ve meyve bahçelerinin arasından direksiyonu bir incir bahçesine kırdı. Arabadan indik. Bagajdan iki çapa alıp birini bana verdi. Doğan Bey'e şaşkınlıkla sordum ''Başkan bu ne şimdi?''. Doğan Bey gülerek ''Evladım hiç mi çapa görmedin?'' dedi. ''Ben köy çocuğuyum. Çapa da bilirim kazma da. Lakin röportaj yapacağız sanmıştım'' diye yanıtladım.

Doğan Bey elindeki çapayı susuzluktan kaskatı kesilmiş toprağa vururken benim de çapaya başlamamı işaret edip 'Röportaja engel mi var?' dedi. Düşündüm, haklıydı.

O gün akşama kadar hem röportaj hem çapa yaptık. Dönüşte sordum; ''Başkanım incir bahçesini kaça almıştınız? Yeri güzelmiş''. Doğan Bey omuzlarını kaldırıp 'Benim değil ki... Sahibini tanımıyorum bile'' diye yanıtladı. Kafam karışmıştı. 'Madem sizin değil, elalemin bahçesini neden çapaladık? Ya bahçenin sahibi çıka gelseydi de bize -Ne işiniz var burada- diye kızsaydı'' diye çıkıştım. Doğan Bey omuzuma vurup ''Bahçenin sahibi gelseydi bize teşekkür ederdi. Ben yıllar yılı canım her sıkıldığında o bahçeye gidip çapa yaparım. Bugün de nasipte seninle çapa sallamak varmış'' deyip keyifle güldü.

Unutamadığım en ilginç röportaj oydu. Mekânın cennet olsun sevgili Doğan Başkan.