Süleyman IŞIK 01 Temmuz 2018 Pazar, 06:18

O zamanlar Bursa'da insan kaynakları alanında eğitim veriyordum. Uzun süreli bir kurs açmıştık. Kursun ilk günü katılımcılarla tanışma faslını bitirmiş, konulara girizgâh yapmıştık ki, kapıyı çalmadan saçı başı dağınık, üstünde yeşil bir parka olan bir kadın girdi.

Herkesin gözü, kendine bir yer bulup oturan, tedirginliğini de yanında getirmiş bu genç kadının üstündeydi.

Kısa süre sonra ortama adapte olmuş olacak ki, konuyla alakasız sorular sormaya başladı. İnsan kaynakları konusunda herhangi bir bilgisi ya da fikri olmadığı ortaya çıktığından, bazı kursiyerler küçümseyici bir tavırla önce kadına sonra birbirlerine bakıp gülümsemişlerdi.

Öğle molası verdiğimizde asistanıma yemeği o kadınla birlikte yemelerini ve durumu hakkında bilgi getirmesini söyledim.

Asistanın onun hakkında verdiği bilgiler iç acıtıcıydı. Gemlik'te görevli bir subayla evliydi. Bir çocukları olmuş ancak yaşını doldurmadan çocuk kısa süre önce vefat etmişti. Gemlik'te bir çevreleri olmadığından acısını paylaşacak pek kimsesi yoktu anlaşılan.

Belki biraz kafam dağılır diye çalışmayı düşünmüş, ancak üniversitenin biyoloji bölümünden mezun olduğu için hiçbir yerde iş bulamamıştı.

Kursa gelme nedeni de 'Belki bir meslek edinir de iş bulurum' düşüncesiydi. Başlangıçta yerli yersiz soruları kursun ortasına doğru daha hedefini bulan sorgulamalara dönüşmüştü. O kadar çok soru soruyordu ki, o meslekte belli bir kariyer yapmış diğer kursiyerlere fırsat kalmıyordu.

***

Kurs bitmiş, kursiyerlerle vedalaşmıştık. Kısa süre sonra Sakarya'dan iş teklifi almış ve bir şirkette insan kaynakları müdürü olarak işe başlamıştım. Şirketin Ordu'da da fabrikası olduğundan her ayın bir haftasını orada geçiriyordum.

Yine bir gün Ordu'ya gitmek üzere Trabzon uçağına doğru apronda elimde valizlerle yürürken telefonum çaldı. Önce açmadım ama tekrar tekrar çağrı yapınca mecburen açtım. Arayan Zekiye'ydi.

Benim yanımda staj yapıp yapamayacağını sordu. Kendisine artık Bursa'da olmadığımı, Sakarya'da bir şirkette çalıştığımı söyledim; 'Biliyorum' dedi. 'Kaç gün staj yapacaksın?' diye sorunca 'Size bağlı' diye yanıtladı. 'İsterseniz bir yıl, iki yıl...' diye de ekledi.

Şaka yapıyor olmalıydı. Dilim döndüğünce o kadar uzun süre staj olmayacağını, üstelik kendisine bu staj için ücret veremeyeceğimi anlatmaya çalışsam da 'Ben ücret istemiyorum ki...' deyip beni başka mazeret aramaya sevk etti.

Bu kez 'Sen evlisin, eşin Gemlik'te sen Sakarya'da. Olmaz bu iş' demem de fayda etmedi. 'Eşimle görüştük. Hatta Sakarya Orduevi'nden rezervasyon yaptırdım. Pazartesi geliyorum' deyip 'Dur daha Genel Müdür'le konuşmam lazım' demeye fırsat bırakmadan telefonu kapattı.

***

Uçakta bu konuyu uzun uzun düşündüm. Bu kadar kararlı olması beni etkilemişti ve bir fırsatı hak ediyordu ama bir yıl da staj olmazdı ki...

Pazartesi günü geldi ve staja başladı. Gözünü yıldırmak için bir sürü iş yığdım önüne. Kısa süre sonra gelip yeni işler vermemi istedi. Azmi inanılmazdı ama nasıl olsa bir süre sonra pes edecekti. Çünkü ilk hevesi geçince temposu düşecekti ama tersine temposu sürekli arttı. Ona iş yetiştiremiyordum.

Şaka maka üç ay geçmişti. Bir gün yanımda çalışan iki elemanımın birlikte karıştıkları yüz kızartıcı bir durumunu yakalayınca işlerine son verdim. Kala kala elimde personel olarak stajyerim Zekiye kalmıştı. Mecburen kendisine iş teklif ettim. O da sevinçle kabul etti. Ücretine de zam yapılmıştı.

Birlikte 2 yıl civarı çalıştık. Bir gün bana gelip 'Müdürüm sizinle bir şey konuşmam lazım' dedi. Bir hastanenin kendisine insan kaynakları müdürlüğü teklif ettiğini, ancak kabul etmediğini anlattı. 'Neden kabul etmedin?' diye çıkıştım. 'Ama ben daha çok acemiyim. Öğreneceğim çok şey var. Ayrıca sizi zorda bırakmak istemedim' diye yanıt verince 'Şimdi al şu telefonu ve ara. Teklifi kabul ettiğini söyle. Bilmediğin bir şey olursa bana alo de. Sana destek olurum' dedim.

İşe kabul edildi. O artık bir stajyer değil bir hastanenin insan kaynakları müdürüydü. İlk senesinde neredeyse günde on kez aradı ve sorular sordu. İkinci yılında sorular azaldığından aramaları da azaldı. Derken İstanbul'da Türkiye'nin en büyük hastanelerinden birinden iş teklifi aldı. Orada çalışırken yüksek lisansını da tamamladı.

Kısmeti açılmıştı. Bu kez prestijli bir başka hastanede göreve başladı. Artık iş için değil, hatır sormak için arıyordu.

***

Sonra Antalya'da çok sayıda hastaneden oluşan bir grubun insan kaynakları direktörlüğüne getirildi. Halen o grupta çalışmasını başarıyla sürdürüyor.

Eski stajyerin yaşattığı gurur dışında yaşamıma kattığı bir başka şey ise eşim oldu. Çalıştığı hastaneden arkadaşı olan eşimi bana tanıştıran da eski stajyerim oldu.

O, benim kafamda, pes edenlere inat azmin, çabanın ve başarının adıdır.