Zirveye oynamak

Süleyman IŞIK 18 Mart 2018 Pazar, 06:00

90'lı yıllar yönetim dünyası için oldukça önemli etkinliklerle doluydu. İnsan kaynakları mesleğinin ayrımına varılıp bazı şirketlerde yapısal, bazılarında da tabela değişikliğine gidildiği yıllardı.

Bu yılların gözde 2 mesleği kalite ve insan kaynaklarıydı . Kaliteyi temsilen Kalder, insan kaynaklarını temsilen Peryön kongre üstüne kongre, zirve üstüne zirve yapıyordu.

Bir nevi mesleki hac olan zirveler, meslektaşlar için farklı anlamlar taşımaktaydı. Bazıları, zirveleri, mesleki bilgilerin didik didik edileceği platformlar olarak düşündüğünden çok şey öğrenme beklentisiyle gelirler, hayal kırıklığıyla geri dönerlerdi.

Bazıları ise, havayı koklamak, dostları görmek, 'Bu iş nereye gidiyor?' sorusuna yanıt bulmak hevesindeydi. Benim de içinde bulunduğum bu tipler için zirveler son derece keyifli geçerdi.

O yıllarda her şeyin başı, bugün de olduğu gibi İstanbul'du. Her türlü etkinlik oradaydı. Biz taşralılara düşen ise bu tür etkinliklerde İstanbul'un yolunu tutmak oluyordu.

Taşralı olduğumuzdan, taşralı muamelesine müstehaktık. Tepeden baksalar da; üstatlarla iki satır sohbet etme lütfuna erişirsek kendimizi mutlu sayardık.

Mesleğe henüz başlamış, cici, heyecanlı, mini etek ya da dar pantolon giymiş meslektaşlar ise kâbusumuzdu. Ne kadar kaçarsak kaçalım, taşralı kokusunu alıp karşımıza geçerler, sorgulamaya başlarlardı. '360 derece uyguluyor musunuz? Ya age management?'

Bir iki derken ısrarlı sorulardan bunalıp yanıtlardık:

-360 derece uygulamıyorum.

-Neden ama? Çok güzel bir şey değil mi?

-Şirketimi çok sevdiğimden...

Şaşkınlıkla 'Neden ama?' diye sorarlar, can sıkıntısıyla her seferinde anlatırdık:

-Bak sevgili kardeşim; 360 derece dediğin performans sistemi, katılımın, demokrasinin tam olarak yaşandığı şirketlerde sonuç verir. Katı, hiyerarşik yapılarda ciddi kırılmalara, çatışmalara yol açar. Siz plazalarda bunları uygularsınız ama 'Kodum mu oturturum' mantığındaki şeflerle yönetilen işletmeler için sıkıntı yaratır. Şirket kültürünü uyarlamadan 360 derece uygulamak şirkete yapılabilecek en büyük kötülüktür.

'Madem öyle bari age management uygulasaydınız' önerisi karşısında iki seçenek vardı:

1-Şirketinizde yasal yükümlülükleri yerine getirme, bordro düzenini oturtma konusunda kıyasıya çaba harcarken henüz age management gibi taşra için henüz uçuk kaçık konulara gelemediğinizi, daha bir 10-15 yıl gelemeyeceğinizi cici meslektaşınıza anlatmak

2-Yer değiştirmek, yani sıvışmak. Ben, genelde 2. seçeneği kullandım.

İstanbul'a her kongreye gidişimde, 'Bu zirveler İstanbul'un tapulu malı mıdır ki, Bursa'da, Ankara'da, İzmir'de yapılmaz' düşüncesi geçti içimden.

Peryön'ün şube başkanlığı da söz konusu olunca kendimi bu hususta daha sorumlu hatta görevli hissetmeye başladım.

İyi de, Bursa'da böyle bir zirve nasıl yapılırdı ki? Paramı mı vardı? Yüz üyemizden aidat ödeyen kırkı geçmiyordu. Yeni tuttuğumuz ofisin kirasın yarısı cepten gidiyordu.

Ne yapmak lazımdı? Para Peryön'de yoksa Ticaret ve Sanayi Odası'nda vardı. Genel Sekreterden güç bela alınan randevuyla yaptığım görüşmede konuya çok uzak olduklarını gördüm.

Ticaret Odası yoksa bir sürü SİAD vardı. Bir powerpoint sunusu hazırlayıp sırasıyla Busiad, Gesiad, Bugiad ve Müsiad'ın kapısını çaldım. Dönüşte biraz ilgi, bol ikram ve nasihatten başka elimde bir şey yoktu.

Bu şehirde bilimin yuvası olan bir üniversite vardı. Onlar ne güne duruyordu? Rektörden randevu almam bile mümkün olamadı.

İş Kurumu'ndan destek vardı ama siyasiler ne der korkusuyla uzak duruyorlardı.  Mantık, vazgeçmeyi emrediyor, yürek ise 'Hayallerinin peşinden git' diyordu. Babamın deyimiyle 'Gönül havada, g.t kuru yerdeydi'.

Vaz geçtim mi dersiniz?