Son hükmü tarih verecek!

Yüksel BAYSAL 30 Nisan 2017 Pazar, 08:46

16 Nisan 2017 halk oylamasının sonuçları, Türkiye'nin geleceğine bırakılan yeni ve büyük bir tartışma konusudur.

Sonuçlar bir yana, genç yaşımda 12 Eylül halkoylamasına tanıklık eden birisi olarak belirtebilirim ki, çok eşitsiz bir yarış oldu.

İktidarın ve medyanın bütün olanakları "Evet" için seferber edildi.

(Görünürden daha fazlası harcandı)

****

Amerika ile Rusya'nın ülkeyi bölmek için seferber olduğu böylesine bir dönemde konunun gündeme getirilmesi bile yanlıştı.

Hadi konu gündeme getirildi, bari özgürce tartışılabilseydi

En önemlisi mutabakat aranabilseydi!

 

*****

 

Aslında sorun TBMM'de başladı.

Oysa tüm toplumu ilgilendiren, onun için toplum sözleşmesi de denilen anayasal düzenlemeler, konu gündeme geldiği andan itibaren yoğun tartışmalara yol açmalıydı.

Belki biraz da bu yüzden Cumhurbaşkanı Erdoğan, kampanya başlangıcından epey sonra bile "Halk henüz değişiklikleri anlayamadı, öğrenince gereğini yapacak" demek zorunda kalmıştı.

 

****

 

16 Nisan öncesindeki eşitsiz yarışa karşın sandıktan birbirine yakın sonuçlar çıktı.

"Avrupa Birliği'nde kalalım mı, çıkalım mı" gibi bir konuda halk oylaması olsa, yüzde 51-49 oranı kabul edilebilir bir sonuçtur.

Ancak böylesine anayasal sistem değişikliklerinin meşruiyet alanının geniş olması isteniyorsa, halkın eğiliminin yüzde 75 ve üzerinde olması zorunlu olmasa da gelenek olarak kabul edilir.

 

****

 

Kaldı ki, oy sayım sonuçlarına ilişkin de ciddi soru işaretleri ortaya çıktı.

Partilerin itirazlarını bir kenara bırakırsak, ağırlıklı olarak hukukçulardan oluşan "Hayır ve Ötesi" grubunun yaptığı saptamalar önemli...

Yine AGİT raporunda da benzer ifadeleri göreceğiz.

Bakın ne diyor Hayır ve Ötesi:

"298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun'un 98. ve 101. maddeleri kuşkuya yer bırakmayacak şekilde, mühürlü olmayan oy pusula ve zarflarının geçersiz kabul edilmesi gerektiğini açıklamaktadır. Söz konusu maddeler emredici niteliktedir. YSK'nın, bu konuda kendisinin verdiği onlarca kararın, 298 sayılı kanunun ve emsal AYM kararlarının arkasından dolanarak yorum yoluyla geçerlilik kararı vermesi Türkiye hukuk tarihi açısından skandal niteliğindedir."

 

*****

 

"Mecelle'den beri kullanılan 'usul esasa mukaddemdir' yani 'usul esastan önce gelir' ilkesi yine Türk hukuk sisteminin temel direklerinden biridir. 16 Nisan 2017 tarihinde Anayasa değişikliğine ilişkin yapılan halk oylamasında mühürsüz zarfların kullanılması, seçmen iradesinin tecelli edip etmediğine ilişkin açık bir şaibe yaratmaktadır. Mühürsüz zarflar veya pusulalar vasıtasıyla seçmen iradesinin yönünü değiştirecek bir hile yapılıp yapılmadığı bilinmemekte, dahası YSK bu konunun incelenmesine dahi lüzum görmemektedir. Usul bu nedenle önemlidir ve YSK bunu bilmeyecek bir kurum değildir."

 

****

 

Hukukçuların bu saptamasına rağmen YSK, yapılan itirazları "Tam kanunsuzluk hali oluşmamıştır" diyerek reddetti.

Artık kararı gelecek kuşakların vicdanına bırakmaktan başka çare yok.

Tarih en doğru hükmünü verecektir!..