Dışarıda bakınca yükselen sesler…

Yusuf KAYIŞOĞLU 07 Ocak 2018 Pazar, 06:03

Sandığın üyenin önüne konulduğu tek parti CHP...

Mahallerde sandık bazı aksaklıklar olsa da üyeden kaçırılmıyor.

Veya...

Kaçırılmasına CHP Genel Merkezi de, üyeler de izin vermiyor.

İl, ilçe kongrelerinin bu kadar değişken motifler sergilemesinin nedeni, sandıktan üyelerin oylarıyla çıkan delegelerin il ve ilçe başkanlıklarına kimin seçileceğine Ankara'nın değil, kendi iradesiyle karar veriyor olması...

Dışarıdan bakınca yükselen sesler, gürültü, kavga gibi nitelendirilse de taban, bütün bunlara rağmen delege seçimlerinin mahallede sandık konularak yapılmasını önemsiyor.

Milletvekillerini önseçimle belirlemekten memnun.

Zira, milletvekilinin elini eteğini öpmüyor.

Tam tersine, Bursa için ne yaptığını, ülke için nasıl bir mücadele verdiğini gözlemleyip, yerine göre eleştirisini yapıyor, yerine göre öneriler sunuyor.

Kendi seçtiği milletvekiliyle bağlantısı kuvvetli çünkü...

Yabancı değil.

Çocuğu, abisi, ablası, kardeşi gibi görüyor.

Bu da...

Milletvekilleriyle, ilçe başkanlarıyla, il başkanıyla üyenin iletişim konusunda daha kolay köprü kurmasını sağlıyor.

Bugün Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi Osmangazi Salonu'nda gerçekleşecek il kongresinde son ana kadar bir sürpriz olmazsa iki adayın yarışacağı CHP'de heyecan yine yüksek, beklentiler salonda yine hareketli saatlerin yaşanmasına yol açacak.

Seçim var çünkü...

Her seçim neticede bir değişimdir.

Hüseyin Akkuş da...

İsmet Karaca da deneyimli isimler.

Üstelik birbirlerini seven isimler.

Bir arada, tek bir adayla da gidilebilir kongre atmosferi de yaratabilirlerdi.

Bazen, olması gereken olmaz ya öyle bir durum var ortada...

Yıllar sonra belki de CHP ilk kez tek adaylı bir kongreyle seçimini yapabilirdi ama bu olmadı.

İki adaylı bir kongrenin ardından seçilecek ismin hedefi 2019 yerel ve genel seçimleri.

Bir buçuk yıl içinde bir seçimle yüzleşecek yeni yönetim.

Şadi Özdemir'den bugün yapılacak kongreyle il başkanlığını devralacak adayın bu anlamda yükü ağır olacak.

 

MEVSİMLER KARIŞIR İNSANLAR ŞAŞIRIR

 

Aralık'la birlikte kara kış yüzünü gösterir hep...

Ancak...

Bu yıl pek öyle olmadı.

Araya sıkışan soğuk havalar oldu, kış ayında...

Çünkü, güneş ve esen ılık rüzgarlar kışı bahara mahkum etti.

Birkaç gündür Bursa'yı etkisi altına alan yağmura rağmen öyle dondurucu bur soğukla karşı karşıya kalmadık.

Üstelik...

Meteoroloji uyarıyor.

Ama bu uyarı "Don olacak, aşırı kar yağışı var" diye değil, tam tersine bahar havası olacak diye...

Bursa bugün ve yarın ilkbahar tadında günlere gebe...

Bu habere seviniyoruz ama esasında nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya kaydığımızı da unutmamamız gerekiyor.

Her mevsimin tadı ayrı.

Faydası ayrı.

Bursa şanslı bir kent.

Tepesinde onu besleyen bir Uludağ'ı var.

Ama bu durum Türkiye'nin her yeri için geçerli değil.

Öyle söylendiği gibi su zengini bir ülke de değiliz.

Sadece o da şimdilik başkalarına mahkûm değiliz.

Bize doğru kullanırsak yetecek suyumuz var.

Yazda kış, kışta bahar, ilkbaharda sonbahar yaşıyorsak küresel ısınmanın hangi boyutlara ulaştığını pek de anlamadığımız ortaya çıkıyor.

Kısacası...

Çevreyi umursamayan, yeşilden uzak, gri kentler kuran, kalitesiz yakıtla ısınan ülkelerin kaçınılmaz sonudur bu...

Mevsimler karışır, insanlar şaşırır.

 

CİNAYETLER...

 

1 Ocak 2018'in üstünden daha kaç gün geçti ki...

Kabus gibi kan donduran cinayetler ülkesi haline geldi Türkiye...

Acısı Bursa'ya düşen İzmir cinayeti...

Hayatın baharında bir genç kızımız bir sadistin kurbanı oldu.

Tek çocuklarını kaybeden Bursa Nilüfer'de yaşayan ailesi perişan.

Bu açının tazeliği sürerken, İstanbul'da bir baba, iki çocuğunu kendisinden ayrılmak isteyen eşini cezalandırmak için katlediyor.

Nasıl olur bu?

Bir baba nasıl bu kadar canavarlaşabilir?

Kan donduran olaylar bunlar.

Bu büyük acıların insanı dehşete düşündüğü sürecin içine Bolu'dan gelen acı bir haber daha eklendi.

17 yaşında bir erkek çocuk, kendisinden ayrılmak isteyen 16 yaşındaki kız arkadaşını bıçaklıyor.

Bütün bu vahşet sahnelerinin ortasında ise siyaset duruyor.

Düşünün ki, devletin iç güvenliğinden sorumlu bir bakan, polise talimat veriyor.

"Uyuşturucu satıcılarının ayağını kırın" diyor.

Evet, uyuşturucu satıcılarına aman verilmemeli.

Yakalanmalı.

Ciddi cezalar alıp, hapislerde sürünmeli...

Ama bunlar hukuk kuralları içinde yapılmalı.

Devlet, ciddiyetini burada bozmamalı...

16 yıldır ülkeyi Ak Parti hükümetleri yönetiyor.

Uyuşturucu bu ülkenin terör kadar tehlike yanı.

Neden hala varlığını koruyor?

Asıl mesele bu değil mi?