Bursa’da yüzer güneş enerjisiyle barajları koruma önerisi
Bursa’da yüzer güneş enerjisiyle barajları koruma önerisi
İklim değişikliğiyle artan sıcaklıkların su kaynakları üzerindeki baskısına dikkat çeken Doç. Dr. Efsun Dindar, barajlarda buharlaşmayı azaltan yüzer güneş enerjisi santrallerinin hem elektrik üretimine hem de su tasarrufuna katkı sağladığını belirtti.
Haber Giriş Tarihi: 25.06.2026 21:29
Haber Güncellenme Tarihi: 25.06.2026 23:00
Muhabir:
Sedanur GÜLLÜ
İklim değişikliğinin etkisiyle sıcak hava dalgaları, kuraklık ve su kaynakları üzerindeki baskılar artarken, Bursa Uludağ Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Efsun Dindar, El Niño'nun Türkiye üzerindeki etkilerine ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Dindar, El Niño'nun Büyük Okyanus'taki deniz yüzeyi sıcaklıklarının artmasıyla oluştuğunu, ancak Türkiye'nin doğrudan etki alanında yer almadığını belirterek, "Türkiye'de El Niño'yu doğrudan daha az yağış veya daha fazla kuraklıkla ilişkilendirmek doğru değil. Etkileri atmosfer dolaşımı üzerinden dolaylı ve mevsimsel olarak hissediliyor" dedi. Rekor sıcaklıkların temel nedeninin El Niño değil, sera gazlarının yol açtığı iklim değişikliği olduğunu vurgulayan Dindar, El Niño'nun yalnızca bu etkiyi geçici olarak güçlendirdiğini ifade etti. Türkiye'nin de içinde bulunduğu Akdeniz Havzası'nın iklim değişikliği açısından "sıcak nokta" olduğuna dikkat çeken Dindar, geleceği belirleyecek asıl unsurun iklim değişikliğine uyum olduğunu söyledi.
‘BUHARLAŞMAYI SICAKLIK BELİRLEMİYOR’
El Niño ve iklim değişikliğiyle birlikte artan sıcaklıkların su kaynakları üzerindeki baskıyı artırdığını belirten Doç. Dr. Efsun Dindar, buharlaşmanın tek bir oranla açıklanamayacağını söyledi. Dindar, "Buharlaşmayı yalnızca sıcaklık belirlemiyor. Rüzgâr, güneşlenme süresi, bağıl nem ile rezervuarın yüzey alanı ve derinliği gibi birçok meteorolojik ve hidrolojik etken birlikte etkili oluyor. İklim değişikliğiyle atmosfer daha fazla su buharı taşıyabildiği için açık su yüzeylerinden daha fazla su çekiliyor ve sıcaklık artışı buharlaşmayı daha da hızlandırıyor" dedi.
BİRDEN FAZLA BASKI
İklim projeksiyonlarının açık su yüzeylerindeki buharlaşmanın yüzyıl ortasında yaklaşık yüzde 4, yüzyıl sonunda ise yüzde 7'ye kadar artabileceğini gösterdiğini belirten Dindar, bu oranların bölgesel koşullara göre değişebileceğini ifade etti. Asıl önemli olanın kaybedilen su miktarı olduğuna dikkat çeken Dindar, "Yaz boyunca büyük rezervuarlarda milyonlarca metreküp su buharlaşabiliyor. Üstelik sıcaklık yalnızca barajlardaki suyu azaltmıyor, toprak nemini düşürüyor, bitkilerin su tüketimini artırıyor ve havzalardan rezervuarlara gelen suyu da azaltarak su kaynaklarını aynı anda birden fazla yönden baskı altına alıyor" diye konuştu.
‘EL NİNO’NUN ETKİSİ DÜŞÜK’
Bursa'da son yıllarda yaşanan kuraklık ve su sıkıntısının ardından El Niño'nun Marmara Bölgesi üzerindeki etkilerine değinen Doç. Dr. Efsun Dindar, "Marmara'nın El Niño'ya karşı hassasiyeti görece düşük. Ancak iklim değişikliğinin neden olduğu sıcak hava dalgaları ve kuraklık için aynı şeyi söyleyemeyiz" dedi. Geçen yıl Doğancı ve Nilüfer barajlarının kritik seviyelere gerilediğini, planlı su kesintilerinin gündeme geldiğini hatırlatan Dindar, bu yıl ise yağışlar ve Uludağ'daki kar örtüsü sayesinde baraj doluluk oranlarının yeniden yükseldiğini belirterek, bunun su rejiminin iklim değişikliğiyle birlikte ne kadar değişken hale geldiğini gösterdiğini ifade etti.
UZUN VADELİ ÇÖZÜM
Uludağ'ın Bursa'nın en önemli doğal su kaynağı olduğuna dikkat çeken Dindar, "Uludağ sadece Bursa'nın değil, Marmara'nın da doğal su deposudur. Kışın biriken kar örtüsü ilkbaharda eriyerek barajları ve akarsuları besliyor. Ancak iklim değişikliğiyle birlikte hem kar miktarı hem de karın yerde kalma süresi azalıyor. Bu da yaz aylarında kullanılabilecek doğal su rezervini düşürüyor. Bu nedenle Uludağ'ın korunması, Bursa'nın uzun vadeli su güvenliği açısından stratejik önem taşıyor" diye konuştu.
YAĞIŞ VAR, KAZANÇ YOK
Efsun Dindar, yağış miktarı değişmese bile sıcaklık artışının su rezervlerini ciddi şekilde azalttığını belirterek, "Sıcaklık yükseldiğinde barajlardaki buharlaşma artıyor, toprak daha hızlı kuruyor, bitkilerin su tüketimi yükseliyor ve havzalardan rezervuarlara ulaşan su azalıyor. Artık aynı miktarda yağış, geçmişte olduğu kadar su kazancı sağlamıyor. Üstelik iklim değişikliği yalnızca yağış miktarını değil, yağışın zamanını ve şeklini de değiştiriyor. Kısa sürede gerçekleşen yoğun yağışlar toprağa süzülemiyor, yüzey akışına dönüşerek taşkınlara neden oluyor ve kullanılabilir suya katkısı sınırlı kalıyor" dedi.
BÜTÜNLEŞİK BİR SU YÖNETİM SİSTEMİ
Yaz aylarında içme suyu, tarımsal sulama ve enerji üretimi için su talebinin de arttığını vurgulayan Dindar, "Sıcaklık artışı hem su arzını azaltıyor hem de talebi artırıyor. Bu nedenle 'yağış normaldi ama su azaldı' artık iklim değişikliğinin beklenen sonuçlarından biri" diye konuştu. Barajlarda buharlaşmayı azaltmak için yüzer güneş enerjisi santrallerinin önemli bir çözüm sunduğunu belirten Dindar, "Bu sistemler hem elektrik üretiyor hem de su yüzeyini gölgeleyerek buharlaşmayı azaltıyor. Ayrıca suyun serinletici etkisi sayesinde güneş panelleri daha verimli çalışıyor. Böylece tek bir yatırımla hem enerji üretimine hem de su kaynaklarının korunmasına katkı sağlanıyor" ifadelerini kullandı. Türkiye'de de Keban Baraj Gölü ve Bayındır Barajı gibi örneklerle bu teknolojinin uygulanmaya başlandığını hatırlatan Dindar, "Bunun yanında yüzer örtüler, gölgeleme sistemleri, rüzgâr kırıcı yapılar ve rezervuar tasarımının iyileştirilmesi gibi yöntemler de kullanılıyor. Ancak uzun vadede en etkili çözüm yalnızca buharlaşmayı azaltmak değil. Asıl hedef, havza ölçeğinde planlanan, iklim değişikliğine uyum sağlayan ve suyun her damlasını verimli kullanan bütünleşik bir su yönetim sistemi kurmaktır" ifadelerini kullandı.
DOLULUK ALDATMASIN!
Doç. Dr. Dindar, Bursa açısından geçen yıla göre daha olumlu bir tablo bulunduğunu belirterek, "Barajlarımız yaz dönemine yüksek doluluk oranlarıyla girdi ve bu kısa vadede önemli bir avantaj sağlıyor. Ancak dolu barajlar bizi rehavete sürüklememeli. Uzun süren sıcak hava dalgaları ve artan buharlaşma nedeniyle rezervuar seviyeleri beklenenden çok daha hızlı düşebilir" dedi. Türkiye genelinde tablonun daha kırılgan olduğunu belirten Dindar, son 30 yıl ortalamasına göre yağışların yaklaşık yüzde 27 azaldığını, 2025'in ise son 50 yılı aşkın sürenin en ağır kuraklığı olarak kayıtlara geçtiğini söyledi. Kuraklığın yalnızca içme suyunu değil, tarımı, enerjiyi, sanayiyi ve ekosistemleri de etkileyen çok boyutlu bir sorun olduğuna dikkat çeken Dindar, tek bir yağışlı yılın kuraklık eğilimini değiştirmeyeceğini belirterek, "Önemli olan kriz ortaya çıktıktan sonra değil, oluşmadan önce dirençli bir su yönetim sistemi kurmaktır" ifadelerini kullandı.
TASARRUF VURGUSU
Su tasarrufunun yalnızca bireysel önlemlerle sağlanamayacağını vurgulayan Dindar, duş süresini kısaltmak, tasarruflu armatür kullanmak, damlayan muslukları onarmak, yağmur suyu hasadı ve damla sulama gibi uygulamaların önemli olduğunu söyledi. Ancak asıl su tüketiminin tarım ve sanayide gerçekleştiğine dikkat çeken Dindar, en büyük kazanımın tarımsal sulamada verimliliğin artırılması, şebeke kayıplarının azaltılması ve arıtılmış suyun yeniden kullanılmasıyla sağlanacağını belirtti. Gıda israfının da üretimde kullanılan suyun boşa gitmesine neden olduğunu ifade etti. Türkiye'nin su zengini bir ülke olmadığını söyleyen Dindar, kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarının yaklaşık 1.300 metreküp olduğunu ve ülkenin su stresi yaşayan ülkeler arasında yer aldığını belirtti. Havza bazlı planlama, modern sulama sistemleri ve arıtılmış suyun yeniden kullanımının gelecekte daha da önem kazanacağını vurgulayan Dindar, "Su artık stratejik bir kaynaktır" dedi.
YERALTI SULARI İÇİN UYARI
Yeraltı sularının kurak dönemlerde önemli bir güvence olduğunu ancak aşırı kullanım nedeniyle bazı havzalarda su seviyelerinin yılda 4-5 metre düştüğünü belirten Dindar, bu durumun zemin çökmeleri ve su kalitesinin bozulması gibi riskler oluşturduğunu söyledi. Kuraklığın aşırı sıcaklarla birleşmesi noktasında endişe taşıdıklarını ifade eden Dindar, barajların yeniden dolabileceğini ancak tükenmiş yeraltı su kaynaklarının eski seviyesine dönmesinin onlarca yıl sürebileceğini söyledi.
'STRATEJİK BİR EMANET'
İklim değişikliğiyle sıcak hava dalgaları, kuraklık ve ani yağışların arttığını da belirten Dindar, "Yağmuru kontrol edemeyiz ancak suyu doğru yönetebiliriz. Suyu gelecek nesillere aktarılması gereken stratejik bir emanet olarak görmek zorundayız" dedi.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Bursa’da yüzer güneş enerjisiyle barajları koruma önerisi
İklim değişikliğiyle artan sıcaklıkların su kaynakları üzerindeki baskısına dikkat çeken Doç. Dr. Efsun Dindar, barajlarda buharlaşmayı azaltan yüzer güneş enerjisi santrallerinin hem elektrik üretimine hem de su tasarrufuna katkı sağladığını belirtti.
İklim değişikliğinin etkisiyle sıcak hava dalgaları, kuraklık ve su kaynakları üzerindeki baskılar artarken, Bursa Uludağ Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Efsun Dindar, El Niño'nun Türkiye üzerindeki etkilerine ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Dindar, El Niño'nun Büyük Okyanus'taki deniz yüzeyi sıcaklıklarının artmasıyla oluştuğunu, ancak Türkiye'nin doğrudan etki alanında yer almadığını belirterek, "Türkiye'de El Niño'yu doğrudan daha az yağış veya daha fazla kuraklıkla ilişkilendirmek doğru değil. Etkileri atmosfer dolaşımı üzerinden dolaylı ve mevsimsel olarak hissediliyor" dedi. Rekor sıcaklıkların temel nedeninin El Niño değil, sera gazlarının yol açtığı iklim değişikliği olduğunu vurgulayan Dindar, El Niño'nun yalnızca bu etkiyi geçici olarak güçlendirdiğini ifade etti. Türkiye'nin de içinde bulunduğu Akdeniz Havzası'nın iklim değişikliği açısından "sıcak nokta" olduğuna dikkat çeken Dindar, geleceği belirleyecek asıl unsurun iklim değişikliğine uyum olduğunu söyledi.
‘BUHARLAŞMAYI SICAKLIK BELİRLEMİYOR’
El Niño ve iklim değişikliğiyle birlikte artan sıcaklıkların su kaynakları üzerindeki baskıyı artırdığını belirten Doç. Dr. Efsun Dindar, buharlaşmanın tek bir oranla açıklanamayacağını söyledi. Dindar, "Buharlaşmayı yalnızca sıcaklık belirlemiyor. Rüzgâr, güneşlenme süresi, bağıl nem ile rezervuarın yüzey alanı ve derinliği gibi birçok meteorolojik ve hidrolojik etken birlikte etkili oluyor. İklim değişikliğiyle atmosfer daha fazla su buharı taşıyabildiği için açık su yüzeylerinden daha fazla su çekiliyor ve sıcaklık artışı buharlaşmayı daha da hızlandırıyor" dedi.
BİRDEN FAZLA BASKI
İklim projeksiyonlarının açık su yüzeylerindeki buharlaşmanın yüzyıl ortasında yaklaşık yüzde 4, yüzyıl sonunda ise yüzde 7'ye kadar artabileceğini gösterdiğini belirten Dindar, bu oranların bölgesel koşullara göre değişebileceğini ifade etti. Asıl önemli olanın kaybedilen su miktarı olduğuna dikkat çeken Dindar, "Yaz boyunca büyük rezervuarlarda milyonlarca metreküp su buharlaşabiliyor. Üstelik sıcaklık yalnızca barajlardaki suyu azaltmıyor, toprak nemini düşürüyor, bitkilerin su tüketimini artırıyor ve havzalardan rezervuarlara gelen suyu da azaltarak su kaynaklarını aynı anda birden fazla yönden baskı altına alıyor" diye konuştu.
‘EL NİNO’NUN ETKİSİ DÜŞÜK’
Bursa'da son yıllarda yaşanan kuraklık ve su sıkıntısının ardından El Niño'nun Marmara Bölgesi üzerindeki etkilerine değinen Doç. Dr. Efsun Dindar, "Marmara'nın El Niño'ya karşı hassasiyeti görece düşük. Ancak iklim değişikliğinin neden olduğu sıcak hava dalgaları ve kuraklık için aynı şeyi söyleyemeyiz" dedi. Geçen yıl Doğancı ve Nilüfer barajlarının kritik seviyelere gerilediğini, planlı su kesintilerinin gündeme geldiğini hatırlatan Dindar, bu yıl ise yağışlar ve Uludağ'daki kar örtüsü sayesinde baraj doluluk oranlarının yeniden yükseldiğini belirterek, bunun su rejiminin iklim değişikliğiyle birlikte ne kadar değişken hale geldiğini gösterdiğini ifade etti.
UZUN VADELİ ÇÖZÜM
Uludağ'ın Bursa'nın en önemli doğal su kaynağı olduğuna dikkat çeken Dindar, "Uludağ sadece Bursa'nın değil, Marmara'nın da doğal su deposudur. Kışın biriken kar örtüsü ilkbaharda eriyerek barajları ve akarsuları besliyor. Ancak iklim değişikliğiyle birlikte hem kar miktarı hem de karın yerde kalma süresi azalıyor. Bu da yaz aylarında kullanılabilecek doğal su rezervini düşürüyor. Bu nedenle Uludağ'ın korunması, Bursa'nın uzun vadeli su güvenliği açısından stratejik önem taşıyor" diye konuştu.
YAĞIŞ VAR, KAZANÇ YOK
Efsun Dindar, yağış miktarı değişmese bile sıcaklık artışının su rezervlerini ciddi şekilde azalttığını belirterek, "Sıcaklık yükseldiğinde barajlardaki buharlaşma artıyor, toprak daha hızlı kuruyor, bitkilerin su tüketimi yükseliyor ve havzalardan rezervuarlara ulaşan su azalıyor. Artık aynı miktarda yağış, geçmişte olduğu kadar su kazancı sağlamıyor. Üstelik iklim değişikliği yalnızca yağış miktarını değil, yağışın zamanını ve şeklini de değiştiriyor. Kısa sürede gerçekleşen yoğun yağışlar toprağa süzülemiyor, yüzey akışına dönüşerek taşkınlara neden oluyor ve kullanılabilir suya katkısı sınırlı kalıyor" dedi.
BÜTÜNLEŞİK BİR SU YÖNETİM SİSTEMİ
Yaz aylarında içme suyu, tarımsal sulama ve enerji üretimi için su talebinin de arttığını vurgulayan Dindar, "Sıcaklık artışı hem su arzını azaltıyor hem de talebi artırıyor. Bu nedenle 'yağış normaldi ama su azaldı' artık iklim değişikliğinin beklenen sonuçlarından biri" diye konuştu. Barajlarda buharlaşmayı azaltmak için yüzer güneş enerjisi santrallerinin önemli bir çözüm sunduğunu belirten Dindar, "Bu sistemler hem elektrik üretiyor hem de su yüzeyini gölgeleyerek buharlaşmayı azaltıyor. Ayrıca suyun serinletici etkisi sayesinde güneş panelleri daha verimli çalışıyor. Böylece tek bir yatırımla hem enerji üretimine hem de su kaynaklarının korunmasına katkı sağlanıyor" ifadelerini kullandı. Türkiye'de de Keban Baraj Gölü ve Bayındır Barajı gibi örneklerle bu teknolojinin uygulanmaya başlandığını hatırlatan Dindar, "Bunun yanında yüzer örtüler, gölgeleme sistemleri, rüzgâr kırıcı yapılar ve rezervuar tasarımının iyileştirilmesi gibi yöntemler de kullanılıyor. Ancak uzun vadede en etkili çözüm yalnızca buharlaşmayı azaltmak değil. Asıl hedef, havza ölçeğinde planlanan, iklim değişikliğine uyum sağlayan ve suyun her damlasını verimli kullanan bütünleşik bir su yönetim sistemi kurmaktır" ifadelerini kullandı.
DOLULUK ALDATMASIN!
Doç. Dr. Dindar, Bursa açısından geçen yıla göre daha olumlu bir tablo bulunduğunu belirterek, "Barajlarımız yaz dönemine yüksek doluluk oranlarıyla girdi ve bu kısa vadede önemli bir avantaj sağlıyor. Ancak dolu barajlar bizi rehavete sürüklememeli. Uzun süren sıcak hava dalgaları ve artan buharlaşma nedeniyle rezervuar seviyeleri beklenenden çok daha hızlı düşebilir" dedi. Türkiye genelinde tablonun daha kırılgan olduğunu belirten Dindar, son 30 yıl ortalamasına göre yağışların yaklaşık yüzde 27 azaldığını, 2025'in ise son 50 yılı aşkın sürenin en ağır kuraklığı olarak kayıtlara geçtiğini söyledi. Kuraklığın yalnızca içme suyunu değil, tarımı, enerjiyi, sanayiyi ve ekosistemleri de etkileyen çok boyutlu bir sorun olduğuna dikkat çeken Dindar, tek bir yağışlı yılın kuraklık eğilimini değiştirmeyeceğini belirterek, "Önemli olan kriz ortaya çıktıktan sonra değil, oluşmadan önce dirençli bir su yönetim sistemi kurmaktır" ifadelerini kullandı.
TASARRUF VURGUSU
Su tasarrufunun yalnızca bireysel önlemlerle sağlanamayacağını vurgulayan Dindar, duş süresini kısaltmak, tasarruflu armatür kullanmak, damlayan muslukları onarmak, yağmur suyu hasadı ve damla sulama gibi uygulamaların önemli olduğunu söyledi. Ancak asıl su tüketiminin tarım ve sanayide gerçekleştiğine dikkat çeken Dindar, en büyük kazanımın tarımsal sulamada verimliliğin artırılması, şebeke kayıplarının azaltılması ve arıtılmış suyun yeniden kullanılmasıyla sağlanacağını belirtti. Gıda israfının da üretimde kullanılan suyun boşa gitmesine neden olduğunu ifade etti. Türkiye'nin su zengini bir ülke olmadığını söyleyen Dindar, kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarının yaklaşık 1.300 metreküp olduğunu ve ülkenin su stresi yaşayan ülkeler arasında yer aldığını belirtti. Havza bazlı planlama, modern sulama sistemleri ve arıtılmış suyun yeniden kullanımının gelecekte daha da önem kazanacağını vurgulayan Dindar, "Su artık stratejik bir kaynaktır" dedi.
YERALTI SULARI İÇİN UYARI
Yeraltı sularının kurak dönemlerde önemli bir güvence olduğunu ancak aşırı kullanım nedeniyle bazı havzalarda su seviyelerinin yılda 4-5 metre düştüğünü belirten Dindar, bu durumun zemin çökmeleri ve su kalitesinin bozulması gibi riskler oluşturduğunu söyledi. Kuraklığın aşırı sıcaklarla birleşmesi noktasında endişe taşıdıklarını ifade eden Dindar, barajların yeniden dolabileceğini ancak tükenmiş yeraltı su kaynaklarının eski seviyesine dönmesinin onlarca yıl sürebileceğini söyledi.
'STRATEJİK BİR EMANET'
İklim değişikliğiyle sıcak hava dalgaları, kuraklık ve ani yağışların arttığını da belirten Dindar, "Yağmuru kontrol edemeyiz ancak suyu doğru yönetebiliriz. Suyu gelecek nesillere aktarılması gereken stratejik bir emanet olarak görmek zorundayız" dedi.
Kaynak: Sedanur GÜLLÜ
En Çok Okunan Haberler
Özgür Özel'den yeni parti sinyali
Bursaspor, Kelechi Iheanacho'yu renklerine bağladı
Serel Yereli'nin tatil pozları büyük ilgi gördü
Gazeteci Aziz Üstel hayatını kaybetti
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul İl Başkanlığını ziyaret etti
Nathan Ake: En önemlisi negatif durumda bile pozitif kalmak
Mason Greenwood: Yeni bir ülkede meydan okumak istedim
‘Mehmet Akif Suç Örgütü' davasının görülmesine başlanacak
Bakan Yumaklı: Gıda arz güvenliği artık milli güvenlik meselesidir