Kız kardeşliğin gücü

Asuman Kurt Öge 05 Mart 2021 Cuma, 06:00

Pandemi süreci devam ederken aylardır en çok duyduğumuz, okuduğumuz cümledir herhalde "evde kal, sağlıklı kal..."

Ne acıdır ki neredeyse bir yıldır sağlık daha doğrusu salgına karşı bir savunma zorunluluğu olarak evde kalmanın faturasını en ağır şekilde kadınlar ödedi.

Dört duvar arasına sıkışan kadınlar, kocası, sevgilisi ya da bir yakını tarafından uygulanan şiddetin hedefi oldu, can verdi.

Zaten Türkiye'de gün geçmiyor ki bir kadın; eş, sevgili ya da akraba şiddetine maruz kalmasın! Gazete sayfalarından, televizyon haberlerinden bir günde İstanbul'da akademisyen Dr. Aylin Sözer'in eski sevgilisi tarafından, Malatya'da Selda'nın eşi tarafından, Gaziantep'te Vesile'nin oğlu tarafından katledildiğini takip ettik.

Sizin anlayacağınız kadın evde kaldı ama hayatta kalamadı!..

***

Bu dönem, ücretli çalışma saatlerini azaltırken, işini kaybeden kadın sayısını artırdı.

Özellikle mevsimlik işlerde çalışan kadınlar ve kayıt dışı istihdam edilen kadınlar, salgın döneminde ekonomik anlamda mağdur oldu.

Uluslararası Çalışma Örgütü yaptığı bir araştırma ile salgının Türkiye'de kadın istihdam oranını 20 yıl öncesine gerilettiğini açıkladı.  

Ev içi emeği her zaman göz ardı edilen kadın, salgın döneminde kocasına, babasına, çocuklarına bakmanın sorumluluğunu yine en çok yüklenen oldu.

İşin özü; kadın açısından her şey salgın döneminde daha yorucu, daha baskıcı ve daha zordu!

Yani kadın evde kaldı ama işsiz de kaldı!

Ve eminim ki 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde bir karanfil, iki güzel sözle bu kusurlu halimiz muazzam bir şekilde örtülecek.

Ama bu bir şeyi değiştirmeyecek!

Kadın, Fars ve Arap kültürüyle yoğrulan ve kendi kimliğinden uzaklaşan bu toplumda, yılın 365 günü örselenmeye, ikinci sınıf insan muamelesi görmeye ve şiddete maruz kalmaya devam edecek.

***

İşte biz bunları düşünürken, Nilüfer Kent Konseyi ve Nilüfer Kent Konseyi Kadın Meclisi'nin, Nilüfer Belediyesi iş birliği ile "Kız Kardeşlik Köprüsü" adı altında kadın dayanışma ağı projesi haberi geldi.

Pandemi sürecinde artan ekonomik kriz ile şiddet mağduru olan kadınlarla dayanışmak için uzun zamandır çalışan Kent Konseyi ve Kadın Meclisi hazırladıkları projelerini hayata geçirme niyetiyle yola çıkmış.

Bu niyeti deklare etmek üzere düzenledikleri basın toplantısında; projenin tanıtım sunumunu Nilüfer Kent Konseyi Başkanı Neslihan Binbaş, Nilüfer Belediyesi Başkan Yardımcısı Sibel Özer ve Nilüfer Kent Konseyi Kadın Meclisi Başkanı Nergiz Döner yaptı.

Şöyle dedi Neslihan Binbaş:

 "Dilimiz, inancımız, etnik kökenimiz ne olursa olsun aynı açılardan, baskılardan nasibini alan kadınlar olarak bir arada duruyoruz. Çünkü biliyoruz ki güçlüyüz, omuz omuza dayanışma ile emeğimizi büyütebiliriz. Kız kardeşlik köprüsünü birlikte inşa edip, o köprüden el ele birlikte geçebiliriz. Dayanışmanın bulaşıcı gücüne inancımız tam. Çünkü biliyoruz ki; o bir çiçek gibi filizlenir ve büyür."

Özetle Neslihan Hanım, "dayanışma içerisinde olmanın önemine" vurgu yaptı.                          "Kadın kadının kurdudur" sözüne inat, "kadın kadının yurdudur" diyen Nergiz Döner de projeye olan inancını şu sözlerle dile getirdi:

"Kadın dayanışmasının ruhu, kız kardeşliğin gücündedir. Hakkımız olanı alana kadar mücadele etmeye devam edeceğiz."

Bu arada proje tanıtımından önce siyasi partiler, kadın dernekleri ve sivil toplum kuruluşları ile görüşülmüş, öneri ve destek sözü alınmış.

Mücadelenin yol haritası ise; üretici kadınlarla dayanışma, kadın hakları mücadelesi, kadın istihdamı, eğitimi, iş birliği, danışma ve iletişim olarak belirlenmiş.

Anlaşılan o ki; saha fotoğrafı çekilmiş, aksamalar tespit edilmiş, gerekli hazırlıklar yapılmış ve harekete geçme zamanı gelmiş.

Kadın, hayatın kendisine dayattığı umutsuz rolde yalnız bırakılmamak üzere yola çıkılmış. 

Önce Bursa'da ve hemen sonra tüm ülkede bu dayanışma ağını yayma mücadelesine giren "Kız Kardeşlik Köprüsü" dayanışma ağı projesi paydaşlarını destekliyor, kadın dayanışmasıyla kat edilecek yolun başarıya ulaşmasını diliyorum.

***

Dip Not:

Türkçede kraliçe veya hakan eşi anlamında kullanılan "Katun" kelimesinden türeyen "Kadın ve hatun"un, bugünün konuşma dilinde Arapça "Avret" yani ayıp şey veya örtülmesi gereken anlamında "Avrat"a dönüşmesi kültürel asimilasyonun bir kanıtı değil mi?