Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Kur’an ve Oğuzname!

Yazının Giriş Tarihi: 03.08.2022 06:00
Yazının Güncellenme Tarihi: 02.08.2022 17:51

“Akkaya’nın kaplanının erkeğinde bir köküm var,

Ortaç kırda sizin geyiklerinizi durdurmaya;

Aksazın aslanında bir köküm var,

Kaz-alaca yundunu durdurmaya;

Azvay kurt eniği erkeğinde bir köküm var,

Akça yünlü tümen koyununu gezdirmeye;

Aksunkur kuşu erkeğinde bir köküm var,

Ala ördek, kara kazını uçurmaya.” (Dede Korkut, Salur Kazanın Tutsak Olup Oğlu Uruzun Çıkardığı Boyu)

***

Destan dönemi, uluslaşma döneminin ilk ayağıdır.

Destanlar sayesinde, dil oluşumunun ertesinde, henüz yazıya geçilmemişken, önemli olayların sözlü şekilde aktarımı sağlanır.

Günümüze değin Yunan, Fars ve Baltık ülke destanları her zaman popüler ve geniş yayılım alanına sahip destanlar olmuştur. (*)

Mustafa Kemal Atatürk’ün ifadesiyle, ‘Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır’ gerçeğinden yola çıkarak, insanlık tarihinin en eski hafızasına sahip Türk Milleti’nin de bu yönde eksik kaldığını düşünmek haksızlık olur.

Türk Destanı’nın yazılması meselesinde ilk adım atan Türkçü mütefekkir Ziya Gökalp’tir.

Homeros’un Yunan Destanı, Vergilius’un Roma Destanı’nı ortaya çıkardığı gibi milli bir eser ortaya çıkması için uğraş vermiştir.

Ömer Seyfettin’in “Esatir” yolculuğu da benzer şekilde, aynı minval ve gayeyi taşımaktadır. Zeki Velidi Togan’ın “Milli Türk Tarih Telakkisi” zemininde gerekliliğini akademik açıdan somut, gerçekçi örnekler ile ortaya koyduğu bilinmektedir.

Zira Hilmi Ziya Ülken ve Rıza Nur’un bazı manzum denemeleri ile sadece yol gösterme gayreti ortaya koymuş oldukları da kayıtlara geçmiştir. 1940’lı yıllarda Basri Gocul’un kendi imkânları çerçevesinde oluşturduğu fasiküller ile Türk Dil Kurumu’nun takdirini kazanmış ancak ne yazık ki söz verilmiş olmasına rağmen kitaplaşmaması nedeniyle bu çalışmalar da yarıda kalmıştır.

***

Yakın dönemde bu eserin bazı yayınevleri tarafından basıldığını ancak yeterli tanıtım ve talep sağlanamadığından ötürü yaygınlaşamadığı görülmektedir. Son dönemde eserleri ile bu destanın oluşması için gayret gösteren isim Mustafa Necati Sepetçioğlu olmuştur.

Bu çalışmalarını manzumdan ziyade mensur yazı şeklinde ve parça parça gerçekleştirmiştir. (*)

Destanların ortaya çıkmasında esas kaynaklara bakılırsa mitolojinin başrolde olduğu görülür. Karanlık dönemlerde insanlık; evrenin yaratılışını, mevcut düzenini, dış çevre ile olan ilişkilerini anlamlandırmak için mitlere başvurmuş ve böylelikle mitoloji ortaya çıkmıştır.

Tam bu noktada kişisel gayret ve çabaların dışında, ülkemizin uzun yıllardır hem eser üretimi hem de yeterli uzman, akademisyen sayısına ulaşılması bakımından sıkıntı yaşadığı iki önemli alan olduğunu düşünmekteyiz.

Söz konusu iki saha Türkoloji ve Sanat Tarihi’ni ülkemiz adına gelecekte atılım yapılabilecek, yapılması gereken bilim dalları olarak görüyoruz.

Günümüzde, bazı akademisyen hocalarımızın gördüğü ilgiye tanık oldukça, doğru bilgi ve yöntemin kullanılması halinde, arz-talep oranının istenilen seviyede hatta üzerinde olduğunu açıkça görmekteyiz.

***

Türkoloji; Türk halklarının filolojisi, antropolojisi, edebiyatı ve tarihi başta olmak üzere genel bir somut ve somut olmayan kültürel miraslarını sistematik bir şekilde derleyen, araştıran ve inceleyen bilim dalıdır.

Bu dalda, ülke olarak, Adile Ayda, Ahmet Nejdet Sançar, Fuat Köprülü, Hüseyin Nihal Atsız, Bahaddin Ögel gibi daha nice zengin kaynağa sahip bulunmaktayız.

Sanat tarihi ise en yalın haliyle görsel sanatların tarihsel evrimini inceleyen bilim dalı olarak tanımlanmaktadır. Alternatif ve daha kısa bir tarif olarak, tarih koşullarından doğan maddi kültür eşyasını inceleyen bilimdir diyebiliriz. Türkoloji’ye nazaran daha kısa bir geçmişe ve kısıtlı kaynağa sahip olduğumuz bu alanda öne çıkan isimler olarak Emel Esin, Oktay Aslanapa, Semavi Eyice ve Nurhan Atasoy isimlerini örnek olarak sayabiliriz.

“Milli Destan” çalışmaları kapsamında bu iki güçlü destek noktası sayesinde yarım kalan çalışmaların tamamlanması, Türk kültür ve medeniyetinin gelecek varlığı açısından sağlamlaştırıcı bir etki oluşturacaktır.

***

17. yüzyıla değin Kur’an-ı Kerim ile birlikte her hanede kendine yer bulan töre kaynağı Oğuzname’nin hayatımızdan ve yaşamlarımızdan eksilmesi ile birlikte ortaya çıkan milletçe yaşam sorunlarının farkında olmak önemlidir.

Zira sade farkındalıktan daha ziyade çözüm olabilecek alternatif çözüm noktalarının oluşturulması, arttırılması da tarihi bir yükümlülüktür.

Türk Destanı için önemli olan ana husus şudur ki;

Dönem olarak mutlaka ki, Türk Milleti’nin ortak kader yaşadığı dönemler esas alınmalıdır.

Ve bunun, genel kabul görmüş kudretli bir kalemden çıkması gerekmektedir.

***

Kaynak:

Veli Kürşad ÖZTÜRK, Yekpare Bir Türk Destanı Yazılabilir Mi?