Önümüzdeki yarım asrın son kritik virajı

Aybars YILMAZ 22 Ocak 2021 Cuma, 06:00

Özellikle kadim inanç ve yapıya sahip ulus devletler için geçen yıl, zor geçen bir süreç oldu. Değişimin, bu sağlam yapı ve karaktere sahip duvarları yıkmak için, sert ve yoğun güç uygulamalarına hep birlikte şahitlik ettik. Buna rağmen, istenilen hızda hedeflere ulaşılamaması, hedeflenen sürenin uzamasına sebep oldu. Bu gecikmeye bağlı olarak, dönem tasarımcılarının, yol haritalarında oldukça farklı alternatifler geliştirerek devam etmesi ise elde edilmek istenen sonuçlarda, seviye olarak, farklılıklar oluşturdu.

Nihayetinde, Yeşil Mutabakat ile giriş yaptığımız, Nisan 2021'de yavaşlama hissedip, Temmuz 2021 itibarıyla da normalleşme hızının üst seviyelere çıkacağı yeni yaşam, küreselcilerin hazırladığı ana strateji ve politikalar kapsamında devreye giriyor.

Yeni zaman diliminde ana unsur olarak sunumu yapılan dijitalleşmenin, değişimin yüzü ve günlük yaşamın sosyal toplum dönüşümünde en etkin aracı olacağı aşikârdır.

2020 yılı öncesinde, yer aldığı coğrafya ve bölgesinde sahip olduğu konum nedeniyle, ülkemiz adına en önemli risk, biyolojik değil askeri savaş tehdidi olarak öngörülmekteydi. Ki sınır hattı çevresinde gelişen olaylar dikkate alındığında, bu öngörü hepimiz için tutarlı gözükmekteydi. Ancak ülke olarak biz de, hiçbir devletin ön göremediği, beklemediği, daha büyük hedef ve daha etkin saldırı aracının kullanıldığı, tüm dünyayı etkisi altına alan kovid-19 salgını ile mücadeleye maruz bırakıldık.

Giriş, gelişme ve bugünü değerlendirdiğimizde; orta seviyede seyreden gidişatın, nihayete erme sürecinde de orta seviyede hasar, kayıpla sonlanacağını düşünmekte ve ümit etmekteyiz.

Bundan böyle, insanlık olarak, daha temkinli, çevresel etkenleri daha geniş çapta düşünen ve daha büyük bir bakış, düşünce açısına sahip olan risk ve tehditleri senaryolaştırma, öngörme zorunluluğumuz ortaya çıkmıştır.

Bu kapsamda, yakın zaman içerisinde gelişen olaylar ve açıklamaları dikkate aldığımızda, ülkemiz adına, Akdeniz bölgesindeki gelişmelerin bir adım önde olduğunu görüyoruz. Yunanistan ile İsrail arasındaki ticaret, iş birliği çalışmaları ve Arap Emirlikleri içerisindeki hareketlilikler dikkat çekici boyuta ulaşırken, Libya'da uzayan mutabakat sürecinin dikkatle takip edilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Ancak bize göre, öyle bir konu başlığı var ki, içerik olarak, gerçekleşme ihtimali ve olası sonuçları ile direkt muhatap olacağımız bir tehdit mahiyeti taşımaktadır.

Dünyanın inanç ekseninde büyük bir kırılıma sebep olabilecek, kitlesel ve coğrafi kargaşalara neden olabilecek bu mahiyetin başlığı; 2022 Büyük İsrail hedefidir.

Tevrat'a göre İsrail, kurulduktan 74 yıl sonra eğer Mescid-i Aksa'yı yıkmazsa, yıkılacak. Bu ise, 1948 yılında kurulan İsrail için 2022 yılına tekabül etmektedir. Eğer, bu tarihe kadar Süleyman Mabedi inşa edilmezse, İsrail Devleti son bulacak. Bu yüzden İsrail için, Mescid-i Aksa'yı yıkmak bir var olma, varlığını sürdürme meselesi halinde gözükmektedir. Ve unutulmamalıdır ki, bugünkü Yahudilerin inanç kaynağı olan Tevrat'a göre Arz-ı Mev'ud (İsrailoğullarına vaat edilen topraklar) için Süleyman Mabedi'nin inşası gereklilik ve zorunluktur.

MÖ 10. yüzyılda yaşadıkları Süleyman Krallığı günlerine ulaşmak hedefindeki İsrail Devleti'nin, bu uğurda sahip olduğu kin ve öfkenin, bugünkü dünyaya getirisinin ki bundan en fazla etkilenen İslam coğrafyası ve inananlarıdır, kan olduğu hepimizin malumudur.

Varlığından bugüne, Türk-İslam coğrafyasının umudu, ümidi ve hamisi olan Türkiye için bu kritik eşik, hem siyasi hem askeri olarak önemli bir dönüm noktası olacaktır. Bu zorlu virajın aşılması halinde, TÜRK ÇAĞI'na doğru, büyük adımlar atmak için daha fazla imkân ve olanağa ulaşacağımızı düşünüyoruz.