Hava gibi, su gibi, ekmek gibi dünyanın da barışa ihtiyacı var.
Farklı coğrafyalarda devam eden savaşlar, ülkelerin kendi içindeki çatışmalar ve bunların sonucunda hayatını kaybeden insanların sayısı her geçen gün artıyor.
Dünya Barış Günü, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu bazı ülkelerde 1 Eylül’de kutlanıyor. Birleşmiş Milletler’in resmi takviminde ise 21 Eylül, Uluslararası Barış Günü olarak kabul ediliyor.
Dün, 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla dünyanın farklı yerlerinde çeşitli etkinlikler düzenlendi. Ancak bir tarafta barış için etkinlikler yapılırken, diğer tarafta savaşlar nedeniyle insanlar hayatını kaybetmeye devam etti.
İnsan ister istemez soruyor: Barışın günü var ama kendisi nerede?
Tarihe baktığımızda bunun ne kadar önemli bir soru olduğunu görüyoruz.
Osmanlı Devleti’nin de dahil olduğu Birinci Dünya Savaşı’nda yaklaşık 17-20 milyon insan hayatını kaybetti. Bu kayıpların yaklaşık 10 milyonu sivillerden oluşuyordu. Savaşın neden olduğu kıtlık ve hastalıklar da çok sayıda insanın ölümüne yol açtı.
Aradan çok geçmeden İkinci Dünya Savaşı yaşandı. Bu savaşta ise yaklaşık 70-85 milyon insan hayatını kaybetti. Bunların 50-55 milyonunun sivil olduğu tahmin ediliyor.
Tarih boyunca devletler ve imparatorluklar, çeşitli çıkarlar uğruna birbirleriyle savaştı. Cephelerde savaşanlar çoğu zaman halkın çocukları oldu. Oysa dünyada herkesin barış içinde yaşayabileceği kadar geniş bir yer ve kaynak bulunuyor.
Buna rağmen dünya defalarca kan gölüne döndü.
BARIŞI KORUMAK NEDEN BU KADAR ZOR?
Bugün savaşları önlemek ve barışı korumak amacıyla Birleşmiş Milletler faaliyet gösteriyor. Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi olan ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa aynı zamanda dünyanın önemli silah üreticileri arasında yer alıyor.
Bu durum, savaşların ekonomik boyutunu da gündeme getiriyor.
Dünyada savaşların tamamen sona ermesi, silah ticaretinin de büyük ölçüde azalması anlamına geliyor. Silah üreticileri ise devletlere ve farklı gruplara yaptıkları satışlardan milyarlarca dolarlık gelir elde ediyor.
Sonuçta birilerinin kazandığı bu savaşların bedelini milyonlarca insan canıyla ödüyor.
Bugüne kadar yaşanan savaşların büyük bölümü konvansiyonel savaşlardı. Yani devletlerin klasik silahlar ve düzenli ordularla yürüttüğü savaşlardan söz ediyoruz.
Ancak tarihte bunun çok ağır istisnaları da oldu.
Bunların en bilineni, İkinci Dünya Savaşı sırasında ABD’nin Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki kentlerine atom bombası atmasıydı. Bu saldırılar, nükleer silahların ne kadar büyük bir yıkıma yol açabileceğini bütün dünyaya gösterdi.
NÜKLEER TEHLİKE
Asıl büyük tehlike ise bugün hâlâ ortadan kalkmış değil.
Nükleer silahlara sahip ülkelerin elinde binlerce nükleer savaş başlığı bulunuyor. Bu silahların kullanılması durumunda yalnızca savaşın yaşandığı bölge değil, çok daha geniş bir coğrafya büyük bir felaketle karşı karşıya kalabilir.
Nükleer silahların oluşturduğu patlama ve şok dalgası binaları ve altyapıyı yok edebilir. Yüksek ısı büyük yangınlara neden olabilir. Radyasyon ise canlıların hücrelerine ve DNA’sına zarar vererek ölümlere ve uzun vadeli sağlık sorunlarına yol açabilir.
Daha da tehlikelisi, radyoaktif maddelerin atmosfere karışarak rüzgârla çok uzak bölgelere taşınabilmesidir. Yani nükleer bir savaşın sonuçlarını yalnızca o savaşı başlatanlar yaşamaz. Etkileri sınırları aşar ve gelecek nesillere kadar ulaşabilir. Bugün dünyanın en büyük ihtiyacı yeni silahlar değil, yeni savaşlar değil, yeni düşmanlıklar hiç değil.
Dünyanın ihtiyacı barış.
1 Eylül’de Dünya Barış Günü’nü kutlarken keşke sadece bir günü değil, barışın kendisini konuşabilsek. Belki umudumuz az, belki dünya bize bunun için çok fazla neden sunmuyor.
Ama yine de temennimiz aynı: Savaşların sona erdiği, çocukların bombaların değil kuşların sesine uyandığı bir dünya.
Dünya Barış Günü’nün gerçekten bir anlam taşıdığı günlere ulaşmak dileğiyle...
SAĞLICAKLA KALIN.