Diğer ülkelere göre Türkiye'de siyaset arenası çok daha hareketli. Toplumun politikaya olan ilgisi, seçimlere katılım oranından da kendini gösteriyor. Dünyanın birçok ülkesinde yerel ve genel seçimlerde seçmenin yüzde 50 ya da 60'ı sandığa giderken Türkiye'de bu rakam yüzde 80 hatta yüzde 90'ların üzerinde.
Bu elbette ki mutlu edici bir durum, katılımcı demokrasi dediğimiz kavramın ülkemizdeki temelinin sağlam olduğunun ispatı. Siyasete ilgi bu kadar yoğun olunca, partilerin oy oranı grafiklerinde de kısa zamanda büyük değişiklikler meydana gelebiliyor.
1980'lerin Anavatan ve Doğru Yol Partisi'nin siyaset sahnesinden silinişi, Demokratik Sol Parti'nin Rahmetli Bülent Ecevit genel başkanlığında yükselişi ve yine sonrasında yaşadığı büyük oy kaybı, 2002 seçimlerinde AK Parti'nin çok yeni bir parti olmasına rağmen gösterdiği önemli başarı ve bunu uzun süre korumuş olması ülkemizdeki siyasi eğilimin kısa zamanlar içerisinde hızla değişebildiğini anlatan gerçekler olarak karşımıza çıkıyor.
Bundan dolayıdır ki bugün oy oranı yüzde 10 ya da altında görünen herhangi bir siyasi parti ilk genel seçimde büyük bir sürpriz yaparak iktidar ya da iktidar ortağı olma imkânına sahip olabiliyor. Kendi söylemi ile yükseliş trendinde olan ve Türkiye geneli oy oranı yüzde 5 civarında seyreden Saadet Partisi Bursa İl Başkanı Hamza Gürsel ile şehrimiz ve ülkemiz hakkında bir sohbet gerçekleştirdim.
Gürsel, üstlendiği İl Başkanlığı görevi yanında, bugüne dek yüzlerce öğrenci yetiştirmiş, bu anlamda memleketin geleceğine önemli katkılar sağlamış ve sağlamaya devam eden bir öğretmen. Hamza Gürsel ile yaptığım görüşme esnasında ilk olarak dile getirdiği konulardan bir tanesi yerel yönetimlerin vizyoner çözümler üretemiyor oluşu.
Seçilen her belediye başkanının 5 yıl sonra tekrar beni seçsinler düşüncesiyle hareket ettiğini ve bu yüzden seçim kaybetme kaygısıyla hareket ederek, Bursa'nın sorunlarına gerçek çözümler üretemediğini hatta ihanet üzerine ihanet yapıldığını vurguluyor.
Milli Görüş'ün mimarı rahmetli Necmettin Erbakan'ın çizdiği yolda ilerleyen Saadet Partisi'nin hazırladığı ‘Türkiye Kalkınma Planı’ da Hamza Gürsel'in önemli aktardığı bir konu. Bu planın ana teması, Türkiye'nin her yerinde eşit kalkınmayı sağlayarak doğudan batıya göçün önüne geçmek diyebiliriz.
Gürsel, Türkiye Kalkınma Planı'nı şöyle anlatıyor: "Kalkınma planımız aileyi kurtaracak bir plandır. Biz birtakım kaynaklara imkânlara erişimde adaletin sağlanmasından bahsediyoruz. Anadolu'daki her bölgeye Güneydoğu'ya Doğu Anadolu'ya, Ege'ye, Akdeniz'e, Karadeniz'e yapılacak yatırımların planını yaptık. Türkiye'nin kalkınmaya ihtiyacı var, ama her anlamda adil bir kalkınma olması gerekiyor.
Temel fikir her bölgenin kalkınması. Bazı şehirler sanayi bölgesi ilan edilip oraya yığılma olurken, Türkiye'nin birçok şehrinin nüfusu azalıyor, oraların gelişimi duruyor, o şehirler boşalırken sanayinin büyüttüğü şehirlerde trafik, çarpık yapılaşma hatta bunların getirdiği asayiş problemleri ve ahlaki problemler çoğalıyor. Bu nüfus hareketliliği ve göçün önlenmesi için planımız hazır. Sanayi yatırımlarını adil bir şekilde, Türkiye'nin her tarafına yaymadığımız takdirde, ne trafik, ne de sağlık konusuna çözüm bulamayız. Türkiye kalkınma planı ile yüzeysel değil sorunların köküne inerek çözüm sağlayacağız."
Gürsel'i dinledikten sonra Marmara Bölgesi ile Doğu Anadolu Bölgesi arasındaki kalkınmışlık farkı, Sivas'tan çok Sivaslının İstanbul'da hayatını sürdürüyor olması böyle bir kalkınma planına ciddi anlamda ihtiyaç olduğunu hepimize düşündürüyor.
Saadet Partisi'nin kentsel dönüşümle ilgili düşüncelerini de aktaran Hamza Gürsel, "Kentsel dönüşümde, ‘burayı yıkalım, buradaki nüfusu başka bir yere gönderelim’ deniyor. Bu genç sosyolojisine aykırı. Köksüz, geçmişi olmayan şehirler ortaya çıkıyor, bir taraftan tarihi Bursa'yı tekrar meydana çıkartmaya çalışıyorlar, diğer taraftan da köksüzleştirme meydana getiriyorlar. Bursa'nın yüzde 70'i kaçak yapılardan oluşmakta, yıllardan beri AK Parti öncesinden itibaren bu sorumluluğu hiçbir yerel yönetim üstlenmemiş.
Vatandaş kendi başının çaresine bakmış alın teri ile yılların emeği ile kendine ve çocuklarına 3 katlı ev yapmış. Kentsel dönüşüm vakti geldiğinde ‘bu ev kaçak biz senin 3 katına bir daire veririz’ deniliyor. Bu haksızlıktır, adaletsizliktir, kul hakkı yemektir. İnsanlar zor şartlarda yıllarını vererek barınma ihtiyacını karşılamaya çalışırken, belediyenin, ilgili kurumların plansızlığından meydana gelen yapılaşmanın faturası ceza olarak vatandaşa kesilmiş oluyor. Ama diğer bir taraftan da nüfuslu kişiler istedikleri imar planı değişikliklerini yaptırarak, koca koca binalar dikiyor, onların biri 4 olurken, halkın yıllarca çalışarak yaptığı 3 bire indiriliyor. Bunun Bursa'da çok sayıda örneği de mevcut" diyor.
Saadet Partisi'nin iktidara gelmesi durumunda önceliğin hukukun adaletin ve liyakatin tekrar egemen olması olacağını da vurgulayan Gürsel, ekonomi ile alakalı olarak da esnafın, emeklinin, asgari ücretlinin, dar gelirlinin durumunun iyi olmadığını, alım gücünün azaldığını söyleyerek bu meseleleri çözeceklerini ifade ediyor.
Hamza Gürsel, sıcakkanlı, samimi bir siyasetçi, cümlelerini allayıp pullamadan kurarak sorunları ve çözüm yollarını en iyi şekilde ifade ediyor. Öğretmenlik mesleğinden olsa gerek tam olarak halkın içinden biri. Milli Görüş'ün temsilcisi olan partisinin oy oranı daha da arttırmak için yoğun bir tempo ile çalışıyor, ben de kendisine başarılar temennilerimi iletiyorum.
SAĞLICAKLA KALIN…