Son yılların en moda cümlesi, "Emekli olunca herkesten uzak sakin bir sahil kasabasına yerleşeceğim." Bu hayali gerçekleştirmek birçok insan için mümkün olmuyor, sahil kasabası diye bahsettiğimiz yerlerde hayat şartları büyük şehirlerden çok da farklı değil. Kafamıza yerleşen bir kaçış mekan planı var.
Kalabalıktan, trafikten ama en çok da insanlardan uzaklaşma isteği... Yaşam şartlarının getirdiği tükenmişlik, bıkkınlık hissi özellikle kalabalık kentlerdeki ekonomik kaygılar, yoğun tempo, yüzeysel insan ilişkileri, insanları birbirlerine karşı tahammülsüz hale getirdi.
Kaçmak, uzaklaşmak toplumdan soyutlanmak, hatta ömrümüzün kalanını mümkün mertebe insanlardan uzak olarak sürdürmek amaç haline geldi. Ya kendiniz düşünmüş ya da çevrenizden duymuşsunuzdur: "Bir köye yerleşsem üç beş tavuk, horoz olsa bir de sebze yetiştirebileceğim bir alan olsa başka bir şey istemem."
Kalabalık toplumun içerisinde yaşamak, insanlarla sürekli iletişim halinde olmak hepimizde zihin ve ardından da ruhsal yorgunluğa sebep oluyor. Buna müteakip, çevremizdeki dost dediğimiz kişilerle olan münasebetlerimiz de maddi ya da manevi zarara uğramak bu yorgunluğun üzerine tuz, biber ekiyor.
Kardeş kardeşe, işçi patrona, kiracı ev sahibine, ev sahibi kiracıya, müşteri esnafa, halk politikacıya güvenmiyor, güvenemiyor.
Yine sıkça telaffuz ettiğimiz bir cümle de, "En büyük zararı, en güvendiğim insanlardan gördüm" şeklinde. Ne yazık ki insanoğlu olarak birbirimizden soğuduk, birbirimizden bıktık ve artık birbirimizden mümkün olduğunca uzak durmaya çalışıyoruz.
Büyük hevesle yapılan, ciddi para harcanan evliliklerin birçoğunun boşanma ile sonuçlanıyor olması da konunun diğer bir boyutu. Geleceğe yönelik hayaller kurulmuş, düğün dernek yapılmış, ev tutulmuş döşenmiş ama o iki insanın birbirine tahammülü bir yıl bile sürmemiş.
El ele yürüyeceğiz diye başlayan yeni hayat, mahkeme kapısında bitmiş. İlkokul yıllarımda rahmetli öğretmenimiz imece usulü yardımlaşmanın ne olduğunu ve önemini bize derinden ezberletmişti.
Kırsal kesimlerde kişilerin tek başına yapamayacağı işler için aynı yerde yaşayan diğer insanların el birliği ve dayanışma içerisinde işleri ortak ve bir karşılık beklemeden sırayla yaparak çözüm üretilmesiydi imece usulü...
Okurlarımız hatırlayacaklardır, köy ortamında bir evde salça yapılacaksa diğer komşular da yardıma gelir, diğer gün başka bir evde turşu kurulacaktır yine bütün komşular ona yardıma koşardı. İnsanlarda, birbirine karşı sevgi, saygı ve karşılık beklemeden yardım etme duygusu vardı.
Günümüzde ne yazık ki, tanıdık tanımadık herkes için, “Bundan bana zarar gelir mi?” psikolojisindeyiz. İnsan sevmez haldeyiz. Psikolojide bu konu, genel bir hoşnutsuzluk ve güvensizlik olarak ele alınıyor ve mizantropi olarak isimlendiriliyor.
Asıl olarak bu bir hastalık değil, bir psikolojik gelişme ve bu artık milyonlarca hatta milyarlarca insana sirayet etmiş durumda.
Bir düğün var mutlaka katılmanız gerekiyor. Katılmazsanız ayıp olacak ama içinizde hiç katılma isteği yok. Çünkü o düğüne gittiğinizde yüzlerce insanla aynı ortamda bulunacaksınız; konuşmanız sohbet etmeniz gerekecek fakat "Kafam bu kalabalığı kaldırmaz" diyorsunuz.
Aslında konunun tüm özeti bu şekilde. Birbirimizden soğuduk, birbirimize güvenmiyoruz, hatta birçok zaman görmek bile istemiyoruz.
Geçmişte eş, dost akraba ziyaretleri ile geçen ramazan ve kurban bayramlarında, bu geleneğin yerini yine bir kaçış yolu olarak, değerlendirilen “tatile çıktım, ziyarete gelemiyorum” cümlesinin alması da bıkkınlığımızın diğer bir boyutu.

ÇARE ROBOTLARDA ARANIYOR
Robot teknolojisi her gün biraz daha gelişiyor ve ülkeler arasında rekabet yaratmaya devam ediyor. Son olarak Çin robotik şirketi UBtech yeni geliştirdiği insan görünümüne sahip insansı robot U1 modelini tanıttı.
Bu robot yapay zekâ destekli ve dünyanın ilk tam boyutlu ultra gerçekçi insansı robotu olma özelliğine sahip. Tanıtımında ön plana çıkarılan cümle, "Bu robotlar size bir ömür boyu arkadaşlık edecek size asla ihanet etmeyecek her zaman sadık kalacak ve sizi koşulsuz sevecek" şeklinde.
Bu model robotlar, sahiplerinin yorgun veya stresli olduğunu algılayabiliyor, ona rahatlatıcı konuşmalar yapabiliyor ve sahibini tanıdıkça onunla daha yakın kişiselleştirilmiş iletişim kurabiliyor.
Ne kadar acıdır ki, kaybettiğimiz insani duyguları robotlara yüklediğimiz yapay zekâ programları ile geri getirmeye çalışırken, insan insanla değil, robotla bir ömür geçirme istikametine doğru ilerliyor.
SAĞLICAKLA KALIN…