Hava Durumu

İran Trump'ı kramp etti

Yazının Giriş Tarihi: 20.06.2026 00:06
Yazının Güncellenme Tarihi: 20.06.2026 00:06

28 Şubat günü ABD ve İsrail ikilisi savaş naraları atarak büyük bir özgüvenle binlerce yıllık tarihi olan İran'a karşı savaşı başlatmıştı. Eşgüdümlü olarak İran'a fırlatılmış, İran da buna füze ve SİHA'lar ile karşılık vermişti.

Ortadoğu'da tansiyonu bir anda yükselten İsrail saldırısını Donald Trump "Büyük çaplı muharebe harekatı" olarak adlandırıyor. "Biz anlaşmaya çalıştık ama olmadı” derken İran halkına da, "Kaderinizin kontrolünü elinize alın" diyerek ayaklanma çağrısında bulunuyordu.

ABD donanmasının bir bölümünü Hürmüz Boğazı ve çevresine yığarken Ortadoğu ülkelerinde bulunan askeri üslerini de takviye ederek, İran rejimini yok etmeyi kafaya koyduğunu gösteriyordu.

İran da boş durmuyor, füzeleri art arda Tel Aviv, Hayfa başta olmak üzere İsrail'in şehirlerine doğru gönderiyor, "Düşmanın İslam Cumhuriyetine yönelik saldırganlığına yanıt olarak işgal altındaki topraklara yönelik geniş çaplı füze ve drone saldırılarının ilk dalgasını başlattık" açıklamasını yapıyordu.

İran'ı destekleyen, Yemen'deki Husiler de boş durmadı. Ellerindeki imkanlarla İran'a destek vererek “Biz de buradayız” dediler. Diğer yandan da Avrupa ülkelerinden sitemli açıklamalar gelmeye başlamıştı. Çok sayıda Avrupa ülkesi saldırılar konusunda kendilerine önceden bilgi verilmediğini söylerken, İsviçre çatışmanın genişlemesini önlemek amacıyla tüm tarafları uluslararası hukuka saygı duymaya ve sivillerin korumaya davet ediyorlar.

1 Mart günü dünya medyası İran dini lideri Hamaney'in İsrail saldırılarında öldürüldüğünü duyururken bir süre sessiz kalan İran, ardından yaptığı açıklamayla bu haberi doğruluyordu. Ardından da İsrail'in füzeleri ile İran Savunma Bakanı Aziz Nasirzadeh'in öldürüldüğü haberi duyuldu.

Savaş öyle bir enteresan almıştı ki, yeni Savunma Bakanı ve ondan sonrakiler de İsrail tarafından tespit edilip sırayla yok ediliyordu. Belli ki İran'ın kılcal damarlarına kadar yerleşmiş olan MOSSAD ajanları görevlerini yerine getiriyordu. İranlı üst düzey yetkililerin hangi saatte nerede olduğu İsrail tarafından açıkça biliniyor o noktalara saldırılar yapılıyor İran'da hayatını kaybedenler listesine İran Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musavi de ekleniyordu.

ABD ve İsrail İran topraklarına topyekün saldırırken tüm savaş kurallarına aykırı olan davranışlar sergiliyor, bir kız ilkokulunu vurup yaşları 7 ile 12 arasındaki kız çocuklarından 148'ini öldürüyor, 95'ini de yaralıyordu.

İran hava savunmasının yetersiz kaldığı açıkça görülürken, İsrail ve ABD uçakları hiçbir tehlikeyle karşılaşmadan Tahran'ı bombalıyor, kentin her yerinden dumanlar yükseldiğini dünya canlı yayınlarla izliyor, bu durum da ABD ve İsrail'e daha çok cesaret veriyordu.

Türkiye'nin dibinde olan savaşı hükümetimiz de yakından takip ederek başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan olmak üzere itidal çağrıları yapılarak, ABD ve İsrail saldırıları kınanıyor, Türkiye'nin de savaşın içine çekilmemesi için gayret gösteriliyordu.

Türkiye'nin de savaşın içine çekilmemesi derken, ABD İsrail ve İran arasında karşılıklı olarak ateşlenen füzeler Türkiye'nin en güney ucu Hatay'dan çıplak gözle izlenirken Reyhanlı'dan, Kırıkhan'a kadar birçok ilçede gökyüzündeki füzelerin savunma sistemleri tarafından havada imha edildiği anlar vatandaşlar tarafından takip ediliyordu. Ve Türk topraklarına da düşen füzeler tespit ediliyor, İran “ben atmadım” derken gözler İsrail'e çevriliyor, Türkiye'ye tuzak mı kuruluyor düşüncesini yaratıyordu.

Binlerce yıllık geçmişe sahip olan İran bir süre sakin kaldıktan sonra yavaş yavaş asıl gücünü göstermeye başlamış, dağların altına kurduğu füze fabrikalarında imal ettiği süpersonik ve hipersonik füzelerini sahaya sürerek İsrail'e, onların tahmin ettiğinden çok daha fazla zarar vereceğinin ispatını yapıyordu.

İsrail hava savunma sistemi demir kubbeyi aşan İran füzeleri Siyonist rejimin şehirlerini yangın yerine çevirirken Netanyahu ve İsrail halkı sığınaklardan çıkamaz hale gelmiş, savaşın gerçek yüzü ile karşılaşmaya başlamışlardı.

İran bununla da yetinmedi, civar ülkelerde ne kadar Amerikan üssü varsa bunları hedef alarak vurmaya ABD kuklası Ortadoğu ülkelerine "Ben yanarsan sizi de yakarım" mesajını vermeye başladı. Bu başta Trump olmak üzere kimsenin beklemediği bir hareketti. Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Suudi Arabistan da bulunan ABD üsleri İran füzeleri ile vurulurken diğer yandan da petrol kuyularından alevler yükseliyordu.

Savaş bölgesel hale gelmiş Orta Doğu yangın yerine dönmüş sırada İran tarafından Hürmüz Boğazı'nın gemi trafiğine kapatılmasına gelmişti. Füze stokları beklenenden daha fazla çıkıp İsrail ve ABD destekçisi Arap ülkelerine korku salan İran, Hürmüz Boğazı’nı da gemi trafiğine kapatarak en büyük kozunu oynuyor, Trump'a geri adım attıracak hamleyi yapıyordu.

DÜNYADA HÜRMÜZ ETKİSİ

Hürmüz Boğazı, İran tarafından kapatıldı, dünya petrolünün yüzde 20'sini taşıyan gemilerin bir bölümü boğaz içinde mahsur kalırken, buraya gelmekte olan petrol tankerleri de birer birer geri dönmek durumunda kalmışlardı. 60 Dolar civarında seyreden petrol fiyatları 100 Dolar'ı geçmiş, Avrupa başta olmak üzere tüm dünyada panik başlamış, oklar bir anda sebep sizsiniz diyerek Donald Trump ve Netanyahua'ya çevrilmişti.

ABD uçakları düşüyor, gemileri İran tarafından vuruluyor, 10.000 kilometre öteden gelen ABD askerleri İran tarafından öldürülüyor, İsrail her gün füzelerle yerle bir ediliyor ve petrolün fiyatları zirve yapıyorken "İran'da rejimi değiştireceğiz 3-5 günde işi bitireceğiz" diyen Trump'tan ilk geri adımlar gelmeye başladı.

Trump önce molalarla savaşa ara vermeye başlıyor, İran'a anlaşma zeminine çekip kendi şartlarını kabul ettirmek istiyor, bir yandan da Netanyahu'yu tersleyerek savaşı bitirmek istediğini belli ediyordu.

Trump'ın gelgitleri başlamış, öğlen vakti “İran'ı yok edeceğiz” derken, akşam üzeri “anlaşmaya çok yakınız” diyor. “İran masaya oturmak istiyor” açıklamalarını yapıyor ve bunlar İran tarafından anında yalanlanıyor, “savaşa devam edeceğiz” cevabı geliyordu.

Trump bocalamaya başlamış, bu savaşın içinden çıkamayacağını anlamış, İran'ın kolay lokma olmadığını fark etmiş, kendimi nasıl sıyırırım derdine düşmüş haldeydi. Artık rüzgar İran tarafından esmekte, Trump, İsrail'e tabir caizse ters yapmakta Netanyahu ve kabinesi ABD tarafından yalnız bırakılır hale gelmekteydi. Ve savaşın başlamasından 107 gün sonra ilk günler Aslanlar gibi kükreyen Trump müthiş bir geri adım atmış, İran tarafından adeta kramp edilerek iki büklüm hale getirilmişti.

18 Haziran'da İran ve ABD arasında imzalanan 14 maddelik elektronik mutabakat metni ile İran adeta zaferini ilan ediyordu. Bu metne göre ABD ve İran İslam Cumhuriyeti en fazla 60 gün içinde nihai anlaşmayı müzakere edip sonuçlandırmayı taahhüt ederken, İran'a yönelik yıllardır süren ambargoların kaldırılacak olması, ABD ve bölgesel ortaklarının İran'a 300 milyar ABD Dolar'ı tutarında kesin ve karşılıklı olarak mutabık kalınan bir plan hazırlamayı taahhüt etmeleri, Hürmüz Boğazı'nın kontrolünün yine İran'da olacağı, ABD Hazine Bakanlığı'nın, İran ham petrolü, petrol ürünleri ve türevlerinin ihracatı ve bankacılık işlemleri, sigortacılık nakliye gibi hizmetler için muafiyet vereceği, ABD'nin Lübnan toprak bütünlüğünü güvence altına alacağı maddeleri, İran'ın ABD ve İsrail karşısında kazandığı zaferin tarihe İran adına altın harflerle yazılmış göstergesi oldu.

Sonuç itibariyle, 107 günlük bir maceranın ardından Donald Trump, Netanyahu'ya “düş yakamdan artık” derken, İsrail an itibariyle Ortadoğu'da ABD'siz kalmış durumda.

SAĞLICAKLA KALIN

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.