Bir süredir, yaz mevsiminin verdiği rehavetten belki de krizi unutmuş gibi yaşıyoruz!
Market kasalarında ya da fatura öderken aklımıza gelen ekonominin son hâline birlikte bakalım…
Gelirlerde artış yok ancak aldığımız her üründe anlamlandıramadığımız bir fiyat yükselişi var.
Bir hafta önce 50 lira, şu anda 60 lira…
Peki, neden?
Bizim bilmediğimiz ne yaşanmış olabilir ki etiketler güncellenmiş olsun?
Çarpıcı bir araştırmayı paylaşmak istiyorum.
Bir ay boyunca çalışıp, maaşını alan ve günler içinde kazancının yok olduğunu gören emekçi çileden çıkıyor.
Çünkü 2009’da hayatımıza giren en büyük banknot olan 200 TL artık sadece 7,78 TL değerinde!
***
Enflasyon karşısında -uzmanlar enflasyonun dizginlendiğine vurgu yapsa da…- tükenen parasal değer ciddi sorunları da beraberinde getiriyor.
2009 yılında pazar sepetlerini doldurabildiğimiz 200 lira ile bugün neler alabiliyoruz?
Araştırmaya göre; aynı pazar alışverişini yapabilmemiz için 26 adet 200 TL’ye ihtiyacımız var, bu da 5 bin 200 lira demek oluyor.
Piyasadan silinmek üzere olan 5, 10, 20, 50 TL’lik banknotlar yerine dolaşımda en çok 200 TL ile karşılaşılıyor çünkü artık o da bozuk para statüsüne giriyor.
Dönem dönem gündeme gelen 500 ve 1000 TL banknotlarına ise Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın sıcak bakmadığı bildiriliyor.
Tüm bunlar olup biterken vatandaş ne yapıyor?
Cevap basit:
BORÇLANIYOR!
***
Bu hafta bazı milletvekilleri banka borçlanmaları hakkında açıklamalar yaptı.
‘Bazı milletvekilleri’ diyor ve siyasi parti belirtmiyorum.
Çünkü siyaset nedeniyle konunun gölgelenmesini istemiyorum.
Hâlimiz o kadar beter ki toplumu ilgilendiren ve gerçekten çok önemli olan şeyler de bile kimin konuştuğuna bakıyor, ne söylendiğini algılayamıyoruz!
Hâlbuki Türkiye’de bankalara borcu bulunan kişi sayısı 44 milyon 200 bine ulaşmışken, her şeyi bırakıp bunun çözümüne odaklanmalıydık…
Gelelim vekillerin açıklamasına…
Kullanılan ifadeler şöyle:
“BDDK ve TCMB verilerine göre vatandaşın kredi kartı, ihtiyaç kredisi ve eksi hesap borcu 6 trilyon 733 milyar liraya ulaştı. Vatandaş artık geleceğini planlamıyor, bir sonraki kredi kartı son ödeme tarihini hesaplıyor.
Bu tablo sürdürülebilir değildir. İnsanların bankaların parasına değil, kendi emeğinin karşılığına güvenerek yaşayabildiği bir Türkiye’yi kurmak zorundayız.
Bireysel kredi kartı borcu 3 trilyon 279 milyar liraya, ihtiyaç kredisi borcu 2 trilyon 544 milyar liraya, kredili mevduat (eksi hesap) borcu ise 910 milyar liraya ulaştı.
Bu rakam finansal bir veri değildir. Bu rakam, milyonlarca hanenin ay sonunu borçla getirdiğinin resmidir.”
Dikkat çekici tespitlerden biri de insanların borçlanma sebebi!
Ev, araba, beyaz eşya vb. büyük yatırımlara girişilmiyor.
Borçlanmayla faturalar ödeniyor; gıda alışverişi yapılıyor.
***
Vekiller şunu da belirtti:
“BDDK verilerine göre tüketici kredileri ve bireysel kredi kartlarında takibe düşen borç 335 milyar liraya yükseldi; bunun 178,8 milyar lirası kredi kartı, 156,2 milyar lirası ise ihtiyaç kredilerinden oluştu. 335 milyar liralık takipteki alacak demek; yüz binlerce ailenin icra tehdidi altında yaşaması demektir. Bugün bankaların takip listesine giren, dün ay sonunu getirmeye çalışan vatandaşlarımızdır.”
Adeta fakirliğin kısır döngüsü yaşanıyor; maaş yatıyor, önce bankaya borçlar ödeniyor, kredi kartı kapatılıyor. Sonra mecburen yeniden kredi kartıyla alışveriş başlıyor.
Bu durum normalleşti ama bu borç sarmalından çıkmak gerekiyor.
Açıklamalara katılıyor musunuz?
Yorumlarınızı bekliyorum…