Geçen gün ‘yıl dönümü depresyonu’ başlığı altında bir uzmanın açıklamasını okudum.
Diyordu ki:
“Her yılın sonunda yeni bir yıla girerken aynı sahneler, takvim yaprakları değişiyor, sokaklar ışıklanıyor ve geri sayımlar yapılıyor. Ama birçok insan için yeni yıl beklenen ferahlığı getirmiyor. Aksine içten içe bir sıkışma, tarif edilmesi zor bir huzursuzluk ve hatta hüzün hissi beliriyor…”
Türkiye’de mutluluk endeksi rakamları yüksek gösteriliyor olsa da sokakta kiminle karşılaşsak zaten herhangi bir psikolojik rahatsızlığın eşiğinde.
Antidepresan kullanımı da çok yaygın.
Alışkın olduğumuzu düşündüğüm için kaygı durumlarını ayrıca kategorize etmek bana mantıksız geliyor.
Ama bilimsel literatürü durdurmamız mümkün değil.
***
Açıklamanın devamını okuduktan sonra biraz ikna olduğumu belirteyim:
“Yılbaşı geçtikten sonra ortaya çıkan bir hal vardır, 'Sebepsiz huzursuzluk'. Kutlamalar biter, gündelik hayat geri döner, işler, borçlar, sorumluluklar, belirsizlikler…
Tüm bunlar yeni yılın ilk günlerinde yoğun bir kaygı hissi oluşturabilir. Bu durum çoğu zaman abartı olarak görülür. Oysa bu zihnin tekrar gerçeklikle temas kurma sürecidir ve oldukça yaygındır…”
Dönüp dolaşıp ekonomiye geldik.
Sebepsiz huzursuzluğun ve mutsuzluğun en temel sebebi zaten bu.
Eğlenirken, gülerken, ferahlamak adına arkadaşlarımızla buluşurken zihnimizin bir köşesinde hep aynı şeyler dolanıyor; onlardan kurtulamıyoruz.
Her sohbet geçim derdine evriliyor.
Sanki üzerimizde tanımlayamadığımız baskı var; baş edemiyoruz.
Ve umut ediyoruz ki tüm bu dertler 2025 ile geride kalsın.

Pandemiden sonra artan umutsuzluk sarmalından çıkılamayacağına inananlar; deneyimlerine dayanarak sosyal medyada yorumlar sıralıyor:
Her şey daha kötü olacak!
Survivor olarak yaşamını idame ettiren Türk Halkı her şeye hazırlıklı olduğu imajını çizse de bireysel psikolojik sorunlar zirve yapmış hâlde.
Madem böyle ben de bir uzmana danışayım dedim ve yalın açıklamalarını kıymetli bulduğum Psikolojik Danışman Serhat Ayşen’e ‘yıl dönümü depresyonu’ ifadesinin geçerliliğini sordum!
***
YENİ BİR YIL, YENİ YAPILACAKLAR, BAŞARILAMAYANLAR, BEKLENTİLER…
Psikolojik Danışman Serhat Ayşen içinde bulunduğumuz sarmalı şöyle tanımladı:
“Hayatımız bunlardan ibaretmiş -yeni yıl hazırlığı, kutlamalar, hediyeler vb.- gibi kendimizi yönlendirmeye başladığımız bir dönemden geçiyoruz.
Yeni yıla; her pazartesi başlanan diyet gibi girme düşünceleri alıp gidiyor bizi.
Bu durum kaygı yaratabiliyor. İşte tam olarak buna yeni yıl kaygısı diyebiliriz. Gerçek dünya ile hayal dünyası arasında denge kurulamayınca ortaya çıkan ve yaşam kalitemizi büyük oranda düşüren bir işlemdir aslında.
Hayal dünyamız zengindir, mükemmeli arzular fakat mükemmel kavramı gerçek yaşadığımız hayatta aslında yoktur biliyor musunuz?
Yaptıklarımızdan tatmin olma duygusu, mükemmelliğin önüne geçtiği anda hayatta kazanacaklarınızın haddi hesabı yoktur.
İşte bu bakış açısından ne kadar uzak olursak yeni yıla başlarken daha hüzünlü olabiliyoruz.”
Anladığım kadarıyla atlanacak zaman eşiğinin ardında bizi bekleyen belirsizlik de huzursuzluk yaratıyor.
31 Aralık gecesi geri saydıktan sonra ardından mucizeyle karşılaşacağını düşünenler hayal kırıklığına uğruyor!
‘Yapmayın’ demenin bir faydası olmayacağı kesin…
***
Peki, durumu en az hasarla atlatmanın yolu nedir?
Psikolojik Danışman Serhat Ayşen:
“Tek yaşayanlar, taze yas yaşamış kişiler neler yapacaklarını düşünürken birden boşluk hissini görebilirler. En önemli destekçi sosyal çevredir. Yalnız olmadığınızı hatırlamanızı önermem gerekiyor bu noktada. Çünkü bu düşünce tarzı sizi yalnızlığa doğru çekecektir.
Unutmamalıyız ki, beynimizi hangi duygu ile besliyorsak ona göre karşılık görürüz; başka bir performans beklememeliyiz. Düşüncelerimizdeki o derin zenginlik hissinden arınıp elimizdekileri nasıl geliştireceğimize bakmakla adım atabiliriz. Yeni yıl daha keyifli geçecektir.
Karar alırken gerçekçi olmak, kendi düşüncelerimizi dizginleyebilirsek ve elimizdekileri değerlendirip hareket edersek mutluluk aslınsa kapıdadır.”
Ve son bir mesaj:
Şimdiden kaygısız ve yüksek yaşam kaliteli bir yıl dilerim…