Hava Durumu

‘Ah bir ataş ver’

Yazının Giriş Tarihi: 04.04.2023 06:00
Yazının Güncellenme Tarihi: 04.04.2023 08:16

Tarih 4 Nisan 1953.

Çanakkale Boğazı Nara Burnu açıklarında Türk donanmasına ait Dumlupınar Denizaltısı, görevden sonra istirahate çekilmek üzere limana yanaşıyordu.

Her şey yolundayken büyük bir gürültüyle sarsıldı.

Dumlupınar, İsveç donanmasına ait bir şileple çarpışmıştı.

81 mürettebattan 22 kişi torpidoya saklanarak kurtulmuştu.

Kayıtlara ‘kendilerini bekleyen daha kötü sondan habersizce’ ifadesi geçti.

Mürettebat torpidodan şamandıra fırlatarak telefon kablosu aracılığıyla merkezle iletişime geçmeyi başarmıştı.

Kurtarma ekibi gelene kadar havayı idareli kullanmaları gerektiği için “Konuşmayın, türkü söylemeyin, sigara içmeyin” uyarısı yapıldı.

Kurtaran gemisi olaydan 12 saat sonra ancak oraya gelebilmişti.

25 saat sonra ise anca sabitlenebilmişti.

Dalgıçlar 100 m'ye yakın derinlikteki Dumlupınar batığına erişmeye çalışıyorlardı. Hava çok kötüydü su altı dalgaları dalgıçları savuruyordu. Başarmaya en yakın dalgıç Yılmaz Süsen vurgun yemiş ve 15 saat sonra kendine gelebilmişti.

On bir dalış yapıldı ama hiçbiri başarılı olamadı.

Dönemin teknolojisiyle askerlerimizi oradan çıkarmak mümkün değildi.

Kurtaranın yanlışlıkla kestiği kablo olmayınca dalgıçların kabloyu takip etmesi de olanaksızlaşmıştı.

7 Nisan'da üç gün süren çalışmalar sonucunda Milli Savunma Bakanlığı artık kurtarma çalışmalarını durdurduğunu ve umutların kesildiğini bildirdi.

Rivayete göre askerlere bir anons geldi, “Rahatça konuşabilir, türkü söyleyebilir, sigara içebilirsiniz.”

Umutlar tükenmişti askerler artık ölümü bekliyordu.

22 kahraman askerin son sözleri "Her şey buraya kadarmış kumandan, birer cigara yakalım mı?" oldu.

4 Nisan 1953 Türkiye’nin en karanlık günlerinden birisi olarak tarihe geçti.

Karanlık sulara gömülen askerlerimizden şu dizeler kaldı:

“Ah bir ataş ver cigaramı yakayım

Sen sallan gel ben boyuna bakayım

Uzun olur gemilerin direği

Ah çatal olur efelerin yüreği

Ah vur ataşı gavur sinem ko yansın

Arkadaşlar uykulardan uyansın…”

“Ah bir ataş ver” türküsünün hikâyesi olarak bilinen, her seferinde yüreğimize taş gibi oturan bu acı olayın bugün yıl dönümü.

Şimdi hikâyesiyle birlikte türküyü dinleyin ve onların yerine kendinizi koymayı deneyin…

4 Nisan, 81 denizcimizin şehit olmasından sonra “Deniz Şehitlerini Anma Günü” olarak ilân edildi.

Ruhları şad olsun…

***

Acı bir aşk hikâyesi…

Dumlupınar Denizaltısı’nda şehit olan bir subayın gerçek hikâyesini Sunay Akın’ın anlatımıyla aktarmak istiyorum:

Heybeliada’daki Deniz Okulu’ndan mezun olan İsmail Türe, kendi gibi Gelibolulu olan bir genç kıza kaptırır gönlünü. İki sevgili parmaklarına nişan yüzüğü taksalar da, birbirlerini çok seyrek görmektedirler.

İsmail Türe denizaltıda muhabere subayı olarak görevlidir çünkü.

Üsteğmenin aklına harika bir fikir gelir; nişanlısına ışıklı mors alfabesini öğretecek, Çanakkale’den geçiş yapacakları geceyi planlı olduğu için önceden bildirecek ve böylelikle haberleşeceklerdir.

Boğazı yüzeyden geçmekte olan denizaltının kulesindeki denizciler sigara içmekte, sohbet etmektedirler.

Aralarından birinin heyecanlı olduğu her halinden belli olmaktadır.

Gelibolu kıyılarına geldiklerinde, karanlık içindeki evlerden birinden bir el fenerinin yanıp söndüğü görülür: “Seni seviyorum…”

Arkadaşları gülümseyerek İsmail Türe’ye bakarken, genç aşık elindeki fenerle sevgilisine karşılık vermektedir…

Bu olaydan sonra iki sevgilinin aşkı düşmez olur denizaltıcıların dillerinden. Herkes haberleşmek için kurulan ışık yolunu konuşur.

Yine bir gün, yirmi yedi yaşındaki Üsteğmen, Çanakkale’den geçecekleri gün ve saati, denizaltının uğradığı bir limandan haber verir nişanlısına.

Ege Denizi’nden Boğaz’a giriş yapacaklarını, en öndeki denizaltının kulesinde olacağını bildirir. Genç kızın gözüne her zaman olduğu gibi, o gece de uyku girmez.

Büyük bir sabırla pencerenin önünde oturmakta ve gözünü hiç kırpmadan denize bakmaktadır.

Fenerine yeni pil almış olsa da, arada bir yanıp yanmadığını kontrol eder yine de…

Birden, dev bir karartı belirir suyun üstünde.

Güneyden gelen bir denizaltı, penceresinin görüş sahasına girmiştir.

Genç kız pencereyi açar ve gecenin karanlığına uzattığı elleriyle feneri yakıp söndürür: “Seni seviyorum…”

Kulede bulunan denizaltının komutanı Bahri Kunt işareti görünce gülümser:

“Hay Allah, bu kız denizaltıları şaşırdı. Nişanlısının denizaltısı bizim önümüzdeydi…”

Bir anlık tereddütten sonra Birinci İnönü denizaltısının komutanı Bahri Kunt, yanıt gönderilmezse genç kızın telaşlanacağını düşünerek, karşılık verilmesini emreder.

Yanındakilerin “Ne diyelim komutanım?” diye sorması üzerine de şunları söyler: “Ebediyete kadar…”

O gece Üsteğmen İsmail Türe’nin görev yaptığı Dumlupınar, Çanakkale Boğazı’na giriş yapan ilk denizaltı olmuştur.

Ama Gelibolu kıyılarına gelmeden Nara Burnu açıklarında İsveç bandıralı “Naboland” adlı gemi tarafından çiğnenmekten kaçamamış ve yaralı bir balina gibi acı dolu sesler çıkararak, Çanakkale’nin karanlık sularında kaybolmuştur. Her şey birkaç dakika içinde gerçekleştiğinden, arkadan gelmekte olan Birinci İnönü denizaltısı Dumlupınar’a çarpan geminin yanından habersizce geçerek, Gelibolu’ya ulaşan ilk denizaltı olur.

Genç kız, nişanlısından haber almanın huzuru içinde başını yastığa koyduğunda, genç denizci çoktan dalmıştır “ebediyete kadar” sürecek olan uykusuna!

Kaç kere bu yazıyı okudum, kaç kere ruhum çok acıdı?

Bilmiyorum.

Söyleyecek çok bir şey yok aslında yaşanılana dair.

Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.