Ekonomik krizler, terör saldırıları, seller, yangınlar, depremler, maden kazaları…
Siyasi çalkantılar, eğitimde sistem değişiklikleri, darbeler ve girişimleri…
Toplumsal travmalara eşlik eden bireysel bunalımlar, stresin, kaygının tetiklediği anksiyete…
Tüm bunlara bağlı olarak en çok antidepresan kullanan toplumlardan biri olup mutluluk endeksinde yüksek puanlar alan bizler!
***
Bu endeks ile ilgili verilerde şaşırtıcı sonuçlar da var.
Mesela kadınların daha mutlu olması gibi!
Mutlu olduğunu beyan eden erkeklerin oranı 2020 yılında yüzde 43,2 iken 2021 yılında yüzde 43,9 olmuş. Kadınlar da ise bu oran 2020 yılında yüzde 53,1 iken 2021 de yüzde 54,6 olmuş. Tabii pandemi bu değerlere yansımamış gibi duruyor. En çok 65 yaş üstünün yüzü gülerken, bir okul bitirmeyenlerin yaşama daha hevesli oldukları da diğer verilerden.
Eğitim yükseldikçe mutluluk düşüyor. Farkındalık huzursuzluk getiriyor.
***
Her dönemin insanı bir şekilde ayakta kalmayı başarmış, bu toprakların yaşadığı tüm zorluklara göğüs germiş.
Yılmamış, pes etmemiş, yıkılmış ama yeniden kurulmuş var olmuş.
Şimdi diyorlar ya gençler çok şanssız nasıl bir döneme denk geldiler diye.
Önce pandemi üniversite eğitimlerini sekteye uğrattı, şimdi deprem.
Neler görmedik ki?
Sadece bu zamana özgü değil bunlar.
Türkiye’nin kuruluşu bir imparatorluğun da çöküşünde saklı.
100 yıllık tarihimiz de neler yok ki?
Bizden öncekiler dedelerimiz, atalarımız yaşamadılar mı aynı sıkıntıları?
Adı pandemi değil kolera salgınıydı belki.
Küresel ısınma değil buzul çağıydı. Kıtlık, susuzluktan değil yokluktan vardı.
***
Şimdi bir örnek profil oluşturalım birlikte.
Şu an 30-40 yaş arası bir birey neler yaşadı?
Sokakta oynamayı başaran son mutlu nesil onlar.
İlkokulda okuma yazma öğrenmek için fiş kesip dosyalara dolduran, “Ali bak, topu tut” cümlesini defalarca yazan, ezberlenecek İngilizce kelimeleri sayfalarca yazıp yanlarına çiçek çizen çocukların çağı.
Lise giriş sınavı, süper-düz lise ayrımı gören, üniversite sınavında kat sayıya takılan bu sebeple istediği bölüme giremeyip başka alanlarda yüksek öğretim görenler onlar.
“Günümüzde ise eşit ağırlık, sayısal, sözel ya da meslek lisesi çıkışlı olun istediğiniz bölümde okuma şansı var. Buna rağmen isteksiz, daha küçük yaşında bıkmış, okusam ne olacak ki diyen çocuklar bulunuyor. Bir kuşağın bıkmışlığı genetik olarak yeni nesilde kendisini gösteriyor.”
Yeteneğine, isteğine bakılmadan resim yaptırılan, müzik dersinde flüt öğretilmeye çalışılan, takla attırmak için zorlanan gene bu yaş grubu.
Bir de bunların nota bağlanmasından kaynaklı ortalaması düştüğü için strese girenler.
Hatırlayanlar vardır muhakkak.
Not ortalaması çok önemliydi, bir puan bile üniversite sınavında binlerce kişinin önüne geçmek demekti!
Y kuşağı başarılı olmak için çok çabaladı. İyi okullarda okumak, iyi işlerde çalışmak için çok çalıştı.
Peki, sonuç ne oldu?
Yapılan araştırmalara göre Türkiye’deki insanlarda en sık görülen psikolojik rahatsızlıklar şu şekilde sıralanmış; narsisistik kişilik, şöhrete tapınma sendromu, antisosyal kişilik bozukluğu, anksiyete ve tükenmişlik!
Çoğunu duymuşsunuzdur, ya çevrenizden ya da kendinizden!
En çok meşhur olan aralarında: Tükenmişlik Sendromu.
Hangimiz tükenmedik ki zaten.
Tam toparlanacağız derken yeni bir kâbusa uyanıyoruz.
Yaşayacağımız travmaları da erteliyor, bir kenarda biriktiriyoruz. Sonra onların hepsi başka hastalıklar olarak karşımıza çıkıyor.
Bunlara bağlı olarak haliyle psikoloji bölümünde okumak popüler oluyor!
2022 yılında 37 şehirde 110 psikoloji bölümü bulunuyor.
KKTC ile birlikte YÖK’te kayıt olan psikoloji bölüm sayısı 125’e çıkıyor.
Bu da demek oluyor ki onlarca psikolog yetişiyor, en çok neye ihtiyacımız varsa o bölümler açılıyor.
Ancak ben kendi kendisini iyileştiren bir toplum olduğumuza inanıyorum.
Ya da en azından kabullenen ve bununla ayakta kalmayı başaran.
Çünkü derdimizi anlatıp, tedavi olacak zamanımız çok yok.
Pandemi bitti, enflasyon derdi çıktı, deprem oldu…
“Sorunlar bitince, işler düzelince, hayat yoluna girince” diye cümleler kurmak yanlış.
Mutluluğu ertelemeyin her an her şey olabiliyor!