Kimse yaşadığı topraklardan ayrılmak istemez.
Hele ki bu zorla oluyorsa acısı da asla unutulmaz!
Bursa bir göçmen kenti olduğu için bunu en iyi bilen şehirlerden biri.
Ataların hafızası kaybolmasın; yaşanılanlar tozlu sayfalarda kalmasın diye Bursa Büyükşehir Belediyesi ve Diplomasi Araştırmaları Derneği-DARD iş birliğiyle ‘Göçmen Torunların Gözünden: Balkanların İzi’ projesini hayata geçirdi.
Çalışma Merinos Atatürk Kültür Merkezi Merinos Yerleşkesi’nde kamuoyuna tanıtıldı.
Balkan göçmeni ailelerin yeni nesil üyesi 10 üniversite öğrencisinin saha deneyimi kazanacağı projeyle, kültürel diyaloğun pekiştirilmesi amaçlanıyor.
Böylece kâğıt üzerindeki bilgiler sahaya da taşınacak ve son aşama yine kamuoyuna sunulacak.
***
Tanıtım toplantısında kendisinin de göçmen torunu olduğunu hatırlatan ve hayatından kesitler sunan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, projeye büyük önem verdiklerini ve yaygınlaştırmak istediklerini vurguladı.
Başkan Bozbey, dedesinin her zaman terk etmek zorunda kaldıkları topraklara geri dönmeyi hayal ettiğini dile getirdi. Memlekete dönme umutları bitince tamamen yerleşik düzene geçtiklerini anlatan Başkan, sonraki yıllarda dedesinin köyünü bulmaya yönelik yaptığı çalışmaları da paylaştı.
Acı dolu hikâyeler üzerine kurulmuş kültürümüzde herkesin içinde bir ukde kalmıştır; gidilmeyen memleketler, görülmeyen akrabalar…
Ve Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Barış Özdal’ın dediği gibi:
Bunun adı hicran!

Programdaki akışın dışında ben, hem proje hakkında bilgi aktaran hem de ‘göçmen’ olmanın vermiş olduğu duyguyu konuşmasıyla yansıtan Özdal’ın açıklamasına yer vermek istiyorum.
Konuşma metninden bağımsız kalarak sözlerine başlayan Özdal:
“Bizi burada bir araya getiren nedir? Zorunluluk mu? Hayır. Zihnimde yıllar önce bir sohbette canlanan kelime var: Hicran. Hepimizi burada bir araya getiren şey hicran yarası. Hiç görmediğimiz dedelerimizin, ninelerimizin hicranını taşıyoruz.
Benim dedemin Girit’ten getirdiği bir saati var. Ne zaman kendimi darda, umutsuz hissetsem gayri ihtiyari saatin yanında bulurum kendimi. Onlar başarmışsa ben de başarırım umudu bu. Tabii yükü de çok ağır. Huzurunuzda göç yollarında kaybettiklerimizi saygıyla anıyorum…”
***
Çalışmanın içeriği ise şöyle;
Yapı itibariyle dört ayaktan oluşan projenin ilk adımı tanıtımdı.
Sonrasında seçilen göçmen torunları ile tematik eğitimler ve geziler düzenlenecek.
Böylece öğrenciler sadece kâğıt üzerinde değil sahada da yaşanılanları öğrenecek. Ardından ‘Göçmen Kenti’ konuşulacak; Bursa merkezli göçmen izleri sürülecek.
Özdal’ın aktardığına göre de sosyal medyanın gücünden faydalanılarak, fotoğraf ve video arşivi oluşturulacak. Seçili öğrenciler kendi ailelerinin hikâyelerini anlatacaklar ama kapanış programında yeni edindikleri bilgilerle bir sunum daha yapacaklar. Bu değişime şahit olacaksınız!
Son olarak üniversitede verilen eğitimde ekonomi başlığı ele alınacak.
Göçmenlerin Bursa ekonomisine katkıları araştırılacak; işçi-işveren profilleri incelenecek.
Böylece tek açılı araştırma yerine ekonomik, siyasi, sosyal bütünsel yaklaşımla yol alınacak. Tematik eğitimlerin ardından ise seçilecek 10 öğrenci Balkanlara götürülecek. Dönüşte ortaya konacak yazılı eser; başka dillere de çevrilerek etki alanı artırılacak.

Özellikle orta yaş grubuna da erişim sağlanabilmesi için yalnızca Instagram değil Facebook’un da kullanılacağı da ek bir bilgi ve Prof. Dr. Barış Özdal’ın çağrısı var:
“Sosyal medya hesaplarımızı takip edin!”
Ne kadar çok insana ulaşılırsa; çalışma amacına o kadar yaklaşır.
Bursa’nın kültür mirasına büyük katkısı olacağına inandığım projenin sonucunu merakla bekliyorum…