Veee…
Beklenen gelişmelerden biri daha sonuçlandı, Türk Dil Kurumu yılın kelimesini/kavramını açıkladı:
Dijital Vicdan!
Oylama başladığı andan itibaren ‘Dijital Vicdan’ın seçileceğini düşünüyordum. Çünkü kiminle konuşsak aynı dertten muzdarip; yaşı fark etmeksizin sosyal medyayı suçlamakta!
Yorumlarıma geçmeden önce açıklanan gerekçeyi paylaşmak istiyorum.
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, sanal medya hesabında şu paylaşımı yaptı:
“Türk Dil Kurumu tarafından, halkın katılımıyla belirlenen 2025 yılının kelimesi/kavramı 'dijital vicdan' oldu. Yaklaşık 300 bin oyun kullanıldığı bu süreçte seçilen kavram; dijital çağda vicdanın, sorumluluk ve eylemden uzaklaşıp yalnızca bir 'tıklama'ya indirgenmesini düşündürücü bir biçimde tartışmaya açıyor.
'Dijital vicdan', bireysel ve toplumsal duyarlılıklarımıza ayna tutan güçlü bir kavram olarak öne çıkıyor. Bu anlamlı çalışmaya katkı sunan Türk Dil Kurumu, Ankara Üniversitesi İletişim Araştırmaları ve Uygulama Merkezi (İLAUM) ile değerlendirme kurulunda yer alan kıymetli akademisyen ve uzmanlara teşekkür ediyorum.”
***
“Vicdanın bir ‘tıklamaya’ indirgenmesi” kısmı çok önemli.
Ülkemizde dijitalleşme çok yanlış anlaşıldı ve adaptasyon da bu hata üzerinden ilerledi.
Sosyal medyada hesap açmak, yaşamından kesitler sunmak, beğenilmek ve takip edilmek tek motivasyon kaynağı oldu ve ne yazık ki yeni nesil için ‘gerçek hayat’ da bu!
Çalışmak, eğlenmek, eleştirmek, hak savunmak, şikâyet etmek vb. aklınıza gelebilecek gündelik hayatın parçaları artık yalnızca bir ‘tıklama’ya bakıyor.
Bugün sokakta kimsesiz, yardıma ihtiyacı olan bir çocuk fark edilip, önce Instagram’da yayınlanıyor ve ardından ‘yardım gerekiyor’ mesajı paylaşılıyorsa
-ama yetkili birilerine haber vermek akıllara gelmiyorsa- bu tamamen beynin işleyişinin değişmesinden kaynaklanıyor.
Buna da akıl tutulması demeği uygun görüyorum!
***
Ülkeyi veya dünyayı ilgilendiren, sarsıcı haberler karşısında story, reels, post sarmalında paylaşım yapma gerekliliği revaçta.
Kişiye hiçbir duygu ifade etmeyen olay; görev yerine getirildikten sonra rafa kaldırılıyor.
Kim kime gerçekten üzülüp, yardım etmeye çalışıyor belli değil!
Tabii işi bu noktaya taşıyan ‘el âlem ne der?’ kaygısı.
Çevremden de örnek verebilirim.
Siyasi karmaşaların olduğu dönemlerde başta X olmak üzere Instagram’da görüş bildiren, en yakınına bile hakaretler yazan, herhangi bir siyasi partiyi hedefe koyarak öfkesini kusan yüzlerce kişi mevcut.
Yine böyle bir anda konuyu anlamak için zamana bırakmış, paylaşım yapmamıştım.
Ancak yakın arkadaşlarımdan biri beni arayıp kızmış; ‘Nasıl olur da ilgisiz kalırsın! Yoksa sen de mi hatayı savunuyorsun? Hemen paylaş…” demişti.
İşte normalimiz, gerçekliğimiz müdahale altında böyle şekilleniyor.
Hâlbuki gerçek vicdan; dijitaldeki isyan cümleleri değildir!
Eyleme geçmeyi, elde bulunan imkânlarla çözüm için mücadeleyi gerektirir.
Sırası gelmişken tanımına da bakalım:
“Kişiyi kendi davranışlarıyla ilgili olarak bir yargıda bulunmaya yönelten, kişinin kendi ahlak değerleri üzerinde dolaysız ve kendiliğinden yargılama yapmasını sağlayan, kişiye doğruyu ve iyiyi yapma yükümünü de yükleyen içsel güç.”
***
Bir de konuyu tam tersten ele alalım.
Çağımızda en kolay şey; herhangi birini, konuyu, platformu kötülemek!
Kimse demez ki ‘doğru kullanmak bizim elimizde’.
Eğer sosyal medya olmasaydı belki de pek çok şeyden haberimiz olmayacaktı.
Örneğin kadına şiddet vakalarının bir kısmı bilinmeyecek, kadınlar sessizce bu dünyadan geçip giderken, katillerinin yanına kâr kalacaktı.
Bazı söylemelerde şuna da denk geliyorum: Şiddet, internetle körüklendi.
Asla katılmıyorum; var olanların gün yüzüne çıktığını düşünüyorum.
Kötülük saklı kaldığı zaman toplum sanki yok -muş gibi davranıyordu ve rahattı.
Kısacası dijital, vicdanları rahatsız etmeye başladı…
***
Ne ‘tıklamanın’ mahkûmu olmalı ne de buna odaklanıp asıl sorundan kaçılmalı.
2025’i anarken bunu da unutmayın…