İnsanlık tarihine bakarken toplulukları ikili gruplara ayırarak inceleseydik nasıl olurdu?
Avcılar-toplayıcılar, sanayiciler-çiftçiler, zenginler-fakirler, sermayedarlar-emekçiler, ev sahipleri-kiracılar…
Her dönem olan, olmaya da devam edecek olan bu ayrım, bu çağda tam anlamıyla ruhumuza işlemiş durumda.
Hatta varlıklarına ilaveler yapmak isteyenler boyut atlayarak “Rantçı”ya dönüştüler.
Yeni bir sınıf, yeni bir toplumsal oluşum belki bir meslek kolu!
Her zaman olmaları durumu normalleştirmiyor artık.
Çok büyük bir afet yaşadık, hala daha bitmiş değil.
Her gün yeni bir depremle şehirlerde ayakta kalmaya çalışan binaların birer birer yıkıldığını görüyoruz. Bölgede yaşayanlar yüz ya da bin kişi değil, 15 milyon insandan bahsediyoruz.
Haliyle göç başladı!
Kendi ülkemizin insanı onlar. Başka ülkeden ya da gezegenden gelmediler.
***
İhtiyaç listesi uzun ama en önemlisi, barınma!
Hani insanların en temel ihtiyaçlarından biri olan, Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi’ne göre güvenlik katında yer alan, yemek, içmek gibi yaşama dâhil, başımızı sokacak bir çatı zorunluluğu!
Ev sahibi olma fikrinden hızla uzaklaştığımızı artan fiyatlar yüzünden dile getiriyorduk zaten.
Yıkılmaya yüz tutmuş, boyası bile olmayan duvarları kaç milyondan satıyorlardı en son?
Sırf konumu nedeniyle ışık görmeyen salonuyla, odalarıyla döviz üzerinden ilana çıkanı da gördük.
Üretmek yerine tüketmeyi seçen bizler son gelir kapısı olarak toprak rantını seçtik.
Rezidans yapılsın diye zeytinliğini devreden çiftçi şimdi sadece kira bedelini topluyor ve gayet güzel geçiniyor.
Peki, bu kadar yağmalanan ve hızla betonlaşan arazilerde nasıl oluyor da depremzedelere ev bulunamıyor?
Her gün birileri, “Afet bölgesinden gelen aileye ev arıyoruz” diye çağrıda bulunuyor ama sosyal medyada yayınlanan “afetzedelere evler hazır” ilanlarının çoğunun sahte çıktığını söylüyorlar.
Doğru çünkü ben de aradım bölgeden gelecek tanıdıklarım için. Kirasını vermeye razı oldukları halde bile sonuç alınamadı.
***
Şu anda depremzedeler nerelerde konaklıyorlar?
Devlete bağlı öğrenci yurtlarında, misafirhanelerde, otellerde, yakınlarının ya da gönüllü ailelerin yanında.
1 milyon 116 bin kişinin diğer illere gittiği bilgisi mevcut. En çok da Ankara’ya.
Ankara artan kiralarla gündeme gelmişti, hatırlatayım.
Başkente giden depremzede bir ailenin isyanı basına yansımış, 6 bin lira olan kiranın 11 bin liraya çıktığını söylemişti. Bugün asgari ücret ile geçinen aileler bile bu evlerde nasıl yaşayacaklar?
Kaldı ki maddi-manevi her şeyini kaybeden, travma yaşayarak başka şehirlere gidenler bunu nasıl karşılayacak?
Algılardan biri de şu; “Devlet kira yardımında bulunuyor ama o bitince evime yerleşenler ödemelerini yapamazlar o yüzden hiç kiracı olarak almayayım.” Bunu da duyuyoruz.
İnsanlar gittikçe vahşileşiyor, doğada kurtlara, aslanlara karşı savaşıyor gibi davranıyorlar.
Hemen arz-talep dengesi diye başlayan sesleri bir bastıralım. Serbest piyasa ekonomisi denildiyse de bunun da bir dur diyeni olmalı artık.
***
Sürekli olarak “Devlet nerede?” diye soranlara cevaben çok beğendiğim bir uygulama başlıyor.
Fahiş kira artışı yapanlara hapis cezası geliyor.
Adalet Bakanlığı deprem ve salgın dönemlerinde ürün fiyatı ve kirada uçuk düzeyde artış yapanlara 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezasını ön gören yasa için teknik çalışma başlattığını ilan etti.
Türk Ceza Kanunu’na eklenecek madde ile uygulama sağlanacak.
Ayrıca bu kişilere adli para cezası verilecek.
Kiraların yanı sıra nakliye ve taşınma ücretlerini artıranlar da bu düzenlemeye dâhil edilecek. Bunun ilerleyen günlerde TBMM gündemine gelmesi bekleniyor.
İbretiâlem adına Malatya TOKİ’deki evinin kira fiyatını 9 bin TL’ye yükselten şahsın evi devlet tarafından mühürlenmiş. 2 yıl kiraya veremeyecekmiş.
Bunlar kesinlikle görmek istediklerimiz!
Belli ki insan kendi kendine akıllanamıyor, ders çıkaramıyor, doğruyu bulamıyor, vicdanının sesini duyamıyor.
Depremden hemen sonra sosyal medyada “Şimdi ev sahibi ve kiracı birlikte aynı ateş başında ısınıyor” yazıyorlardı.
Bugün ne değişti, ne çabuk unutuldu?
Bu gönderiyi beğenen, kendi hesaplarında paylaşan çoğu ev sahibi gene aynı güdüyle hareket ediyor belki.
Rantçılık sessizce vicdanı, ruhu ele geçiriyor, olmadığımız hale büründürüyor.
Madem güzellikle olmuyor, cezayla olsun!