Hava Durumu

Ekran kimin aynası?

Yazının Giriş Tarihi: 23.06.2026 00:07
Yazının Güncellenme Tarihi: 23.06.2026 00:07

Toplumun yozlaşmasından şikâyetçi olmayan var mı?

Kiminle konuşsak ahlaki çöküntüden bahsediyor, geçmişin güzel hatıralarından dem vuruyor.

Peki, ne oldu da bu kopuş başladı?

Toplum bilinciler bu alanda çalışmalarını sürdürüyor.

Bugün canınızı sıkacak, belki de öfkelendirecek bir tespiti aktaracağım.

‘Kuşak programları’ olarak adlandırılan ve milyonları ekrana kilitleyen yayınları izleyenlerle ilgili bir araştırma yapılmış.

Sosyal medyada ‘siradisi-bilim’ sayfasında paylaşılan sonuçlar ise felaket!

Türk televizyonundaki çoğu ‘kuşak programı’ -sabah-öğlen-akşam magazin, reality, talk show tarzı- en geniş kitleye, en düşük ortak paydadan hitap edecek şekilde tasarlanıyor.

IQ 50-70 bandındaki ortalama izleyiciyi bile zorlamayacak, duygusal tetikleyicilere dayalı, tekrar eden, sansasyonel içerik üretiyorlar.

-IQ (İngilizce Intelligence Quotient), bireylerin bilişsel yeteneklerini, problem çözme ve akıl yürütme becerilerini yaş gruplarına göre değerlendiren standartlaştırılmış bir zekâ katsayısı test sonucu.-

Unutmadan 100 puan ortalama zekâ olarak kabul edilirken; 50 puan zihinsel yetersizlik belirteci!
Paylaşımda nedenleri hakkında da bilgi mevcut.

Ancak önceliği kendi başvurduğum uzman görüşüne vereceğim…

***

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu’nda çalışmalarını sürdüren Öğretim Görevlisi Tolga Akagün ile reyting uğruna feda edilen izleyicileri konuştuk.

Akagün söze ‘Ekran kimin aynası?’ diyerek söze başladı ve şöyle devam etti:

“Sabah saatlerinde televizyonu açtığınızda benzer görüntülerle karşılaşırsınız.

Kayıp kişiler, aile içi çatışmalar, miras kavgaları, gözyaşları ve bitmek bilmeyen tartışmalar...

Bu manzara, önemli bir soruyu da beraberinde getiriyor:

Programlar toplumun ilgisini mi yansıtıyor, yoksa toplumun ilgisini mi şekillendiriyor?

Bu tür yayınlar eleştirilirken çoğu zaman izleyiciler hedef alınır.

Oysa insanların televizyon karşısına oturma nedenleri birbirinden farklıdır.

Kimi yalnızlığını paylaşmak ister, kimi günlük hayatın yorgunluğundan uzaklaşmaya çalışır, kimi ise sadece merak duygusunun peşinden gider.

İnsan doğası gereği hikâyeleri sever. Masallardan destanlara kadar bütün anlatılar bunun üzerine kurulmuştur. Ancak önemli olan, merakın hangi yöne yönlendirildiğidir!

Çünkü insan zihni zamanının büyük bölümünü neyle geçiriyorsa, yavaş yavaş ona benzemeye başlar. Sürekli çatışma, kriz ve sansasyonla beslenen bir zihin, dünyayı da aynı pencereden görmeye başlar.”

Buraya kadarki açıklama bile bizi, birbirine dolanmış sorun sarmalının kökenine götürüyor.

Bugün pek çok platformda tartışılan ‘gençler, bağımlılık, saygı, aile bağları vb.’ konuların çözümü de yine kaynağında saklı.

Toplum ne ile eğitiliyor; merakını ne ile gideriyor?

Tabii ki Öğr. Gör. Akagün’ün ifade ettiği gibi durum yalnızca televizyona özgü değil.

Sosyal medya da aynı mekanizma ile çalışıyor. Tartışma, korku ve merak çoğu zaman bilgiden daha hızlı yayılıyor. Dönem dönem değindiğimiz dezenformasyon gibi toplum adrenalini yükselten veriye yöneliyor.

Akagün’e göre hatadan dönüş mümkün.

Yorumlarımla, açıklamayı gölgelemek istemiyor ve doğrudan paylaşıyorum:

İnsanlık tarihinin hiçbir döneminde bilgiye ulaşmak bugünkü kadar kolay olmamıştı. Dünyanın en iyi üniversitelerinin dersleri, bilim insanlarının konuşmaları, belgeseller ve milyonlarca kitap birkaç dokunuş uzağımızda bulunuyor. Buna rağmen dikkatimizi korumakta her geçen gün daha fazla zorlanıyoruz.

Televizyon ekranında gördüğümüz programlar aslında bir sonuçtur.

Medya kuruluşları çoğunlukla izlenen içerikleri üretir. Her reyting yeni bir programın, her tıklama yeni bir içeriğin önünü açar.

Bu nedenle ekran karşısındaki tercihimiz sandığımızdan daha önemlidir.

Çünkü medya yalnızca vakit geçirmemizi sağlamaz; düşünme biçimimizi, ilgi alanlarımızı ve hatta geleceğimizi de etkiler.

Belki de zaman zaman kendimize şu soruyu sormalıyız:

Bir yıl boyunca tükettiğim içerikler beni nasıl bir insana dönüştürüyor?

Daha bilgili, daha üretken ve daha bilinçli biri mi oluyorum?

Yoksa başkalarının hayatlarını izlerken kendi hayatımın zamanını mı tüketiyorum?

İnsan en değerli sermayesi olan zamanı harcarken aslında geleceğini de şekillendirir.

Bu nedenle mesele yalnızca sabah kuşağı programları değildir. Asıl mesele, dikkatimizi nereye yönelttiğimizdir.

Çünkü ekranlar bir aynadır.

O aynada yalnızca yayıncıların tercihlerini değil, toplum olarak neye ilgi duyduğumuzu da görürüz.

Ve bir toplumun geleceği, en çok zaman ayırdığı şeylerin toplamından oluşur.

Bu yüzden asıl soru:

‘Televizyon bize ne gösteriyor?’ değil; ‘Biz televizyona neyi göstermesi için fırsat veriyoruz?’ olmalı.”

Katkılarından dolayı Öğretim Görevlisi Tolga Akagün’e teşekkür ediyor; başlığımı da ondan esinlenerek atıyorum!

***

Gelelim internette aktarılan analize…

Toplum mühendisliğinde temel sebep olarak reyting mantığı gösteriliyor:

Türkiye’de reyting ölçümü hâlâ eski usul hanelere dayanıyor. Eğitim seviyesi düşük, kırsal ve alt-orta sınıf izleyici kitlesi en büyük ve en sadık grup. Bunlar karmaşık konu, bilim, derin analiz sevmiyor.

-Ağlama, kavga, dedikodu, şok görüntüler, ünlü rezaletleri, basit eğlence- izleyiciyi ekranda tutuyor.

Böylece zihin tembelliğe alışıyor: Beyin hızlı dopamin, hızlı duygusal tepki seviyor. Bu programlar sürekli ‘şimdi ne olacak’ gerilimi, abartılı duygular, basit karakterler sunuyor. Gerçek IQ’su yüksek insanlara sıkıcı geliyor çünkü yeni bilgi ve mantık yok.

Son olarak karşımıza kültürel ve ekonomik gerçeklik çıkıyor: Ortalama eğitim seviyesi ve okuma alışkanlığı düşük ülkelerde bu tarz içerikler doğal olarak tutuyor.

***

Aksini düşünen muhakkak olacaktır. Katkı sunmak isteyenler gazetemizin sosyal medya hesaplarından bize ulaşabilir…

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.