Dünya’nın yüzde 71’i okyanuslardan, göllerden, akarsulardan ve diğer tatlı sulardan oluşuyor.
Bunların yüzde 97,5’i tuzlu su…
Bize ne kaldı?
Yüzde 2,5… Bu oranın yalnızca yüzde 0,5’i kullanılabilir durumdayken tatlı suların yüzde 90’dan çoğu kutuplarda ve yeraltında bulunuyor.
Üç tarafı denizlerle çevrili olan ülkemizde de çok sayıda kaynak var.
Ancak varlık içinde yokluk çekiyoruz.
Haliyle kuraklıktan, içme suyu sıkıntısından bahsediyoruz.
Asıl soru, Bursa yeşiliyle ve suyuyla meşhurken nasıl bu hale geldi?
Bir zamanlar nimetlerinden faydalananlar sonra rantla tanışıp şehre ihanet mi ettiler acaba?
Artık gündemimiz hep hava kirliliği, yağış yetersizliği, içtiğimiz ve soluduğumuzda olan zararlı maddeler…
Bu büyük bir sorun!
Giderilmesini bir kenara bırakın üstüne daha da ilave edilerek çığ gibi büyütülüyor.
İnsan öyle bir noktaya geliyor ki artık umursamıyor.
Gündemimiz hep kara haberlerle dolu.
Hangi birine üzüleceğiz, kızacağız, müdahale edebilmek için uğraşacağız?
Biri bitse diğeri başlıyor.
En güzeli kaderimize razı gelip, beklemek gibi duruyor!
***
Biz böyle düşünürken Nilüfer Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürlüğü, ‘2022 Yılı Hava ve Su Kirliliği İzleme Çalışmaları’nın raporunu düzenlenen toplantıyla basınla paylaştı.
Nilüfer Barış Meclisi’nde organize edilen toplantıda rapor, Prof. Dr. Kayıhan Pala tarafından açıklandı.
Su ve hava kirliliği verileri ayrı ayrı hazırlanmıştı, etkili bir sunumdu ve Profesör özellikle bazı bölümlerin basın tarafından kamuoyuyla paylaşılmasını istedi!
Açıklamalara geçmeden bunlara değinmek istiyorum.
Pala, “Bursa’yı hangi fabrika kirletiyor, ne oranda zarar veriyor?” bu çalışmanın yapılmasını talep ediyor.
İlave olarak “Kullandığınız suların durumunu merak etmiyor musunuz?” diye soran Pala, “Suyu kendi dağıtıp aynı zamanda analizini yapan BUSKİ verileri yetersizdir. Bunun için Sağlık Müdürlüğü’nden de veri istiyoruz ama yanıt alamıyoruz” dedi.
Bu iki çalışmayı eminim Bursalılar da isteyecektir.
***
Prof. Dr. Kayıhan Pala sunumuna deprem hakkında konuşarak başladı.
“2002 yılında bilim insanları Kahramanmaraş-Malatya arasında deprem riskini işaret etmişlerdi. Bu bilindiği halde kamu yönetimi neden önlem almadı? Marmara’da küçücük bir depremle tedirginlik yaşıyoruz. Başka bir çalışmaya dikkat çekeyim önümüzdeki 7 yıl içinde Marmara Depremi’nin olma olasılığı yüzde 60’ın üzerinde. Bugüne kadar ne yapılmadı? Ne yapılmalıydı? Riski azaltmak ve güçlü hazırlık gerekiyor. Bunlar olmazsa ölenlerin arkasından ağlayacağız” ifadelerini kullandı.
Ancak bu uyarıları vatandaş olarak biz mi ya da kimler üzerine alınmalı?
Yıllarca yapılmayanlar uzmanlar tarafından sıralanıyor buna bağlı olarak travma toplumu yaratılıyor.
Zaten iyi hissetmiyorduk artık çok kötüyüz.
Bu sırada Nilüfer Barış Meclisi kürsüsünün hemen arkasında Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün sözü dikkatimi çekti:
“Yurt sevgisi ona verilen hizmetle ölçülür.”
***
Hava kirliliği kanser sebebidir!
Pala bu cümlesiyle “2022 Yılı Hava ve Su Kirliliği İzleme Çalışmaları” raporunu paylaşmaya başladı.
Görmeye alışkın olduğumuz acı gerçeği yüzümüze çarpan Şehreküstü’nde bulunan TOKİ fotoğrafıyla endüstri ve kentleşmenin yol açtığı kirliliğe değindi. Pala, “Akciğer kanseri tanısı konmuş kişilere bakıyoruz. Bir kısmı hiç sigara içmemiş. Ama nerede yaşıyor? Erkeklerde mesane ve akciğer kanseri oranı Türkiye’de çok yüksek. Sebebi hava kirliliği. Uzun dönemde kirliliğe bağlı ölüm sayısı 72 ilde 44 bin 617. Bu kadar insanı biz en son topluca depremde kaybettik. Aslında havaya bağlı farkında olmadan da insanlarımızı kaybediyoruz. Zehir soluyoruz!” dedi.
Bursa’da partiküler değer çok yüksek. Her ay Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlediği sınır değerini aşıyoruz.
Böyle bir durum yok diyebilen var mı içimizde?
Sürekli sinsi bir öksürük hali, burunda tıkanıklık ile hayatımızı devam ettiriyoruz. Alerjiler arttı, astım vakaları çoğaldı.
Bu hale gelmemizde en etkili olan sanayi.
Pala, “Termik santral ve NOSAB’a bakınca kentimizin nasıl kirletildiğini göreceksiniz. Biz söyledik, basın defalarca yazdı ama bunu önleyecek bir faaliyette bulunulmadı” ifadelerini kullandı.
Su için ise dikkat çekici olan şehrin ilçeleri arasında su tüketimi farklılıkları.
Bunu sosyo-ekonomik duruma bağlayabileceğimiz gibi, en çok tüketimin sanayide olduğu verisi de elde ediliyor.
Ancak kırsal işin içine katılınca en çok su tüketen alan tarım.
Bu vahşi sulamaya bağlı olarak büyük bir israfın baş aktörü.
Ancak kentleşilen bölge için suçlu sanayinin kendisi olarak gösteriliyor.
Pala haklı olarak şunu vurguladı, “Su tasarrufu için sürekli kamu spotları hazırlanıp sunuluyor. ‘Çeşmeleri kapatın, bulaşıkları elde yıkamayın. Her damla su kıymetli’ gibi. Ama bunu halktan bekleyerek, onların yapacağı tasarrufla engelleyemeyiz!”
Zaten içme suyumuzu, kansere neden olduğu iddia edilen plastik damacanalarda, yüksek ücretlerle temin ediyoruz.
Hava kirliliğine bağlı öksürüğümüzü, burun tıkanıklılığımızı alerji ilaçlarıyla, burun damlalarıyla bastırıyoruz.
“Hava bedava, su bedava
Bedava yaşıyoruz, dostlar bedava…”
Sözleri de mazide kaldı artık.
Yeni dünyamız hem pahalı hem kirli!