Türkiye geneline yayılma ihtimali çok yüksek kıtlık ve kuraklık sorunumuz var!
Bursa’da yazı susuz kapattık; geleceğimizin ne olacağı da meçhul.
Ancak toplumsal rahatlığımıza da diyecek yok.
Günü kurtardığını kâr sayan milyonların mottosu:
Carpe Diem! -Günü yakala-
Ah! Onlardan olabilmeyi ne kadar isterdim…
Bakıp da görmemeyi, duyup da algılamamayı…
Ne yazık ki olmuyor ve yine önemli olduğunu düşündüğüm bir rezaleti paylaşmakla mükellef hissediyorum.
***
Özellikle tatil dönemlerinde açık büfe uygulamasıyla ortaya çıkan israf, malumunuz.
Haberlere göre;
Türkiye İsrafı Önleme Vakfı'nın raporuna göre Türkiye'de her yıl ortalama 23 milyon ton gıda israf edilirken, meyve-sebzelerin yaklaşık yüzde 35'i sofraya ulaşmadan çöpe gidiyor.
Gıda enflasyonunu da tırmandıran bu israfa karşı Cumhurbaşkanlığı Tarım ve Gıda Politikaları Kurulu düğmeye basmış, bu doğrultuda kapsamlı rapor oluşturulması kararlaştırılmıştı.
Konuyla ilgili yeni gelişme olmazken; gözlemlerimize dayanarak durum tespiti yapabiliriz.
Otellere dünyanın parasını ödeyenler açık büfeyi gördüğü zaman ‘hakkımı almalıyım’ psikolojisiyle tabaklarını doldurmaya başlıyor.
Yiyemedikleri de çöpe gidiyor.
Bu israfın birinci durağı.
Koridor halinde dolanan açık büfe masalarında kalanları da aynı son bekliyor.
Ancak bazı duyarlı otellerin kalanları sokak hayvanları için paketleyerek ilgili kurumlara teslim ettiklerini duyuyoruz.
Keşke tüm işletmeler için aynısı olsa!
İllaki devletin kurallar, yasaklar koyması mı gerekiyor?
Diğer bir durak ise serpme kahvaltılar.
Lokanta ve kafelerin gıda enflasyonunu bahane ederek tabiri caizse şişirdiği fiyatların başında kahvaltı var.
Geleneksel reçeller, yöresel peynirler, sezon meyveleri gibi albenili sözcüklerle bezenen tepsilerdeki her tabak illaki masaya konuyor; kişi başı fiyat uygulamasıyla nedeniyle de adisyon kabarıyor.
Hâlbuki ‘sınırsız’ beslenme söz konusu değil.
Kaç dilim ekmek, kaç kaşık reçel tüketebilirsiniz?
Sonuç olarak masaya gelen onca gıda da çöpün yolunu tutuyor.
Durumun özeti: Rezillik!

Habertürk Gastro’da yayınlanan bilgi şöyle:
“UNEP'in 2024 Gıda İsrafı Endeksi Raporu'na göre;
2024 yılında dünya çapında 1,05 milyar ton gıda israf edildi ve bunun yüzde 28'i gıda hizmetlerinden kaynaklandı.
Açık büfe kahvaltılar en kötü suçlular arasında.
Çünkü tabakla servis edilen kahvaltıya göre 2 kat daha fazla israfa neden oluyor. Yani sipariş üzerine hazırlanan bir kahvaltı tabağında israf 130 gr iken, açık büfe kahvaltı tabağında yaklaşık 300 gr.”
Net olan şu ki dünya kaynakları yetersiz değil.
İnsanlar açgözlü.
Bugün hâlâ Afrika’da açlık gündemdeyse, fakirliğin kısır döngüsü kırılamıyorsa tek sorumlu lüksü israf zanneden ve kaynakları yağmalayanlarda!
***
Çok uzağa da gitmeye gerek yok.
Otellerden sonra israfın ikinci adresi marketler.
Tüm yaz fiyatları nedeniyle vatandaşın almaktan kaçtığı kiraz, erik ve diğer meyveler önce market reyonlarında çürümeyi bekledi ardından da çöpe gönderildi.
Tek tek gezip de fotoğraflarını çekseydim keşke; reyonların üzerinde uçuşan sinekleri.
Hiçbir işletmeci de demedi ki:
“Fiyatları düşürelim de satış gerçekleşsin; yazık oluyor.”
Çünkü denetim, devlet müdahalesi beklediler.
Kesilen cezalar da yine şişen raf etiketleriyle tüketiciye ödetildi.
Aynı israf devam ediyor…
Bir market deposunda çalışan görevlinin sözlerini paylaşacak ama kendisi işsiz kalmasın diye ismini saklı tutacağım:
“Her gün tarihi geçmiş ürünleri -iadesi gerçekleşemiyorsa-, bozulan gıdaları çöpe döküyoruz. Tarihleri yaklaşırken daha uygun fiyatla satışa çıkarmak yerine, onların çöpe gitmesine göz yuman anlayış var. İçimiz acıyor ama bize verilen görevi yapmak zorundayız.”
‘Zararsa bizim zararımız, öder geçeriz’ diyor olmalılar ama atladıkları şey atılan her gıda bizi kıtlığa bir adım daha yaklaştırıyor.
***
Son kullanma tarihi yaklaşan ürünleri kasaya yakın noktalarda satışa çıkaran meşhur market zinciri, uygulamasını sürdürüyor, takdirle karşılıyorum.
Bursa’nın markası olup bu şekilde israfa imza atanları da -ülke genelinde kapsamlı ve işler politika oluşturulmadığı sürece elimizden bir şey gelmiyor- Allah’a havale ediyorum…