Özel sektörde duymaya alışkın olduğumuz bir cümle var:
‘Beğenmiyorsan kapı orada’ diye.
Ama iş yerindeki memnuniyetsizliğini ifade eden çalışanları susturmak için kullanılan bu cümlenin içeriğinden bahsetmeyeceğim bugün.
Zira ne demek olduğunu çok iyi biliyoruz:
Kapı açık, dön ve çık…
Aktarmak istediğim ise kurumsallaşma adı altında özenle hazırlanan:
‘Açık Kapı Politikası’!
İlk etapta okuyunca insanın aklına hemen ilk manası gelse de bu politika demeti küresel işletme kanunlarına uyma çabasını, aile işletmelerinden kurumsal yönetime geçildiğini fısıldıyor.
Peki, neleri içeriyor ve işe yarıyor mu?
Genellikle sosyal sorumluluk projelerinin anlık işlevselliği nedeniyle takdir cümleleri kuruyor ve firmaları alkışlıyoruz.
Ancak ben her seferinde bunun reklam amacını da barındırmasından rahatsızlık duyar ve dile getiririm.
Tabii ki kıyıya vuran denizyıldızlarının hepsini birden kurtaramayız ama etkinin büyüyebilmesi için bunun topluma yayılması gerektiğine inanıyorum.
Ya açık kapı politikası da aynı böyleyse; reklamsa, pazarlama unsuruysa, bir aldatmacaysa…

Linkedln’de son zamanlarda konuyla ilgili çok sayıda gönderiye denk geliyorum.
Sevindirici elbette.
İşin özünde çalışanların fikirlerine açık olma felsefesi bulunuyor.
Eskiden öneri kutuları bulunuyordu, belki hatırlarsınız.
Yazılanları kim, ne zaman okuyor, gerektiği gibi ilgileniyor, inceliyor ve üzerinde çalışıyor muydu, belirsiz.
Bu öneri kutularının yerini açık kapı sistemleri almış durumda.
Amacı; yöneticiler ve ekip üyeleri arasındaki şeffaf ve esnek iletişime olan bağlılığı artırmak!
Yönetim anlayışı doğrultusunda tüm çalışanlara kapıların açık olduğunu ve bu anlayışın organizasyonun her seviyesinde iletişimin gelişmesinde önemli olduğunu vurgulamaktadır.
Her seviye yöneticinin bu politikayı destekleyici şekilde kapılarını açık tutması beklenmektedir.
Yöneticiler, çalışanlarını bizzat veya işyerinde kullanılan dijital araçlar (e-posta veya mesajlaşma uygulamaları) üzerinden dinlemeye hazır olmalılar ve takımlarında güven ve iletişim kültürünü geliştirmelidirler.
Mükemmel şirketler açık kapı programları geliştirerek; organizasyonun misyonunu ve hedeflerini destekleyen katılımı sağlayabilmektedirler.
Bu noktada insan kaynakları profesyonelleri de proaktif bir rol oynayarak organizasyon kültürüne en iyi uyan programın gelişimini organizasyonun stratejik hedefleri ile örtüştürebilirler.
İK liderleri programın geliştirilmesi konusunda itici güç olabileceği gibi bu onların tek başına olması gerektiği anlamına gelmemektedir.
Hatta altyapının geliştirilmesi konusunda kendilerine destek verecek bir ekibin bulunması özellikle tavsiye ediliyor.
Sonuçta iş birliğinde söz ediyoruz!
Var olan çalışan katılım programları, Açık Kapı konusunda uzmanlaşan profesyonel bir ekibin beceri ve deneyimleri sayesinde daha da verimli hale getirilebilir.
HR Dergisi’ne göre:
“Her seviyedeki çalışanın entelektüel değerinden yararlanmaya ek olarak, bu tür programlar ‘açık kapı’ çalışanlara, işverenlerinin onların fikirlerini dikkate almak konusunda ne kadar ciddi olduğunu da gösteriyor.
Çalışanların tüm iş süreçlerine katılması ve onların gösterdiği her ekstra katılım için ödüllendirilmesi, çalışan tatminini artırırken çalışanların bütünsel performansına da olumlu etki ediyor.”
Bunları okuyunca rüya gibi geliyor.
‘Sanki önerilerimiz gerçekten önemsenecek mi?’ diye içimizde bir ses dedikodu üretiyor.
Ama bunu başaranlar olduğunu unutmayalım.
O kadar da zor değil…
***
Düşününce aklıma üniversitedeki yapılar da geliyor.
Bazı okulların sistemi o kadar katı ki öğrenciler ders dışında akademisyenlerle görüşemiyor, konuşamıyor.
Olması gereken buymuş gibi de lanse ediliyor.
Ama Anadolu Üniversitesi’nde öğrencileriyle konuk evinde sohbet eden profesörleri görünce farkı anlamış ve algımı değiştirmiştim.
‘Ben en iyisini bilirim’ diyen yöneticilere karşı ‘açık kapı politikası’ yarışır şimdi…
Zamanla daha da yaygınlaşacağını umut ediyorum!