Her geçen gün azar azar kaybettiğimiz bazı şeyler var.
Alım gücü, buna bağlı olarak geleceğe duyduğumuz güven vb. gibi alışılan başlıkları sıralamayacağım.
Zaten farkındaysanız geçmiş yıllardaki heyecan bu sene yok:
“2026 yap bir güzellik...” gibi bir paylaşıma henüz denk gelmedim.
Biten biter, yenisi de aynı olur mantığıyla herkes akışına bırakmış durumda.
Ya da yeni asgari ücretin ne kadar olacağına dair anket veya herhangi bir iddialaşma da söz konusu değil.
Öyle bıkmış, alışılmış, boş vermişlik hâkim.
Bu nedenle gündeme yalnızca; yitirdiğimiz ‘saygı’yı alacağım…
Herkes birbirine tahammül etmeye çalışırken, kuşak çatışmasında son nokta saygısızlık oldu!
Sürekli olarak gençlerin terbiyesizliğinden yakınanlarda duran ibreyi gençlere çeviriyor ve onların şikâyetlerine de değiniyorum.
Bu nedenle tepki gördüğümü de biliyorum!
Ama yolumu değiştirmeye niyetim yok…
Aposto’nun paylaşımı dikkatimi çekti ve sizlerle de paylaşmak istedim.
***
Aposto’da Ayça Örer’in kaleminden ‘Kuşak çatışmasında yeni bir eşiğe mi geldik’ başlığı altında şu ifadelere yer verilmiş:
“Gençlere sorduğumuzda yaşlıları saygıya değer bulmuyorlar, yaşlılara sorduğumuzda gençleri güvenilir görmüyorlar.
Nesiller arası bağlar zayıflar, bir önceki nesil bir sonraki neslin inşasına yardım etmezse Türkiye’yi nasıl bir gelecek bekler? İşte sorun bu!”
Eskiden üniversitelerde ‘Kariyer Günleri’ düzenlenir; oraya katılan uzman isimlerle gençler diyalog kurabilmek için çabalar, heyecanlanırdı.
Çünkü bu isimlerin birer network; bunun da gelecek için en büyük yatırım olduğunu bilirlerdi.
Ancak son katıldığım benzer organizasyonlarda uzman kişilerin yani yetişkinlerin anlattıkları beni bile açmadı ki gençlere nasıl hitap etsin!
Bilgisayarla ve internetle karşılaşmaları orta yaşlarına denk gelmiş kişilerle, ellerinde telefonla konuşmayı öğrenmiş nesli bir araya getirme çabası gereksiz mi, ne dersiniz?
Hâlâ eski düzene geri dönüleceğine dair duydukları inançla, nostaljiye dönüşmüş yönetim şekillerini dikte edenler hayatlarına devam etseler bile hayatta değiller, kabul edelim!
Üstelik gençlerin öfkesi de çığ gibi büyüyor.
***
Yine Aposto’nın tespitlerine göre:
“Sosyal medyada açılan başlıklar erken emekli olanların gençlerin hayatını nasıl ekonomik darboğaza soktuğundan, bunun eşitsizliği nasıl derinleştirdiğinden bahsediyor. Yaşlılar gençlerin kolaycılığından, gençler yaşlıların empati yoksunluğundan dem vuruyor!
Gerçekten sosyal eşitsizlikler toplumsal nezaketin üzerinde tepiniyor olabilir mi?”
Akdeniz Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Özgür Arun bu soruyu şöyle yanıtlıyor:
“Karşıtlık nefret düzeyine ulaştı.
Bunun nedeni de son çeyrek yüzyılda geliştirilen uygulamalar. Türkiye’de zaman zaman bazı toplumsal kesimlerin yaşadığı eşitsizlikler görülür. Bunlara ilişkin sosyal uygulamalar geliştirilir.
Oysa sosyal uygulamalar kapsayıcı değildir, yeni sorunlar yaratıyor.”
***
Ve 21 yaşında bir üniversite öğrencisi de görüşünü şu şekilde bildiriyor:
“Beni kızdıran şey, bizi anlamamaları falan değil, bakmamaları.
Çünkü bakarlarsa anlamayacakları bir şey olduğunu düşünmüyorum. Biz ‘paramız yok’ dediğimizde onlar ‘ben öğrenciliğimde simit yemiştim’ diyor.
Bu elbette böyledir ama sen öğrenciliğini bitirince iş buldun, ev aldın, düzen kurdun. Bizim için böyle bir gelecek olduğunu düşünüyorlarsa öfke duymam.
Biz umutsuz gençleriz. Doğruluk, dürüstlük diye bir şey yok.
Kim daha iyi yalan söylüyor, kim cebini dolduruyor, kim rant peşinde?
Şimdi bizden öncekiler dürüst olduklarını söyleyebilirler mi?”
71 yaşındaki biri ise gençlerin elindekiyle yetinmekten aciz olduğunu düşündüğünü vurguluyor ve kendisinin kesinlikle saygıyı hak ettiğine inanıyor.
***
Bu çatışma karşılıklı olarak nefrete dönüşmek üzere.
Ben tahmin edeceğiniz üzere gençlerin tarafındayım ama kastettiğim kesinlikle saygı sınırlarını aşmak değil.
Uygulanan sosyal politika araçları ikilik yaratıyor; zengin-fakir, şehirli-köylü, yaşlı-genç…
Bunlara çekidüzen verilmeli ve artık zihnen bitmiş insanlar bilirkişi formatından çıkarılmalı…