Bazen internette dünyanın dönüş hızında artış olduğuna dair bilimsel açıklamalarla karşılaşıyorum.
Bu zamanın nasıl hızlı geçtiğini kanıtlıyor ve yaşam tarzımızda bir sorun olmadığına dair bize kanıt sunuyor. -Tabii ki gerçek böyle değil!-
Kiminle konuşsam başa çıkamayacağı kadar çok işi; buna bağlı olarak da stresi var.
Çalışma saatlerini dolduranlar, akşam dinlenme anında çocuklarına vakit ayırmaya çalışıyor, evde yığılan sorumluluklarla uğraşıyor.
Hafta sonu ise iyi değerlendirilmesi, dolu dolu planlanması gereken kısıtlı bir vakit…
Dinlenmek cumartesi ve pazara da sığmıyor.
Hâliyle farkında olmadan yaşanılıyor, yaş alınıyor ve tükeniliyor!
Hâlbuki gelecekle ilgilenenler yıllar önce bugünler için başka tahminlerde bulunmuşlardı.
Teknolojinin gelişimi, otomasyondaki ilerleme; insanların kaygılarını süpürecek, telaşlarını yok edecek ve bir standart geçim seviyesine ulaşıldıktan sonra çalışılmak zorunda kalınmayacaktı.
Peki, ne oldu?
***
Bu defa size görüşünü aktaracağım kişi devletin ekonomiye müdahale etmesi gerektiğini belirterek, 1929 Büyük Buhran dönemine, yeni ekonomi modeliyle damga vuran John Maynard Keynes!
Hayatta olsaydı içinde bulunduğumuz keşmekeşle ilgili neler söylerdi çok merak ediyorum.
Ne yazık ki bazıları O’nu 2030 öngörülerinde yanıldığı için kaleme alıyor.
Ben ise sunduğu fikirleri aktaracak, zamanı tutturamayışını es geçeceğim. Çünkü kimse kapitalizmin bu denli vahşileşeceğini ve insanların da modern kölelikten memnun olacağını tahmin edemezdi…
***
Keynes, 1930’da ‘Torunlarımız İçin Ekonomik Olanaklar’ başlıklı bir makaleye imza atıyor.
Teknolojik ilerleme sayesinde 100 yıl sonra insanların temel ihtiyaçlarını kolayca karşılayacağı ve haftada sadece 15 saat çalışarak geri kalan zamanı sanat ve hobilerle geçirecekleri bir bolluk çağından bahsediyor.
İşaret ettiği yıl 2030; dört yıl içinde bu gelişmelerin yaşanabilme ihtimali düşük gibi görünse de fütüristlerin de öngörüleri bu şekilde.
Hatta işsizliğin teknolojiden kaynaklanacağını ve buna bağlı olarak yeni mesleklerin ortaya çıkacağını da belirtiyor Keynes.
Anlatımı bunlarla sınırlı değil elbette.
Hayatın anlamının sorgulanacağına, yaşam şekillerinin yeniden kurgulanarak büyük bir kırılma noktası olacağına da değiniyor.
İnsan emeğine ihtiyaç duymadan üretimin devam edeceği ihtimali tek başına zaten bir kırılma noktası.
Aslında çok da yanılmış gibi durmuyor!

Şüphesiz, endüstrideki gelişmeler ışığında beklentilerimiz arttı.
‘İnsan onuruna yakışır şekilde yaşamak’ en sevdiğim ifadelerden ancak ne yazık ki beklentilerimizin aksine durum kötüye gidiyor.
Çoğunluk çalışma saatlerindeki artışlardan şikâyet ederek, Keynes’in tezini çürütmeye çabalıyor ama bu yanılgının sorumlusu bu çağın insanıdır, buna kimse bakmıyor.
Fazla mesainin zorunluluğa dönüştüğü, ücretlerdeki bu mesai fazlalığının ise vergi yoluyla kesildiği sistemde kimse başını kaldırıp da haklarından bahsedemiyor.
Sonuç olarak insanlar hayatlarını sorguluyor, burada da Keynes haklı çıkıyor.
***
Aposto sayfası konuyu ele alırken, bu çıkmazı Nörobiyolog Robert Sapolsky’nin 1994 yılında yayımladığı ‘Zebralar Neden Ülser Olmaz?’ kitabıyla açıklıyor.
Bir zebra sadece aslan tarafından kovalandığında yani somut bir hayati tehlike anında stres salgılar. Tehlike geçtiğinde hormonlar yatışır ve hayvan sakin yaşantısına geri döner. Zebralar ülser olmaz çünkü kronik psikolojik strese maruz kalmazlar yemeklerini sistemini çalıştıran parasempatik modda sükûnetle tüketirler.
Modern insan ise veri akışını takip ederken günün her saatinde hayali bir aslan tarafından kovalanır.
İş süreçlerini, e-postaları ve bildirimleri takip ederken sürekli ‘savaş ya da kaç’ alarmı veren sinir sistemi devrede.
Bu da sosyal psikolog Jonathan Haidt’in ‘Kaygılı Nesil’ araştırmasındaki dijital çağın gerçekliğiyle bütünleşiyor.
***
Arzu edilen yaşam için insanların sakinleşmesi, düşünebilmesi, ‘dur’ komutuna geçebilmesi gerekiyor.
Bu sayede Keynes’in 2030 öngörüsü gerçekleşmiş olacak.
Ama böyle giderse zamansal sıkışmadan kaçamayacak ve ‘Keynes nasıl yanıldı?’ diye uzun uzun cümleler kurmaya devam edeceğiz…