Beklenen an geldi çattı; asgari ücret açıklandı.
Beklentiye girmeyenler kazandı.
30 bini geçecek inancı taşıyanlar ise yıkıldı.
Bakan’ın ‘enflasyona ezdirmedik’ ifadesine karşın açlık sınırının paylaşıldığı gönderiler sosyal medyadan dolup taşıyor.
TÜRK-İŞ Genel Başkanı Ergün Atalay’ın 1 Ocak 2026'dan itibaren uygulanacak 28 bin 75 liralık asgari ücrete ilişkin ilk tepkisi de şöyle oldu:
“Açıklanan rakamı gördükten sonra, sürece katılmamakla ne kadar doğru bir karar verdiğimizi bir kez daha gördük. Bu rakam ne asgari ücretlinin ne kamuoyunun ne de bizim kabul edebileceğimiz bir rakamdır. Bu yapıdan sağlıklı rakam çıkmayacağını bildiğimiz için katılmadık. Bu rakama göre bir daha düzenlemeye ihtiyaç görünüyor” dedi.
Dedi ama ne işe yarar?
Üstelik ufukta seçim de yok.
Bu nedenle boşa bekleyişten vazgeçilmeli ve devamlı devletten beklenen zammın işveren tarafından yapılması gerektiği hatırlanmalı!
Sistemin bozuk olduğunu kimse fark etmiyor mu?
Asgari ücret; işe yeni başlayan, tecrübesi olmayan kişiye verilen minimum tutardır.
Yaygın ücret hâline gelirken neden kimse ‘dur!’ demedi?
Vergi yükünden sızlanarak emekçinin hakkını sömürenlere her şey mubahken asgari ücret 50 bin olsa ne, 60 bin olsa ne…
***
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ATO Congressium'daki Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) 29. Olağan Genel Kurulu'ndaki konuşmasını hatırlatayım:
“Elinizi taşın altına koyun. Kefenin cebi yok!”
Ama bu sözde kalmamalı.
Rakamlardaki nominal artışla ilgilenmiyoruz; işverenlere denetim bekliyoruz!
Kimse bir seneden fazla -işin niteliğine bağlı olarak- asgari ücretle çalıştırılmamalı.
Eğitim seviyesine, kişinin başarı ve ilerleme kabiliyetine bağlı olarak devlet tarafından belirli zam oranlarında artış sağlamak zorunda bırakılmalı.
Hangi işletme sahibiyle konuşsak kriz mağduru; o halde lüks yaşamlar nasıl sürdürülüyor?
İşsizlik ya da açlık sınırı altında maaşla işe devam etme arasında sıkışıp kalanlara insan onuruna yaraşır bir ücret işveren tarafından sunulduğu andan itibaren; asgari ücret gündemden düşecektir.
Samimi ve hiçbir siyasi görüşe bağlı kalmadan vurguluyorum:
Yanlış yere odaklanılıyor; sorun asgari tutar değil, bunun yaygın ücret olması!
Türkiye’de çalışanların yüzde 46,7’sinin açlık sınırı altında -29 bin 828 lira- kaldığını da belirteyim.
Ayrıca yoksulluk sınırı: 97 bin 159 lira.
Bu arada tüm bu sitemlerimiz özel sektör içindir. Kamu çalışanlarının asgari ücretteki artış oranı kadar zam alacağı ve geçinemedikleri yönünde çıkan haberlerin hiçbirine aldırış etmemekte; hak arayışlarında bencilce tutumları nedeniyle kınamaktayım.
***
Tabii denetimin ikinci hedefi kesinlikle marketler olmalı.
Eskiden ‘1 Ocak’tan itibaren her tüketim malına zam gelecek’ denirdi.
Şimdi yeni yıl bile beklenmiyor.
Yine sosyal medyada paylaşılan ve gittiğimiz her markette gördüğümüz kadarıyla raf etiketleri zaman kaybedilmeden değiştirilmeye başlanmış.
Bu kadar olmaz, insaf!
Vatandaşlardan gelen ihbarlardan örnek de vereyim:
Tost peyniri 259 liradan 319 liraya çıkmış.
Ceza kesilmesi de ne yazık ki halkın aleyhine işliyor.
Çünkü işletme sahiplerinin mantığı şu şekilde:
“Cezayı öderim, yaptığım zamlarla misliyle yine kazanırım!”
Yetkililer demeli ki; ‘sen ekmeği, suyu, eti, peyniri… Bu tutarın üstünde satamazsın!’
Piyasaya müdahale ise, müdahale.
Toplum bunun arkasında duracaktır.
***
Ve kiralar…
Turkıshdictionary’nin paylaşımına göre; ortalama kira İstanbul’da 33 bin 300, İzmir’de 27 bin 700, Ankara’da 24 bin lira.
Şu ana kadar ki tespitler bizi hiç ilgilendirmiyor diyorsanız son olarak gençlerden bahsedeceğim.
Her 10 gençten 7’si ailesiyle yaşıyor; düzenli maaş alan her 10 gençten 3’ü ise ailesinden maddi destek almaya devam ediyor.
İtalya Başbakanı Meloni’nin korkutan paylaşımına katılıyorum:
“Endişelenmeyin. Çünkü bu sene zordu ama 2026 daha zor olacak.”
Yorum sizin…