2024’ün sonuna hızla yaklaştığımızın farkında mısınız?
Bu aceleci tavrı bu yıldan hiç beklemiyorduk.
Dünya olarak pandemi sonrası güzel günler görecektik.
Bir ders çıkaracak, gelen felaketler karşısında birlik olacak ve huzur içinde yaşayacaktık.
Tam tersi oldu.
Kabuğuna sığamayan ülkeler; savaşmaya teşne hareket ediyor, ekonomik kriz herkesin hevesini kaçırıyor.
Anketleri, mutluluk endeksi hesaplarını bir rafa kaldırın.
Bana göre en doğru tespit Başarı Yazarı Mümin Sekman’dan geldi.
Instagram’ın kapatılışı nedeniyle ‘Güne Sansürle Uyanmak’ başlıklı yazımı kaleme alırken hafta sonunu da sansürle geçireceğimizden bihaberdim.
Küçük çocuk gibi sosyal medya diye mızmızlanınca çok başka algılara sebebiyet veriyoruz.
Ama Mümin Sekman çok güzel demiş:
“Instagram kapatıldı. Bu hiç hoşuma gitmedi çünkü bugüne kadar en çok kullandığım mecra oydu…”
Allah başka dert vermesin diyeceksiniz de:
Gerçekten en hoşuma giden mecra benim de Instagram’dı.
Siyasi çekişmeler, politik manevralar, ülkelerarası dinamikler derken yeterince bunalımdaydık daha da daraldık.
Tam da bu noktada; “Türkiye son yıllarda 3 şeyini kaybetti: Mantık, neşe ve alım gücü” diyor Sekman.
Durup düşününce ne kadar da doğru söylüyor.
Bu ifade Instagram kapalı olduğu için diğer platformlarda paylaşım rekoru kırıyor.
Açıklaması şöyle devam ediyor:
“Hayata genelde yapıcı ve iyimser bakan biriyim.
Ben bu hayatta hayal ettiğim her şeyi gerçekleştirdim.
Bu ülkeye dair beni hayal kırıklığına uğratacak hiçbir beklentim de yok.
Sadece geçlerin umudunu kaybetmesine üzülüyorum!
Gençler umudunu kaybetti, peki Türkiye son yıllarda en çok neyini kaybetti?
Bunu düşünüp, Instagramda yayınlamıştım. Tekrar burada yayınlayayım istedim.
Türkiye son yıllarda 3 şeyini kaybetti:
1. Mantık
2. Neşe ve
3. Alım gücü!
Tek tek neler kaybettiğimizi, nedenlerini ve bedellerini düşünme zamanı…”
***
Gençlerin umutsuzluğuna dair çeşitli araştırmaları dayanak göstererek ben de yazılar yazdım.
Bir kısmında destek gördüm, bir kısmın da ise;
“Gençler zaten ülkeden, gündemden kopuk; vazifeleri ders çalışmak onu da yapmıyorlar. Geleceğimiz kimlere emanet” diye sızlanmalar duydum.
Peki, onlara ne imkân sunuldu da karşılığı istenildiği gibi alınmadı?
Kastettiğim her çocuğun eline birer tablet, telefon ya da bilgisayar verip, internete erişimlerini sağlamak değil ki.
Tanıştığım gençlerden geleceklerinin belirsiz, mesleklerinin işe yaramaz, kazançlarının kendi ayakları üzerinden durmalarına olanak vermeyen miktarda olduğunu hep dinledim.
Belki sen o kategoride değilsin, savunma yapma diyeceksiniz ama ben de o yollardan geçtim.
Bitirilen üniversitelerin, öğrenilen alanların hiç karşılığının olmayışı Türkiye’de; yurt dışına göçün en temel sebebi!
Çoğunluk bunu iyi biliyor da kimsenin işine gelmiyor herhâlde.
Mümin Sekman; “Bu ülke mantık yürütme yeteneğini kaybetti” ifadesini şöyle açıklıyor:
“Sistematik olarak neyin mantıklı neyin mantıksız olduğuna karar veremez hale getirildik. Ortak akıl yürütme biçimi, gayet bilinçli ve sistemli şekilde sabote edildi.
Araştırmalara göre, medya sahipliğinin yüzde 93’ü hükümet kontrolünde.
Sürekli “algı” yaparak, “olgu/gerçek” pardelenmeye çalışıyor. Bu şekilde ülkenin ortak akıl yürütme kapasitesi felç edildi. Hiçbir sorunumuzu çözemiyoruz farkında mısınız? Mantık yürütürken kullanacağımız referans noktalarımız sistemli bir şekilde çökertildi. İyi kötü, doğru yanlış, mantıklı mantıksız birbirine girdi. Bu da sorun çözme kapasitemizi bitiriyor. Tıpkı Ortadoğulular gibi, sadece laf, kin ve nefret üretebiliyoruz…”
***
Laf, kin, nefret üretmede sınır tanımayan kabiliyetimiz her alanda hüküm sürüyor.
İş yaşamı, özel hayat; herkes birbirini sindirme peşinde ve bunu istemsizce yapıyoruz, olması gereken hâline getiriyor ve başarı sayıyoruz.
Hâliyle neşemizi de kaybediyoruz…
Sekman bunu: “Yaşama sevincine düşman bir anlayışla neşemizi kuruttular. Kendi asık suratlarını, insanların ruhuna işlediler. Sokakta yürürken insanların yüzüne bakın; mutsuzluk, kaygı ve neşesizlik toplumsal bir salgın halinde” diye vurguluyor.
Salgınların en kötüsü, hepimizi her geçen gün daha da perişan ediyor…
Ve tabii ki gündemimizden asla inmeyen: Alım gücü!
Bunu nasıl yitirdiğimizi, nasıl fakirleştiğimizi ekonomistlerden, işinin uzmanlarından hep dinledik, okuduk.
Bir de Başarı Yazarı ne demiş bakalım:
“Bu ülke alım gücünü kaybetti.
Enflasyon ve devalüasyon her geçen yıl insanları yoksullaştırdı.
Açıklanan “resmi” enflasyon, gizlenenin neredeyse yarısı deniyor.
Barınma krizi bitmek bilmiyor.
Milyonlarca mülteci/sığınmacımız da var.
Satılan vatandaşlıklarla pasaport değerimiz de sıfırlandı. Ekonomiyi uzun uzadıya anlatmaya gerek yok, biliyorsunuz halini…
En tehlikeli üç bileşimi yaşıyoruz; yoksulluk, mutsuzluk ve mantıksızlık.
Mantıksızlık, sorun çözecek aklı çökertiyor.
Yoksulluk, ekonomik araçlarımızı elimizden alıyor.
Geriye mutsuzluk kalıyor!”
***
Evet, karamsarlık bana, bize yakışmıyor.
Aşacağız, çözeceğiz, yine düştüğümüz yerden kalkacağız.
Ama 2024 seni de kolay kolay unutmayacağız…