Hava Durumu

Sessiz istifa akımı

Yazının Giriş Tarihi: 08.09.2022 06:00
Yazının Güncellenme Tarihi: 07.09.2022 23:15

Bir işiniz var. Zamanı gelince gidiyor, mesai bitince kaçıyorsunuz.

Yapmanız gerektiği kadarını yapıp, görev için herhangi bir artı değer oluşturmadan sessizce çıkış kapısına doğru süzülüyorsunuz.

Aslında olması gereken bu gibi geliyor kulağa öyle değil mi?

Ama bugüne kadar iş için kendimizden ödün vermeyi öğrendik.

O yüzden bazı çalışanlar fazlasıyla çaba harcarken bazıları ise bilgisayar klavyesini iki tıkırdatıp yok oluyor.

Bir süre sonrada kendi çok çalışıyor oluşunuz size rahatsızlık vermeye başlıyor. Eğer fazladan çalışmıyor, işinizi ciddiye almıyor ancak istifa da etmiyorsanız bunun bir adı var: Sessiz İstifa!

Bir vazgeçiş. Akışına bırakma hali…

Dünya genelinde sosyal medyada özellikle TikTok videolarıyla bu konu gündeme geldi.

Binlerce kişi nasıl sessizleştiklerini, bıktıklarını, öylesine zaman geçirdiklerini çekip paylaşmaya başladı. Konuyla ilgili akademik makaleleri de görüyorum artık.

Daha çok pandemi sonrası çıkmışa benzeyen bu akım 35 yaş altı çalışanlarda hızla yayılıyor.

Kişiler bunun işten ayrılış olmadığını aksine işlerini eksiksiz yaptıklarını savunuyorlar.

Sanıyorum ki burada işverenlerden kaynaklanan bir süreç yaşanıyor. Çünkü özellikle Türkiye gibi ülkelerde fazla mesai alışkanlığı var.

Buna karşı bir isteksizlik olduğu zaman insanlar çalışmaktan kaçıyor olarak etiketleniyor.

Quiet Quitting (Sessiz İstifa) için videolarda iş-yaşam dengesi üzerine duygusal paylaşımlardan şakalara kadar çeşitli içerikler mevcut.

Bazıları ailesine daha fazla vakit ayırmak için artı mesaiye karşı kesin sınırlar koyarken diğerleri, 9'dan 5'e kadar, sadece geçinmek için yeterli çalışmayı savunuyor.

Yani olması gerekeni dile getiriyorlar.

Yenidünya düzeninde de buna vurgu yapılıyor. Herkes geçimini sağlayacak kadar çalışıp, kazanacak, sonra zamanını kendisine ayıracak.

Buraya kadar normal.

Ancak sessiz istifanın keskin hatlarında minimum olanı yapmak, bunun dışında sorumluluk almayı reddetmek var.

Bu duruma kızabileceğimizi düşünmüyorum.

Günümüzde, geleneksel performans ölçütlerine göre değerlendirme var.

Çok çalıştığınız, göreviniz olmayanları da yaptığınız zaman ilk başlarda alkışlanıyor sonra ise hepsi sizin sorumluluğunuza dönüşüyor.

Ve dahası beklenmeye başlanıyor. Şirketlere kendi zamanından ayırarak katkıda bulunanlar çoğu zaman karşılık alamadığı için de sessiz istifaya sürükleniyor. Yani bu akımın gelişi geç bile kaldı.

Bu istifa çeşidinin kökeninde Çin var. Çin kanunlarına göre işçiler günde 8 saatten fazla haftada 40 saatten fazla çalışamıyor.

Tabii ki bu sadece sözde kalıyor.

Dünya genelinde tepkiler büyüyor.

Ülkenin kendi refahlarından çok çalışmaya öncelik verme zihniyetini eleştiren paylaşımlar durumu da tetikliyor.

Özellikle satış, mühendislik üstüne çalışan firmalarda; yorulmak yok, iş var. İnsanların uzun saatler çalışma fikrini reddettiği bu yeni işyeri trendi Avustralya'da da popüler olmaya başladı.  

Türkiye'de 4857 sayılı İş Kanunu'nun 63. maddesinde, haftalık çalışma en çok 45 saat olarak belirlenmiş durumda.

 Özel sektörde bu sürenin üzerine çıkılıyor, mesai ücreti olarak geri dönüşü sağlanıyor.

Ancak unutulan bir şey var; ücret yoksunluğu motivasyonu düşürüyor ama varlığı motivasyonu artırmıyor.

İnsanlar bu yüzyılda sosyal hayatlarını geri istiyor.  Araştırmalara göre Avrupa ülkeleri arasında en uzun çalışma uygulaması bize ait. Üstelik çok çalışıp, az kazanılıyor!

Bu durum çok boyutlu olarak neden sonuç ilişkisi içinde incelenebilir.

Çalışın ya da çalışmayın, işveren olun ya da işçi olun muhakkak bu konu hakkında bir fikriniz olduğuna eminim.

Şimdi tarafınızı seçin!

Bu akım tam size göre mi?

Yoksa çalış, çalış ve daha da çalış mı?

Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.