Sevgili okur, bu haftaki yazıma Anton Çehov'a atfedilen bir hikâyeyle giriş yapmak istiyorum.
Rusya'nın ücra bir köyünde, rayların vidalarını sökerken yakalanan bir köylü sorgu odasındaydı. "Müfettiş" binlerce insanın canına kastettiğinin farkında mısın? Neden söküyorsun vidaları?
Köylü sadece bir vida beyim. Oltama ağırlık yapması için lazım. Ben kimseye zarar vermem. Hem tüm köy böyle yapar, bir vidayı sökeriz, birini bırakırız. Fizik dersinde öğrendik, yük dağılır, tren devrilmez.
Müfettiş, "Delilik bu. Muhtar görmüyor mu bunu?" dedi.
Köylü, "Görmez olur mu? Karakolun ve kendi evinin kilitlerini bile bu vidalardan yaptırdı. Bedava sonuçta" diye cevap verdi.
Müfettiş, "Peki ya maaşınızı arttırsak? Vazgeçer misiniz bu hırsızlıktan?" diye sordu.
"Mesele alışkanlık. Adaleti ve ahlakı çocukken öğretmezseniz, büyüdüğümüzde cebimiz para görse de biz o vidaları sökmeye devam ederiz."
Müfettiş, bu cehaletten dehşete düşerek raporunu yazmak üzere başkente giden trene bindi. Camdan dışarıyı izlerken kendi kendine konuşuyordu.
"Bu sefalet bir gün felakete yol açacak."
Tam o sırada ray kenarında elinde iki tane vida tutan küçük bir çocuk gördü. Çocuk gülümseyerek el sallıyordu. Müfettiş dehşetle bağırdı.
"Treni durdurun."
Ama çok geçti. Kulakları sağır eden metal çatırtısı duyuldu.Çocuk ne fizik biliyordu ne de bir söküp bir bırakma kuralını. O sadece büyüklerinden gördüğünü yapmıştı. İkisini birden sökmüştü. Tren devrildi.
Cehaletin ektiği tohum, adaletsizliğin suladığı toprakta dev bir felaket olarak biçilmişti.
Suçlu kim? Asıl suçlu kim?
Cehaleti normalleştiren toplum, çıkarı ahlakın önüne koyan düzen, bir şey olmaz kültürü ve yanlışa sessiz kalan herkes. Çünkü bazı toplumlar bir anda çökmez. Önce vidaları gevşer.
Bu hikâyeyi ilk okuduğumda aklıma tren rayları değil, günlük hayatın içindeki görünmez vidalar geldi sevgili okur. Çünkü hayat dediğimiz şey aslında küçük davranışların birikiminden oluşuyor. Bir öğrencinin sınavda kopya çekmesi, bir vatandaşın yere çöp atması, bir sürücünün kırmızı ışıkta geçmesi, bir esnafın eksik tartması ya da bir çalışanın işini savsaklaması ilk bakışta çok büyük meseleler gibi görünmeyebilir.
İnsan çoğu zaman kendini rahatlatacak bir bahane bulur. Bir kereden bir şey olmaz der. Herkes yapıyor der. Kimse fark etmez der. İşte tam da o anda raydan bir vida daha sökülmüş olur.
Hayatta karşılaştığımız birçok büyük sorunun temelinde aslında küçük yanlışların zamanla alışkanlığa dönüşmesi vardır. Hiç kimse bir sabah uyandığında kötü bir insan olmuyor. İnsan önce küçük hatalara göz yumuyor. Sonra o hataları normal görüyor. Sonra da onları savunmaya başlıyor. Bir süre sonra yanlış davranış karakterin bir parçası hâline geliyor.
İşte hikâyedeki köylünün sözü bu yüzden çok çarpıcı. Mesele para değil, mesele alışkanlık. Çünkü alışkanlıklar zamanla insanın ikinci tabiatı hâline geliyor.
Psikolojik açıdan baktığımızda çocuklar nasihatten çok örneklerden etkileniyor. Bir çocuk anne babasının söylediklerini değil, yaptıklarını öğreniyor. Evde saygı görüyorsa saygıyı öğreniyor. Dürüstlük görüyorsa dürüstlüğü öğreniyor. Yardımlaşma görüyorsa yardımlaşmayı öğreniyor. Ama sürekli kuralları küçümseyen, başkalarının hakkını önemsemeyen ve çıkarını her şeyin önüne koyan davranışlarla büyüyorsa onu da normal kabul ediyor.
Hikâyedeki küçük çocuk aslında bunun sembolü. O kötülük yapmak istemedi. Sadece gördüğünü yaptı. Ne yazık ki bazen çocuklar bizim söylediklerimizi değil, yaşadığımız hayatı miras alıyor.
Sosyolojik açıdan da durum farklı değil. Bir toplumun gücü sadece yollarıyla, köprüleriyle ya da binalarıyla ölçülmez. Asıl güç insanların birbirine duyduğu güvenle ölçülür. Bir mahallede insanlar birbirine selam veriyorsa, komşular birbirinin derdiyle ilgileniyorsa, öğretmen öğrencisine vicdanla yaklaşıyorsa, esnaf müşterisini kandırmıyorsa, çalışan görevini hakkıyla yapıyorsa o toplumun vidaları sıkıdır. Ama insanlar sadece kendi çıkarını düşünmeye başladığında, yanlışı görüp susmayı tercih ettiğinde ve sorumluluk duygusu zayıfladığında gevşeme başlar.
Bugün bir otobüse bindiğimizde yaşlı birine yer vermek, sırada hakkı olana saygı göstermek, çevremizi temiz tutmak, verdiğimiz sözü yerine getirmek ya da işimizi düzgün yapmak küçük şeyler gibi görünebilir.
Oysa toplum dediğimiz yapı tam da bu küçük davranışların üzerine kuruludur. Büyük değişimler çoğu zaman büyük nutuklarla değil, küçük ama samimi davranışlarla başlar. Bir çocuğa teşekkür etmeyi öğretmek, özür dilemeyi öğretmek, emanete sahip çıkmayı öğretmek bazen sayfalarca nasihatten daha etkili olabilir.
Belki de kendimize şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir.
Acaba biz hangi vidaları gevşetiyoruz?
Hangi yanlışları sıradan görüyoruz?
Hangi hatalara sessiz kalıyoruz?
Çünkü hayat bize şunu gösteriyor. Toplumlar bir anda yükselmediği gibi bir anda da çökmez. Önce duyarlılık azalır. Sonra sorumluluk duygusu zayıflar. Ardından yanlışlar normalleşir. En sonunda da herkesin şaşırdığı büyük sonuçlar ortaya çıkar.
Bu yüzden geleceği değiştirmek istiyorsak önce günlük hayatımızdaki küçük davranışları değiştirmemiz gerekiyor. Çocuklarımıza iyi örnek olmak, doğruyu savunmak, yanlışa karşı ses çıkarmak ve ahlakı sadece konuşulan değil yaşanan bir değer hâline getirmek gerekiyor. Çünkü bazen bir toplumun kaderini büyük olaylar değil, kimsenin önemsemediği küçük vidalar belirler.
Sevgili okur bir vida küçüktür. Ama bazen koskoca bir trenin rayda kalmasını sağlar. İnsan hayatı da toplum hayatı da böyledir. Küçük doğrular ihmal edilmediğinde büyük felaketlerin önüne geçilir. Vidalar sağlam kaldığında ise yolculuk güvenle devam eder.
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere sağlıcakla kal…