Değerli okurlar,
Bugün çok rahatsız olduğum bir konudan bahsetmek istiyorum.
Aslında beni tanıyanlar bilir. Ben mümkün olduğunca insanın içine umut serpen, moral veren, tebessüm ettiren yazılar yazmaya çalışırım. Hayata biraz daha güzel bakabilmek için kelimeler kurarım. Fakat bugün içimde uzun zamandır biriken bir rahatsızlığı dile getirmek istiyorum.
Gerçekten bir dur kardeşim.
Nereye gitsek aynı manzarayla karşılaşıyoruz. Sokakta yürüyorsun, bir bakıyorsun biri telefonunu kaldırmış çekim yapıyor. Otobüse biniyorsun, yine biri kamera açmış. Metroda gidiyorsun, biri canlı yayın yapıyor. Çarşıya çıkıyorsun, pazara gidiyorsun, sahilde yürüyorsun. Her yerde ama her yerde birileri sürekli bir şeyler çekiyor.
İnsan ister istemez tedirgin oluyor. Acaba ben de o görüntünün içinde miyim diye düşünüyorsun. Yüzünü çevirmeye çalışıyorsun. Başını eğiyorsun. Kameraya görünmemek için yön değiştiriyorsun. Oysa bunların hiçbirini yapmak zorunda olmamalıyız.
Eskiden insanlar fotoğraf çektirecekleri zaman izin isterdi. Şimdi ise önce çekiliyor, sonra belki düşünülüyor. Telefonlarımız gelişti, kameralar inanılmaz kaliteli oldu. Bunlar teknoloji adına gerçekten büyük nimet. Güzel anılar biriktirmek, özel günleri kaydetmek elbette çok kıymetli. Kimsenin buna bir itirazı yok.
Benim itiraz ettiğim başka bir şey var. İnsanların haberi olmadan hayatlarının bir parçası hâline gelmesi. Bir çocuğun görüntüsü, yaşlı bir amcanın yüzü, bankta oturan bir kadın, otobüste camdan dışarıyı izleyen bir genç. Belki o insan görüntüsünün binlerce kişinin önüne düşmesini istemiyor. Belki kötü bir gün geçiriyor. Belki yasını yaşıyor. Belki sadece görünmek istemiyor. Bunu düşünmek bu kadar zor olmamalı.
Eskiden mahremiyet evimizin kapısından başlardı. Şimdi ise sokağın ortasında bile mahremiyetimizi korumaya çalışıyoruz. Ne acı... Bir telefon kamerası yüzünden insanlar rahat yürüyemez oldu.
Kalabalık bir yere gittiğinizde dikkat edin. Kamerayı gören birçok kişi yüzünü çeviriyor. Kimisi elini yüzüne kapatıyor. Kimisi yolunu değiştiriyor. Bu bile aslında bize çok şey anlatıyor. Demek ki insanlar rahatsız. Demek ki insanlar görünmek istemiyor. Demek ki herkes hayatının her anının kayıt altına alınmasını normal karşılamıyor.
Sosyal medya bize paylaşmayı öğretti ama galiba sınır koymayı unutturdu. Her gördüğümüzü paylaşmak zorunda değiliz. Her yaşadığımızı yayınlamak zorunda değiliz. Her anı içerik yapmak zorunda hiç değiliz.
Bazen telefonu cebimize koyup etrafımıza bakmayı öğrenmeliyiz. Bir çocuğun kahkahasını ekranın arkasından değil, gerçekten dinlemeliyiz. Bir gün batımını kaydetmek yerine, seyretmeliyiz. Bir dostumuzla konuşurken telefona değil, gözlerine bakmalıyız.
Hayat zaten yaşanıyor. Belki de en büyük eksikliğimiz bu. Artık yaşamaktan çok kaydetmeye çalışıyoruz. Hatıra biriktirmek yerine içerik üretmeye uğraşıyoruz. Beğeni almak uğruna tanımadığımız insanların hayatını istemeden de olsa ihlal ediyoruz.
Oysa küçük bir soru her şeyi değiştirir: "Rahatsız olmazsan seni de çekebilir miyim?"
İşte bu kadar basit.
İzin istemek nezakettir. Mahremiyete saygı ise insanlıktır.
Asıl üzüldüğüm şey ise şu. Artık elimiz yardım etmeye değil, telefona gidiyor. Bir kavga çıkıyor, insanlar ayırmaya koşmuyor, kameraya sarılıyor. Birisi yere düşüyor, elinden tutan olmadan önce telefonlar havaya kalkıyor.
Trafik kazası oluyor, yardım etmek yerine en iyi açıyı yakalamaya çalışanlar çıkıyor. Sınava geç kalan bir genç gözyaşları içinde kapıya koşuyor. Kimse "Geçmiş olsun" demiyor. Ama onlarca telefon aynı anda kayıt tuşuna basıyor.
O genç belki hayatının en zor gününü yaşıyor. Belki o görüntünün yıllarca internette kalmasını istemiyor. İnsanlar tartışırken bile rahat tartışamaz oldu. Çünkü birileri hemen kamerayı açıyor. Ağlayan insanı çekiyoruz, zor durumda olanı çekiyoruz, hata yapanı çekiyoruz...
Ben teknolojinin karşısında değilim. Kameraların da karşısında değilim. Ben sadece insanların birbirinin özel alanına biraz daha saygı göstermesini istiyorum.
Belki o zaman sokakta daha rahat yürürüz. Belki o zaman insanlar yüzlerini saklamak zorunda kalmaz. Belki o zaman telefonlarımız akıllı olduğu kadar biz de biraz daha bilinçli oluruz.
Son olarak şunu söyleyeyim!
Bir insanın yüzünü çekmeden önce iki saniye düşün. O görüntü sen olsaydın ister miydin? Cevabın hayırsa, çekme kardeşim. Her şey paylaşılmak zorunda değil. Her an içerik olmak zorunda değil. Saygı bedava, nezaket bedava, izin istemek de bedava.
Sağlıcakla kalın. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere arkadaşlar…