Hava Durumu

Hepimiz birer günübirlikçiyiz

Yazının Giriş Tarihi: 23.06.2026 00:06
Yazının Güncellenme Tarihi: 23.06.2026 00:06

Yine bir kitapla merhaba…

Haziran ayının son kitabında, insanın içini sessizce yoklayan; “Ben nereye gidiyorum, neyi erteliyorum, kimlerle gerçekten bağ kuruyorum?” sorularını önümüze koyan güçlü bir eser var: Irvin D. Yalom’un Günübirlik Hayatlar kitabı.

Bu hafta milyonlarca öğrenci sınav salonlarında ter döktü. Geçen hafta LGS vardı, bu hafta TYT ve AYT yapıldı. Sınavların en çok konuşulan taraflarından biri yine aynıydı. Okuduğunu anlamak. Uzun paragraflar, karmaşık sorular, bir metnin altındaki asıl anlamı yakalama çabası soru tipleri vardı.

Ama mesele sadece sınavdaki paragraf sorusu değil.

Asıl mesele, hayatta okuduğumuzu anlayabiliyor muyuz?

Bir insanın yüzündeki sessizliği okuyabiliyor muyuz? Bir annenin iyiyim derken aslında ne demek istediğini anlayabiliyor muyuz? Bir çocuğun öfkesinin altında kırgınlık, bir yaşlının sertliğinin altında yalnızlık, bir arkadaşımızın suskunluğunun altında yardım çağrısı olabileceğini fark edebiliyor muyuz?

Bugün çoğumuz yazıyı okuyoruz ama hayatı okuyamıyoruz. Ekranı kaydırıyoruz ama kendimizi durdurup dinlemiyoruz. Haber görüyoruz ama derinleşmiyoruz. Kitap alıyoruz ama birkaç sayfadan sonra telefona dönüyoruz. Çünkü okumak sadece gözün satırda ilerlemesi değildir. Okumak; düşünmek, hissetmek, anlam vermek ve insanı anlamaya çalışmaktır.

Belki de LGS’de, TYT’de ve AYT’de ölçülen “okuduğunu anlama” becerisi hayatın en büyük sınavına hazırlıktır. Çünkü insan, metni anlayamadığında soruyu kaçırır, hayatı anlayamadığında ise insanları, zamanı ve kendini kaçırır.

İşte Yalom’un Günübirlik Hayatlar kitabı tam bu noktada insanı durduruyor. Bir psikiyatristin terapi odasında geçen olayları anlatıyor gibi görünse de aslında hepimizin evine, kalbine ve zihnine giriyor. Kitapta ölüm korkusu var, yaşlanma kaygısı var, yalnızlık var, geçmişin yükü var, kaybedilen insanların ardından taşınan yas var. Ama en çok da insanın kendinden kaçma hikâyesi var.

Kitabın adı, Roma İmparatoru ve filozof Marcus Aurelius’un düşüncesinden geliyor. Hepimiz günübirlik yaratıklarız. Hatırlayan da hatırlanan da bir gün bu dünyadan geçip gidecek. İlk duyulduğunda insanın içini burkan bir cümle bu. Fakat Yalom, bu gerçeği karamsarlık için değil, uyanmak için kullanıyor. “Madem bu hayat geçici, neden sevgimizi erteliyoruz? Neden konuşmamız gerekeni susuyoruz? Neden kırgınlıkları büyütüyor, sevdiklerimizi ihmal ediyoruz?” diye soruyor.

Yalom’un farkı, kendisini kusursuz bir doktor gibi göstermemesi. Hastalarının karşısında her şeyi bilen, güçlü, duygusuz bir uzman yok. Kendi yaşlılığından korkan, ölüm fikriyle mücadele eden, bazen hastasına kızan, bazen kıskanan, bazen de kendi hayatıyla yüzleşen bir insan var. Bu dürüstlük kitabı daha değerli hale getiriyor. Çünkü insanı iyileştiren şey bazen büyük cümleler değil, “Ben de senin gibi korkuyorum” diyebilen samimi bir sestir.

Kitaptaki Charles, hayatı boyunca başarıyla ayakta kalmış güçlü bir adamdır. Para, makam, otorite gibi. Her şey vardır ama yaşlanmaya başladığında elinden kayan şeyin sadece iş değil, kontrol olduğunu fark eder. Başarıyı bir zırh gibi kullanmıştır. Zırh düşünce karşısında ölümlü, kırılgan ve sıradan bir insan kalır.

Natasha ise yıllar önce kaybettiği eşinin yasına tutunur. Hayata yeniden dönmeyi, mutlu olmayı sanki eşine ihanet etmek gibi görür. Oysa bazen insan acısını sevdiği için değil, acının arkasına saklanmak daha kolay olduğu için taşır. Geçmişi bırakmak, unutmak değil; geçmişin insanın bugününü esir almasına izin vermemektir.

Yalom’un genç hastası Andrew ise yaşlılıkla gençliğin karşı karşıya geldiği bir aynadır. Yalom, Andrew’un önündeki uzun yıllara bakarken kendi geride kalan yıllarını görür. Bu sahneler bize bazı şeyler düşündürür. Gençken zaman bitmeyecek sanırız, yaşlanınca ise zamanın ne kadar hızlı geçtiğini fark ederiz. Oysa zaman, her yaşta aynı hızla akıyordur; değişen bizim ona bakışımızdır.

Günübirlik Hayatlar, ölümden söz eden ama insanı hayattan koparmayan bir kitap. Tam tersine, “Şimdi ve burada” olmayı öğütlüyor. Geçmişin pişmanlıklarında boğulmadan, geleceğin korkularına teslim olmadan, bugün elimizde olan insanlara ve anlara dikkat etmeyi hatırlatıyor.

Bu kitabı okuyan kişi belki hayatını bir anda değiştirmez. Ama bir dostuna daha içten sarılabilir. Uzun zamandır aramadığı birini arayabilir. Yaşlı anne-babasının sesini daha dikkatli dinleyebilir. Kendi korkularını inkâr etmek yerine onlarla konuşmayı deneyebilir. Çünkü hayatın sonunda insanın yanında diploma, makam, para ya da alkış değil; kurduğu gerçek bağlar kalır.

Haziranı böyle bir kitapla kapatmak güzel oldu. Bu ay boyunca kitapların dünyasında biraz düşündük, biraz öğrendik, biraz da kendimize baktık. Temmuzda yeni kitaplarla, yeni hikâyelerle ve yeni sorularla yeniden buluşmak dileğiyle.

Hepimiz günübirlikçiyiz. Mesele, bu kısa yolculukta ne kadar yaşadığımız ve kaç insanın kalbine gerçekten dokunabildiğimizdir.

Sağlıcakla kalın…

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.