Hava Durumu

Topal eşekten daha büyük sorun

Yazının Giriş Tarihi: 14.07.2026 00:06
Yazının Güncellenme Tarihi: 14.07.2026 00:06

Cambazın biri, eşeği yularından çekip gelmiş pazara.

Bir diğer cambaz yanaşmış yanına sormuş: “Kaça bu eşek?. “Bin lira!”. “Aldım gitti, ver elini helalleşelim!”

O sırada birkaç kişi alıcının kulağına fısıldamış: “Yahu görmüyor musun, bu eşek topal. Ondan ucuza verdi!”

“O eşek topal değil, tırnağının arasına taş kaçmış. Bundan dolayı topal sanıp ucuza elden çıkarmaya bakıyor!”

Eşeği satana koşmuşlar: “Be adam bu eşek topal değilmiş sadece tırnağına taş kaçmış!”

Satıcı gülmüş:

“Eşek topal olmasına topal da, öyle zannetsinler diye taşı tırnağına ben koydum!

Alıcıya koşmuşlar: “Yahu bu eşek gerçekten topalmış, taşı o koymuş. Seni de kandırdı, parayı aldı!”

Alıcı başlamış dövünmeye:

“Vay namussuz vay! Eğer verdiğim para sahte olmasaydı, beni kazıklayacaktı!”

Bu hikâyeyi ilk okuduğumda gülümsemiştim. Sonra bir daha okudum. Bu defa gülmedim. Çünkü hikâyedeki eşeği değil, kendimizi gördüm. Herkes karşısındakini kandırmaya çalışıyor. İşin acı tarafı ise hiç kimse kendini suçlu görmüyor.

Geçen gün pazardan kiraz aldım. Tezgâhın ön tarafı pırıl pırıldı. İnsan bakınca iştahı açılıyor. Eve geldim, poşeti açtım. En altta ezilmiş, çürümeye başlamış kirazlar duruyor. İlk anda kiraza değil, güvene üzüldüm. Çünkü o pazarcı belki birkaç lira kazandı ama bir müşterisini kaybetti. Söylesen ayrı dert. Çoğu zaman hemen tartışmaya dönüşüyor. Oysa özür dilemek, hatayı telafi etmek bu kadar zor olmamalı.

Son yıllarda buna benzer o kadar çok görüntüyle karşılaşıyorum ki şaşırma duygumuz bile azaldı. Bazen sosyal medyada turistlerden fahiş fiyat isteyenleri görüyorum. Bazen eksik iş yapıp tam ücret alan ustaların haberlerini okuyorum.

Bazen de insanların birbirini dolandırdığı görüntüler ekrana düşüyor. Her haberden sonra aynı cümle geçiyor içimden. Artık bunları görmek istemiyorum. Bir gün de dürüstlüğün haber olduğu bir ülkeye uyanmak istiyorum.

Aslında mesele pazarcı da değil, usta da değil, kasap da değil. Mesele zihniyet. Kısa yoldan kazanmayı marifet sanan anlayış. Bir defalık kazancı, yıllarca sürecek itibardan değerli gören bakış.

Sonra dönüp birbirimize güvenmediğimiz için şikâyet ediyoruz. Usta avans isteyince şüpheleniyoruz. İnternetten alışveriş yaparken onlarca yorum okuyoruz. Arabamızı tamire bırakırken içimiz rahat etmiyor. Evimize gelen ustanın başında bekliyoruz. Çünkü kötü örnekler iyi insanların da omzuna yük oluyor.

Bazen düşünüyorum. Acaba çocuklar bizden ne öğreniyor? Babasının sıraya kaynak yaptığını gören çocuk, yarın kurala neden uysun? Annesinin küçük bir hatayı normalleştirdiğini gören çocuk, büyüyünce dürüstlüğü neden önemsesin? Ahlak sadece okulda anlatılan bir ders değil. Evde yaşanan bir hayat biçimi.

Okuduğum birçok kitapta güvenin toplumun en büyük sermayesi olduğu anlatılıyor. İnsan birbirine güvenmiyorsa ekonomi de zarar görüyor, ticaret de, komşuluk da.

Psikologlar güven duygusu yıkılan insanların herkesten şüphe etmeye başladığını söylüyor. Sosyologlar ise güvenin azaldığı toplumlarda yalnızlığın arttığını anlatıyor. Dinimiz de ölçüde, tartıda, alışverişte dürüst olmayı emrediyor.

Kul hakkını sadece para olarak değil, eksik yapılan iş, boşa harcanan zaman ve verilen sözün tutulmaması olarak da görüyor.

Peki ne yapacağız?

Her şeyi devletten beklemek kolay. Elbette denetimler artmalı. Aldatanın yanına yaptığı kâr kalmamalı. Tüketiciyi koruyan mekanizmalar daha hızlı çalışmalı. Ama mesele sadece cezayla çözülecek olsaydı bugün bunları konuşmuyor olurduk.

Asıl değişim evde başlıyor. Çocuk dürüstlüğü annesinden babasından öğreniyor. Esnaf güveni kendi tezgâhında inşa ediyor. Usta yaptığı işle adını büyütüyor. Müşteri de hakkını ararken saygısını kaybetmiyor. Hepimizin bu zincirde bir halkası var.

İnanıyorum ki bu ülkenin insanı dürüstlüğü bilir. Yardımlaşmayı da bilir. Komşusuna sahip çıkmayı da bilir. Yeter ki kurnazlığı zekâ, fırsatçılığı başarı gibi göstermeyelim.

Topal eşek hikâyesi aslında bir eşeğin hikâyesi değil. Her gün aynaya baktığımızda gördüğümüz toplumun hikâyesi. Aynayı kırarak yüzümüz değişmez. Ama aynanın karşısındaki insan değişirse, işte o zaman hikâyenin sonu da değişir.

Artık daha çok kazanmaktan önce daha çok güvenmek istiyorum. Alışveriş yaparken içim rahat olsun istiyorum. Bir ustaya anahtar teslim ederken tereddüt yaşamak istemiyorum. Pazardan aldığım meyveyi eve gidince yeniden seçmek istemiyorum.

Çocuklarımızın "Acaba beni kandırırlar mı?" diye büyüdüğü değil, "İnsan sözüne sadıktır" diyerek büyüdüğü bir ülke hayal ediyorum. Çünkü gerçek zenginlik cüzdandaki para değil, insanların birbirine duyduğu güvendir.

Bugün aynaya bakalım. Karşımızdaki insan dürüstse umut hâlâ var demektir. Çünkü bir ülkenin geleceğini kanunlardan önce vicdanlar belirler.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.