KIRGIZİSTAN -TACİKİSTAN ÇATIŞMASININ PERDE ARKASI

Mehmet YÜCE 05 Mayıs 2021 Çarşamba, 06:00

Büyük İskender, akıl hocası büyük filozof Aristo'ya bir mektup yazıp sorar: "Zaptettiğim topraklardaki insanları yönetimim altında tutabilmek için neler yapmalıyım?"

Aristo, çözüm olarak şu tavsiyede bulunur:

İnsanların arasına nifak tohumları ekeceksin. Onları parçalara ayırıp savaştıracaksın. Birbirleriyle savaşınca, hakem olarak kendini kabul ettireceksin. Ama anlaşmaya giden bütün yolları da tıkayacaksın!

Bu şekilde hepsi birbirlerine güvenemediklerinden senin yönetimine muhtaç bir şekilde yaşamayı sürdüreceklerdir.

Aristo'nun İskender verdiği bu taktik gerek SSCB gerekse Rusya Federasyonu döneminde Rus dış politikası olarak realize edilmiş ve günümüzde de ustaca kullanmış kullanılmaya devam edilmektedir. O nedenle Rusya özellikle Türkistan coğrafyasına yönelik birçok sorunu içeren ve asla çözüme kavuşmasına müsaade bir sorun yumağı oluşturmuştur. Bunların başında sınır sorunu, su sorunu, etnik yapı sorunu, radikal hareket soru gibi çözümlenmesi zor sorunlar gelmektedir. Bu yazıda kısaca sınır ve su sorununa temas edilecektir.

1924 tarihinde diktatör Stalin Türkistan'daki birliği bozmak için Batı Türkistan'da yapay ve sorunlu alanları barındırılan sınırlar çizerek beş otonom cumhuriyet kurmuştur. Bunlar: Kırgız Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti, Özbek Sovyet Sosyalist Cumhuriyet, Tacik Sovyet Sosyalist Cumhuriyet, Türkmen Sovyet Sosyalist Cumhuriyet ve Kazak Sovyet Sosyalist Cumhuriyet (başlangıçta Kırgız Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti olarak kurulmuş, 1936 yılında bu şekilde ismi değiştirilmiştir). Böylece başlangıçta sorunlu bir şekilde kurulan bu Özerk Cumhuriyetlerin 1991'de SSCB'nin dağılmasıyla bu sorunlar büyüyerek devam etmiştir. Söz konusu cumhuriyetler arasında hep sürtüşmeye neden olmuş, bir türlü çözülememiş ve her zaman Rusya'nın hakemliğine ihtiyaç duyulmuştur. Her hakemlik sonrasında ise Rusya'nın marifetiyle hiçbir sorun çözüme kavuşmamış sadece beklemeye bırakılmıştır. Rusya ise vakti geldiğinde bu sorunları aktif hale getirmeyi başarmış,  sorun çıktığında önce uzaktan izlemeyi tercih etmiş, akabinde hakemlik rolünü oynamış ve her hakemlik rolünden sonra bölgede bir takım avantajlar elde etmiştir. Aslında bu durum Rus dış politikasının temel araçlarından biridir.

Bugün Orta Asya'da (doğru ifadesi Türkistan'dır) yaşanan en önemli sorun çizilen "sınırlar" dır. Bölgedeki ülkelerin tümü arasında sınır sorunu bulunmaktadır. Bilinçli olarak sorun teşkil edecek şekilde çizilmiş sınırlar bir taraftan Bölge barışı ciddi bir şekilde tehdit ederken, diğer taraftan bölgede Rusya'nın hakemliğine ihtiyaç gerektirmektedir. Sınır sorunu yanında bir diğer ilginç sorun ise Anklav/Eksklav sorunudur. Fergana vadisinde sınırlar belirlenirken, bilinçli olarak oluşturulan, bir ülkenin başka bir ülke tarafından kuşatılmış toprak parçasına anlamına gelen Anklav sorunu hakikaten ibretlik bir manzarayı teşkil etmektedir. Mesela Özbekistan'ın Kırgızistan'da Soh, Şahimardan, Çonkara ve Jangıayıl adıyla bilinen dört anklav'ı bulunurken, Kırgızistan'ın da Özbekistan'ın ana sınırı içinde Barak adıyla bilinen bir anklav'ı yer almaktadır. Bunlar arasında en ilginci ise Kırgızistan'da Soh Anklavıdır. Çünkü bu yer Kırgızistan sınırı içinde egemenliği Özbekistn'a bırakılmış ve etnik olarak da Taciktir. Dolayısıyla Soh, Kırgızistan sınırları içinde olduğu halde Özbekistan açısından egemenlik, Tacikistan açısından soydaşlık sorununa kaynaklık etmektedir. Bu konuda daha önce yine Batkent'e Kırgız-Özbek (özellikle Özbek radikal millitanlar) çatışması olmuştur.

Netice-i kelam, 28 Nisanda Tacikistan'ın Kırgızistan sınır karakoluna ateş açmasıyla iki ülke arasında başlayan çatışmanın kaynağı yine sınır meselesi ve bu mesele ile alakalı su paylaşımı meselesinden kaynaklanmıştır. Batken bölgesinde yer alan bir su barajının paylaşımı konusunda çıkan kargaşa, Tacikistan silahlı kuvvetlerinin Kırgız köyleri basıp, evlerini ateşe vermesiyle tırmanmıştır. Görünür sebep bu iken bu olayın Rusya'nın Tacikistan ile askeri işbirliği yapması ve Rusya'nın Tacikistan'da Üs açmaya karar vermesi ve Rusya'nın savunma bakanı Tacikistan'da olduğu esnada gerçekleşmiş olması manidardır. Hali hazırda Rusya suskundur. Kanaatimce bu olayla Rusya'nın bir taraftan ABD yanlısı Kırgızistan'ın yeni Cumhurbaşkanına "buranın hâkimi benim" mesajı verirken, diğer taraftan bölgede varlığı kuvvetlendirecek yeni dengeyi kurmaktadır. Tabi yine hakem rolü ile yine ellini öptürerek....yani değişen bir şey yok: Rusya senaryoyu yazıyor, oyuncuları ise Müslüman ve Türklerden seçiyor.

Burada unutulmaması gereken bir hususta Fergana Vadisinin özel durumudur. Fergana Ovasını uyuşturucu kaçakçılığının geçiş yoludur. O nedenle bu bölgede radikal hareketler ve kaotik yapılar eksik olmamaktadır. O nedenle bu kargaşada uyuşturucu baronları rölü de göz ardı edilmemesi gerekmektedir.

Gelelim bu olayın dikkat çekici bir diğer yönüne...Türkiye - Azerbaycan - ilişkilerindeki yakalanan ivmenin Karabağ savaşında zaferle sonuçlanması Kırgızistan'da son dönemlerde Türkiye'ye ciddi sempati duyulmasına neden olmuştur. Kanaatimce Kırgızistan'da bugüne kadar Türkiye lehine bu kadar sempati duyulmamıştır. Kırgız halkı arasında Turan Ordusunun kurulacağı ve bu Ordu Kırgızistan'ın güvenliğini sağlayacağı konusunda rivayetler sesli bir şekilde dilendirilmektedir. Bu durum doğal olarak Rusya'yı rahatsız etmektedir. Ancak Kırgız halkı artık sorunun kaynağı biliyor ve bu sorunun Rusya tarafından çözülemeyeceği konusunda da ikna olmuş gibi görünüyor. Bunun bir belirtisi ise Batken olayları sonrasında ülkenin ciddi sivil kuruluşları Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a sorunun çözümünde katkıda bulunması için açık mektup yazmalarıdır. "Her şerde bir hayır çıkar" demişler atalarımız. Umarım bu olay da kardeş iki ülke arasında stratejik ilişkilerin kurulmasına neden olur. Kim bilir belki de Bişkek'te bir Türkiye üssü kurulur...Neden olmasın.