Çağımız gençlerinin aile düzeninden korkmasını anlayamadığımız zamanlardan, şimdi hak verdiğimiz zamanlara evrildik.
Aile anlayışından uzaklaşmış toplumun; örf, adet, gelenek ve göreneklerine de uzaklaştığını, buna sebep olarak toplumun yozlaşarak değerlerinden uzaklaştığını çok net görebiliyoruz.
Bu normalleştirilmiş algıyı oluşturan unsurlar neydi peki?
Büyüklerimiz ve geçmişimiz bizi bu denli değerlerde tutmaya çalışırken, bizim kopuşlarımıza sebep olan nelerdi?
Bir zamanlar gençlerin en büyük hayallerinden biri yuva kurmak, düğün yapmak ve kendi ailelerini oluşturmaktı.
Her genç kızın bir zamanlar gelin olma, erkeğin ise ev geçindirme sorumluluğu altında ezilebilme gerçeğine rağmen evlilik, kutsal hayallerdendi. Bugün ise evlilik, birçok genç için mutluluk hedefinden çok ekonomik bir hesap tablosuna dönüşmüş durumda.
***
Baktığımızda eski zamanlara nazaran hemen hemen her gencin birer birey hâline gelip, ellerinin imkânlar dâhilinde ekmek tuttuğunu, paralarını kazanıp ayakları üzerinde durabilme çabalarını inkâr edemeyiz.
Bu kadar çabaya, emeğe rağmen hâlen onları evlilikten kaçındıran ne oldu?
Özellikle son yıllarda artan yaşam maliyetleri, yükselen altın fiyatları ve düğün masrafları, evlilik kararını ciddi şekilde etkiliyor.
Asırlardır toplumumuzda düğün yapmak, altını ne kadar çok takarsak itibarımızın o kadar yüksek olacağı bilincinde kaybolmuştuk.
Bizim toplumumuzda bunlar önemli bir yere sahip oldu.
Türk toplumunda evlilik sadece iki insanın bir araya gelmesi olarak görülmez. Aynı zamanda ailelerin, geleneklerin ve sosyal beklentilerin de devreye girdiği büyük bir organizasyondur. Ancak ekonomik gerçekler, bu organizasyonun her geçen gün daha da zorlaşmasına neden oluyor.
Bugün evlenmek isteyen bir genç çift öncelikle ev bulmak zorunda. Kira fiyatlarının geldiği nokta düşünüldüğünde, daha evin kapısından girmeden ciddi bir mali yükün altına giriliyor. Bunun üzerine beyaz eşya, mobilya, taşınma masrafları ve günlük yaşam giderleri ekleniyor. Henüz düğün yapılmadan bile yüz binlerce liralık bir bütçe gereksinimi ortaya çıkıyor.
Tabii ki sadece bunlarla da kalmıyor. Her iki bireyde de daha fazlasını isteme, bekleme çılgınlığını da atlamadan yapamayacağım.
Kızların erkekten olağan dışı isteklerde bulunması, kendi ailelerinin güçlerinin yetemeyeceği istekleri erkek tarafına diretmesi, hatta daha ileri giderek bunu şartlı ve koşullu nişan atma tehdidi hâline getirmesi; erkeği, mevcut ekonomik şartlar göz önüne alındığında bir hayli haklı olarak zorluyor.
Bu durumda erkeklerin evlilikten korkması haklı bir durum hâline geliyor.
***
Evliliğin ekonomik boyutunda en dikkat çeken unsurlardan biri ise altın. Yıllardır düğünlerin vazgeçilmez parçası olan takılar, artık birçok aile için ciddi bir mali külfete dönüşmüş durumda. Özellikle damat tarafının karşılaması beklenen bilezikler, setler ve diğer takılar, altın fiyatlarındaki yükseliş nedeniyle birçok gencin gözünü korkutuyor.
Aslında burada mesele yalnızca altının pahalı olması değil. Sorun, gençlerin gelirleri ile beklentileri arasındaki uçurumun giderek büyümesidir. Artan ve orantısız ekonomik düzen, bu durumu daha da derinleştiriyor. Asgari ücretle veya ortalama maaşlarla çalışan gençler, yıllarca birikim yapsalar bile geleneksel bir düğün için gerekli bütçeyi oluşturmakta zorlanıyor. Bu durum da evlilik yaşını yükseltiyor veya evlilik kararını tamamen ertelemeye neden oluyor.
Bu durum, aile olmayı ve toplumun nüfus artışını etkiliyor.
Bir başka önemli nokta ise gelecek kaygısıdır. Geçmiş nesiller, daha sınırlı imkânlara sahip olsalar bile geleceğe dair daha net planlar yapabiliyordu. Bu durumun normalleşmesi bizim algımızsa, çok fazla ailenin aynı ekonomik ve sosyokültürel yapıya sahip olmasından kaynaklıydı.
Günümüz gençleri ise ekonomik dalgalanmalar, enflasyon ve sürekli değişen fiyatlar nedeniyle uzun vadeli plan kurmakta zorlanıyor. Birçok genç, “Bugün evlenebilirim ama yarın geçimimi nasıl sağlayacağım?” sorusunu kendisine soruyor.
***
Sonrası mı?
Her gün adliye koridorlarında parçalanan aileler…
Elbette evliliğin yalnızca maddi koşullara bağlı olduğunu söylemek doğru olmaz. Sevgi, sadakat, anlayış ve ortak hedefler bir yuvanın temel taşlarıdır. Ancak ekonomik gerçeklerin göz ardı edilmesi de mümkün değildir. Çünkü maddi sıkıntılar, evliliklerin ilk yıllarında çiftler üzerinde ciddi bir baskı oluşturabilmektedir.
Belki de çiftlerin birbirine odaklanarak geçireceği en mutlu aylar, borçlar ve kabarmış kredi kartı ekstreleri arasında heba oluyor.
Belki de artık toplum olarak bazı alışkanlıklarımızı gözden geçirmemiz gerekiyor. Gösterişli düğünlerin, uzun takı listelerinin ve yüksek maliyetli organizasyonların mutluluğun garantisi olmadığı kabul edilmelidir. Gençlerin omuzlarına ağır yükler yüklemek yerine, onların hayatlarını kolaylaştıracak çözümler üretmek daha doğru olacaktır.
Bugün birçok genç evlenmek istemediği için değil, evlenmeye cesaret edemediği için bekliyor. Çünkü karşılarında sadece bir nikâh masası değil; kira, faturalar, eşya masrafları, altın fiyatları ve ekonomik belirsizliklerden oluşan uzun bir liste görüyorlar. Bu nedenle düğün salonlarının sessizleşmesinin sebebi, gençlerin evliliğe olan inancını kaybetmesi değil, ekonomik şartların onları zorlamasıdır.
Bir toplumun geleceği, güçlü aile yapılarıyla şekillenir. Eğer gençlerin evlilikten uzaklaştığı bir dönem yaşanıyorsa, bunun nedenlerini sadece bireysel tercihlerde değil, ekonomik koşullarda da aramak gerekir. Altının gram fiyatı yükselirken, gençlerin evlilik hayallerinin de aynı hızla uzaklaşması üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir toplumsal mesele olarak karşımızda durmaktadır.
Çözüm odaklı yaklaşıp, aile yılı ilan edilmiş şu yılda bu konu üzerine daha detaylı çalışılmasını öngörerek; adliye koridorları yerine nikâh salonlarından yükselen mutluluk tebessümlerini görmeyi temenni ediyoruz.